Analiz / KÜRESEL SİSTEMİ VE GAZZE’Yİ YENİDEN OKUMAK
Giriş:

Gazze’deki Siyonist soykırım, ileride insanlığın utanacağı olaylar arasında yerini alacak. Hamas’ın varlığı, konumu ve etkisi bahane edilerek tonlarca bombanın metrekareye bırakılmasıyla devam eden, bütün canlıların imha edildiği bir süreç yaşanıyor. Batı yönetimleri, soykırımcı devlete tam destek verirken; Siyonizm, uluslararası platformda haklılığını ve varlığının bekasını Hamas’ın yok bulmasına bağlıyor: ‘Hamas, varsa, biz olmayacağız ve halkımız güvende kalmayacak.’ deniliyor. Gözden kaçırılan durum ise, Hamas, Filistin halkının bir gerçekliği doğmuş bir teşkilat. Sürecin meydana getirdiği, halkın arasında oluşan bir organik bir yapı. Afganistan’daki Taliban’a benzemiyor. Taliban, inorganik ve Afganistan halkına sonradan entegre olan bir oluşum. Bundan dolayı halk, metrekareye tonlarca bombalar yağarken, babalar ve anneler elleriyle çocuklarını toprağa verirken, yeni damatlar cephede can verirken, evleri ve yuvaları dağılırken destek vermeyi sürdürüyor. Bu durum bir halkın yok olmasıyla da sonuçlansa da mevcut hal, gerçeği değiştirmeyecektir.
Gazze’deki soykırım, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te yaptığı saldırıyla başlamadı. Bu operasyon -er yahut geç- plan dahilindeydi. Saldırı, erken doğuma zorladı, süreci hızlandırdı. Fakat İslam dünyası, buna hazırlıklı değildi. Olayları anlamlandıramadı. Geçmişteki olaylar gibi tipik tepki sendromuyla karşı duruş sergiledi. Bilhassa bu denli uzun süreceğini yalnız İslam dünyası değil, dünya devletleri de beklemiyordu. İran, Lübnan, Yemen ve kısmi olarak Suriye’nin bombalanması, sürecin içinde gelişen ve yeni dünya düzenin doğurduğu saldırılardı.
Bu perspektif, buzdağının görünen kısmı. Birde perde arkası var ki, dünya kültürel, ekonomik ve siyasal bağlamda ciddi bir değişim yaşıyor. Önü alınamayan göçmen hareketleri kozmopolitlik olarak ulus devletleri tehdit ederken, ekonomik yönden kapitalizmin üst yapılanması liberalizm, 60’lı yıllarda oluşan ciddi rahatsızlıklar sonucu post liberalizme, post liberalizm ise, bugün yeniden üretim ile başkalaşıyor. Bu meyanda Post liberalizm sürecin gerekliliğine göre bugün kendisini yeniden üretiyor diyebiliriz.
Bir başka husus da yeni medyanın ürettiği hakikat muğlaklaşmaktadır. Simule edilen gerçek ve doğrular, kitleler tarafından tam anlaşılmadan, kurgusallık ekseninde manipüle edilerek zihinler şüpheye düşürülmektedir. Bilhassa teheyyüç ve öfke barındıran birçok üretimin (görüntü, ses, belge…) kurgusal olduğunun sonradan anlaşılması ve yapay zeka ile stüdyolarda kurgusal olarak üretilmediğinin bilinçli olarak deşifre edilmesi, bireylerin zihinlerindeki gerçeklik ve doğruluğu zedelemektedir. Yapay zekayla birlikte bu hakikatin bulunması giderek derinleşmektedir. Zihinlerde hakikat nedir sorusu büyük bir sorun olarak durmaktadır.
Yine küresellik ve vicdan çatışması bu bağlamda ele alınması gereken başat sorunları arasında gelmektedir. Vicdan, her insanın fıtratında doğuştan gelen devredilemeyen, körelmeyen ama üstü örtülebilen bir insan verisidir. Haksız olaylar ve hakikat karşısında dil ile yalanlansa bile inceden inceye rahatsızlık veren, kişiyi rahatsız eden ve onu özüne döndürmeye çalışan bir sızıdır. Bu sızı, toplumsal vicdan oluşturmakta, kitleleri iktidarların küresellik olgusunu tehdit ederek çatışma zeminini oluşturmaktadır. Bu çatışma, toplumsal vicdan ile iktidarların küresellik çatışmasıdır. Dolayısıyla Batı’da bugün, Gazze konusunda protestoların İslam ülkelerinden daha fazla olmasının temel nedeni diyebiliriz. Zira kapitalizmle büyümüş nesillerin yaşadığı ruhsal bunalım, onların böyle bir tepki göstermesine neden olmaktadır. iktidarlar ise, bu süreçten en az zarar ile kurtulma ve süreçten karlı çıkmanın hesaplarını yapmakta, toplumsal vicdanını gözardı etmektedir. Medya ortamlarında ‘Mutlu Şiddet’i kullanarak, vicdanı köreltip, benzer olaylar art arda tedavüle koyarak kamuoyunda olağanlaştırmaktadır. Bu nedenledir ki, bir zaman acıklı olaylar karşısında yemek yemeyi, eğlenmeyi kerih gören kişiler, bugün olaylar karşısında bir taraftan izlerken diğer taraftan rahatsızlık duymadan yemek yiyip, çaylarını rahatça yudumlamaktadır. Sorunlar araçsallaşarak giderek önem kaybına uğruyor.
Bu bağlamda Gazze direnişi yalnız bir inanç meselesi değil, insanlığın gelecek sorunudur. Ayrıca konu, yalnız iki devlet arasında süren bir orantısız bir güç meselesi de değildir. Yalnız insanlar katledilerek asıl meselenin önü kapatılarak, dipten dibe gelen güçlü alt dalganın önlenmesi hedefleniyor.
- Kapitalist Sistem, Çağın Gerekliliğine Göre Yeniden Şekilleniyor
Post Liberalist ekonomi, sancılı bir dönem yaşıyor ve çağın gerekliliğine göre yeniden şekilleniyor. Sanayi devriminin liberal ekonomisi Ötekiyi, Batı’nın hem hammadde kaynağı hem de pazar alanı konumuna indirgemişti. ‘Batı’, merkezdi, sistemin omurgasıydı. Geriye ‘Ötekiler’ çevre kaldı. Bu ayırım, sınırsal olmakla birlikte hem sınıfsal hem kültürel hem de ekonomik bir ayırımdı. Merkez, azınlık olmasına rağmen gücü elinde bulunduran, halkları kitleleştirip onları yönlendiren bir dinamizm stratejisi oluşturdu. Görünümsel özgürlük çerçevesinde, özgür köleler sistemini tesis etti(post liberalizm). İnsanlar özgür olduklarını hissettikleri kadar köleydi. Böylece Özgürlük çizgisi, kölelikle ters ama paralel bir seyir izledi. Sermayenin kayda değer olmayan kısmının köleler ile paylaşılması, stok tüketimine yönelik bir sistem entegrasyonuydu. (fordist ve post fordist sistem). Mal çoğaldıkça, alım gücü yükseltildi, alım gücü yükselince, stoklar tüketildi. Bu bağlamda hem merkez güçlendirildi hem de sermayenin tekeli ve gücünün artması sağlandı. Bunun sonucunda makas giderek açıldı ve orta sınıf kavramı, süreç zarfında ortadan kayboldu. Köylerde az bir emekle evi olan insanlar, şehirlerde çok emek harcamasına rağmen ev alamaz duruma düştü. Makineleşme yeni iş yükü getirdi. Halbuki makineleşmenin iş yükünü hafifletmesi düşünülüyordu. Toplum yoruldu, metrolarda, otobüslerde, servislerde ve oturdukları yerde dinlenmeye zorladı.

Ötekiler, madunu (mustazafları) temsil ediyordu. Madun desteklenmeyi, kurtarılmayı, güçlendirilmeyi bekleyen, demokratik olmayan yönetimlerin çarkında ezilen, özgürlüğü elinden alınmış halklardı. Ekmeği elinden alınmış, nefesi vergilendirilmiş, pardon hakkı bulunmayan, hayvani yaşamsal formu dayandırılmış adeta zombileştirilmiş kimselerdi. Madunu savunmak ise, Batı’nın entelektüellerine kaldı. Bu entelektüeller, maaşlarını Batı’dan alan ve Batı’nın ideolojisini şekillendiren kimsellerdi. Elbette bu bir çarpıklıktı. Maaşlarını Batı’dan alanlar ötekiyi savunacaktı. Aslında bu bir tezat gibi görünse de köleleştirilmiş kitleye yönelik bu, bir rıza üretme stratejisiydi. Mekanizmanın yerli yerinde işlemesi adına gerekli bir yoldu. Özgürlüğün şekilsel kabul edilmesi siyasetiydi. Böylelikle farkındalığı elinde alınan kitle Batıya gönüllü kölelik üretimi sağlayacaktı.
Batının rıza üretiminde, küresel ideolojik baskı aygıtları (askeri) ile onu destekleyen kültürel aygıtların (siyaset, ekonomi, hukuk, sosyal teşekküller ve medya) fonksiyonları bu stratejinin başarıya ulaşmasında truva atı işlevi gören diğer aygıtlardı. Oportünist siyasetlerle madunda üzerinde yapılan onca soykırım, yağma, talan, hak-hukuk ihlalleri kendi kurumlarınca kimlik siyaseti üzerinde değerlendirilerek, terörist yaftalarla karalanarak bertaraf edildi. Adı ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ (AHİM) olsa da taraflı kararlar gece ile gündüz kadar açıktı. Dünya yaşamsal formunu bozucu ne kadar adım varsa, bunun engellemesi adına ilk imzayı atanlar kendileri olmalarına rağmen yaşamsal formu bozan teknolojiyi elinde bulunduran ve geliştiren kendileriydi. Halklara demokrasi havariliği yaparlarken, yandaşları için monarşi, askeri, diktatörlük rejimlerinin varlıklarını sürdürmelerinde bir beis görmediler.
Bulunduğumuz noktadan bakıldığında, Batı politikasının hedefe ulaştığını görebiliyoruz. Zira Ötekilerin gözünde Batı, özgürlükler ülkesi görülmektedir.
Asırlardır süren bu ideolojik düzen, gelişen medya teknolojileri ve yeni ideolojik yaklaşımlarla, sürdürebilirlik bağlamında error vermektedir. Fikirsel değişimler sosyal dönüşümleri tetikleyerek, kimi etnik kimi dini kimi de yönetimsel çıkar çatışmaları nedeniyle Batıya başkaldırmaktadır. Gandhi’nin ‘Tuz Yürüyüşü’, İran’daki ‘İslam Devrimi’, SSCB’nin parçalanması, Ortadoğu’daki ‘Arap Baharı’ bunların birer yansımasıdır. Kapitalist emperyal devletler, bu gelişme ve oluşumların aktörleri değillerdi. Fakat sonuçlarını lehine çevirerek hegemonik sultalarını devam ettirme mahareti ortaya koymayı başardılar (Arap baharı). Fiziksel işgalin bittiği Hindistan, şuan emek sömürüsü işgali altında; Mısır, karşı askeri devrimle tekrar ele geçirildi. Irak, Libya ve Suriye parçalandı ve bu devletlerin bir içbirlik sağlama yolunda attıkları adımlar Batılılarca baltalanmaktadır. Afrika ülkelerine baskı devam ediyor. Çin ve Latin Amerika ülkeleri, Batının küresel ekonomik baskısı altında. Türkiye, iç çatışmalara sürüklenmek isteniyor ve ekonomisi baskılanmakta; İran, tam teşekküllü boykot çarkında. Gazze ve Afganistan terörist yaftalarla zulüm görüyor. Listeyi uzatmak pekala mümkün. Ama söylem ve ideolojiyi baltalayan zincirin son halkasını Gazze oluşturuyor. Gazze, post kapitalizm sistemi ile siber savaş tekniklerine karşı yarı kollektif bir mücadele ile onlara meydan okumaktadır. Bu kollektif mücadelenin başarıya ulaşması onları korkutuyor. Dolayısıyla Batılı ve Arap iktidarlarının israil’e destek vermesinin ve soykırımlara göz yummasının temel nedeni budur.

Burada Rusya farklı bir fonksiyon ve konum üstlenmektedir. Yüzü Doğu’ya, sırtı Avrupa’ya dönük gibi görünse de gerçekte kapitalist ideolojinin yeniden üretiminin negatif etki ölçüm alanı. Böylelikle Rusya sayesinde yeni sistem, pozitif alanlarla birlikte kendisini tamamlanmış olacak, sonuçları öngörebilir, riskleri indirgenmiş bir tablo elde edilebileceklerdir. Rusya’nın güncel olaylar tablosu incelendiğinde Doğu ülkelerinin yanında görünmesine rağmen Batı’nın bütün saldırılarında savunduğu devleti yalnız bırakmıştır. Suriye ve İran saldırıları bu bağlamda değerlendirilebilir. Ukrayna savaşı ise, bilindiği üzere Batı’nın Batı ile bir çıkar çatışma savaşı. Sonucunda küresel çıkarların mutlu olacağı bir sonuçla son bulacaktır.
- Hakikatin Muğlaklaşması: Post Truth
Hangi hakikat? Günümüz için tek bir hakikatten bahsetmek mümkün müdür? kime, neye göre? Bu sorular post truth kavramına işaret etmektedir. Post truth’un tam bir Türkçe karşılığı bulunmamaktadır. Kavrama ‘Hakikatin yitimi, hakikatin önemsizleşmesi yada sözlük anlamı hakikat ötesi’ manaları verilmektedir. Trump’ın Amerika’nın başına gelmesiyle kavramın kullanımı belirgin hale geldi. Tek bir gerçeklikten ziyade dayatılmış, çarpıtılmış bir gerçeklik bulunmaktadır. Sosyal ağlar üzerinden saatlik değişen temel bir özelliğe sahiptir. Gerçekliği yalnız iddia edenin gerçekliğine aittir.

Kavramın yayılmasında sosyal ağlar etkinken medya burada medya truva atı işlevi görmektedir. Siyasetin medyayla olan temel çıkar ilişkisi, bireyler üzerindeki etkili özelliği iktidarlarca kullanılmaktadır. Bir yalan düzmece görüntülerle birden azımsanmayacak derecede savunulma durumuna düşülebilirken; bir gerçek ise güdük kalabilmektedir. II. Dünya savaşında bu durum kayıtlara geçmiştir. Almanya’nın Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Gobbels’in, “Bir yalan kırk defa tekrar edildiğinde inandırıcı olur.” politikası bir Alman halkını algısını değiştirdi. Merkezinde yalan, aldatmacanın bulunduğu bir hakikat ilka edildi ve kitle iletişim araçlarıyla bunun yayılması sağlandı. Çerçeveyi güçlü lider, güçlü halk propagandası oluşturdu. Dolayısıyla bir halk savaşa sürüldü, soykırımlar makul görüldü. Yaşam hakkı, yalnızca kendi post truth’un oluşturan kimse için geçerliydi. Gerisinin ne olduğu ve olacağıyla bir ilgilenme söz konusu değildi.
Çağımızda Yeni medya etkisiyle hakikat tamamen muğlaklaşmıştır. Sosyal ağlar hem kitlelerin tepkisi indirmede dalgakıran işlevi görürken diğer taraftan zihinleri bulandırmak suretiyle hakikati anlaşılmaz kılmaktadır. Yapay zekanın da devreye girmesiyle, mevcut durum çok üst segmentlere ulaşmıştır. Dolayısıyla kitleler olayları tahlil etmekte zorluk çekmekte, tam bir tepkinin oluşması gecikmektedir. Müslüman toplulukların sosyal ağlar entegrasyonu yeni sayılır. Arap baharında yaşadıkları tecrübe ciddi bir kazanım olarak görülmekte ise, aslında onlarda hakikat yitimi çarkına girmişlerdir. Bilinçli medya kullanımına önem vermeleri gerekmektedir. Yoksa varılacak sonuç, Batının ulaştığı yoldur, hüsrandır.
- Gözetim ve Denetim
Gözetim ve denetim, iktidarların eski zamandan beri sürdürdükleri bir siyaset türüdür. iktidarlar, halkı gözetleyip denetleyebildikleri kadar kendilerini güvende hissetmektedir. Günümüz için artık, fiziki bir gözetim ve denetimden söz edilemez. Dijital medya ortamlarıyla birlikte, devletlerin sağlık politikaları, nüfus politikaları vs. gibi denetim yollarıyla egemenliklerini güçlendirmektedir. Fiziki bir gözetim ve denetimden ziyade dijital takip sistemi uygulamakta, dijital medya ortamlarıyla bu sağlanmaktadır. Takip, dinleme, gözetleme çoklu medya ürünlerinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Halk ise, buna isteğiyle rıza gösterip onay vermektedir. Hem teknolojiyi kullanarak hem de bu gözetim ve denetimin dışında kalmak şuan mümkün görünmüyor. Bir yapı diğer yapıdan bağımsız görünse de iç içedir. Hackerler, sistemin dışında görünen kişiler gibi görünüyor. Ama onlarda ağda bıraktıkları dijital izlerden ötürü sistemden kaçamamaktadır. Sistem içinde dijital muhalifler denilebilir.
Yaklaşık 45 m² bir alan olan Gazze uydu teknolojileriyle, Heronlarla, uçaklarla, denizaltılarla, yerli ajanlarla dijital ağlarla yıllardan beridir gözetilmektedir. Hamas’ın kendine has iç sistemi, örgütsel yapısı ve kollektif mücadelesi büyük oranda kendisini başarılı kılmaktadır. Fakat bu derece analog kalması, mücadelenin geleceği bağlamında yeniden müzakere gerekliliğini zorunlu kılmaktadır. Teknolojinin hazır alınıp kullanılmayacağı aşikardır. Güney Lübnan’da Hizbullah’ın özel kuvvetleri arasında kullanılmak üzere Tayvan kaynaklı bir şirketten aldığı çağrı cihazları ve telsizler, israil tarafından uzaktan patlatılarak birçok ferdini sakat bıraktı, yer tespiti yapmak suretiyle Nasrallah’ın da aralarında bulunduğu birçok yöneticinin katledilmesiyle sonuçlandı. Ayrıca İran’da Hamas’ın lideri İsmail Heniyye ve yine İran’da bir çok kuvvet komutanın evlerinin odalarında füzelerle vurulması yazdıklarımızı teyit bağlamında bir örnektir. Bilhassa halkı müslüman ülkelerde gözetim ve denetim daha sıkı durumdadır.. Burada ibret babında iki meseleyi zikretmek istiyorum.
Birincisi, Eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın 8 ay önce bir televizyon kanalına verdiği mülakattı. Ahmedinejad, Siyonist devletin ajanlarını çıkarmak için bir istihbarat teşkilatı kurduklarını ve bu teşkilatın başına atadıkları kişinin Siyonist devletin ajanı çıktığını açıklamıştı. Diğeri ise, Ahmet Anapalı’nın II. Abdülhamit döneminde geçen bir meselesidir. Anapalı, Şamlı Reşit Efendi diye bir kişinin ismini zikreder ver derki: Bir gün II. Abdülhamit, baş danışmanı, Süleymaniye medreselerinin baş müderrisi, fıkıh ve tefsir’de otorite olan Şamlı Reşit Efendiyi saraya çağırır ve ona: “Hocam! Canım çok sıkılıyor, kendimi çok yalnız hissediyorum. Defterdarım casus. Çaycım casus, saray casuslarla kaynıyor. Hepsini kullanıyorum fakat çok yalnızım.” der ve omzuna başını koyup ağlar. İki kişi arasında geçen bu konuşma yıllar sonra “Frederic Wambery” tarafından yazılan bir anı defterinde deşifre edilir. Anı kitabında şu satırlar dikkat çekicidir: “II.Abdülhamit herkesi çözmüştür fakat beni çözememiştir.” Meğer Şamlı Reşit Efendi İngiltere adına casusluk yapan, küçüklükten beri yetiştirilen bir ajandı.
Teknolojiyi üreten devletler öncelikle ürettikleri teknolojinin kendisine bilgi sağlaması hususunda özel sistem yerleştirmektedir. Özel sistem cihazdan bağımsız değil, temel parçadır. Bu parça çift yönlü bir iletim sağlamaktadır. Burada amaç, teknolojiyi ihraç ettikleri devlet ve örgütlerin gizli bilgilerine ulaşma ve kontrol çabasıdır. Türkiye’de israil’inde operasyon bölgelerine önceden haber vermesiyle operasyonların başarsız kalmasına neden olduğu ortaya çıktı.
Dolayısıyla Teknoloji bir güçtür. Halkı müslüman devletler ile diğer emperyalist güçlere karşı mücadele veren halkların, kendi teknolojilerini üretmek zorunluluğu artık çağın bir gerçekliğidir ve çağın gereksimine göre kuşanmaları elzemdir.
Sonuç:
Genelde emperyalizm ile mücadele, özelde Gazze konusu, Ötekilerin Batının sistematik saldırılarına karşı yeniden değerlendirilmesi gereken, yeni yol ve yöntemlere gereksinim duyan bir konudur. Sistem kendisini sürekli yenilerken ötekilerin geri kalması, zulme maruz kalmalarına neden olmaktadır. Batının kendisine tehdit gördüğü en ufak bir kıvılcım dahi, yıkım ve katliamla sonuçlanmaktadır. Dolayısıyla, Ötekilerin için bu bir mecburiyet olmuştur. Dolayısıyla kendi teknolojilerini üretmek ve yetişmiş beyinleri ülkelerinde istihdam etmek gibi zorunlulukları vardır. Yerli ve milli savunma sistemleri ve ekonomik üretim kompleksi kurmaları gereklidir.
Ötekilerin Batıya bağımlılığı kesilmelidir. Bunun için, Batı menşeli ürünlere boykot uygulanmalıdır. Yerli mal üretim ve tüketim desteklenmeli, yerli şirketlere destek verilmelidir. Burada yerli şirketlerin suiistimalleri, caydırıcı ağır cezalar ile engellenmeli, etkin bir denetim mekanizması kurulmalıdır. İthalat ve ihracatta, bölgesel işbirliği teşkilatları kurularak kendi pazarlarını oluşturmalıdır.
Sistemin bir diğer ayağını ise, medya oluşturmaktadır. Geniş kitleye seslenecek uluslararası medya kuruluşlarının gerekliliği her geçen artmaktadır. Batı sistemi içinde sisteme muhalif önemli sayılabilecek kişiler ekranlara taşınarak tanınırlık ve bilinebilirlik sağlanmalı, adalet temelli bir yayın anlayışıyla halklar nezdinde güvenilirlik oluşturulmalıdır. Yapılan mücadelenin yalnız ötekilere değil insanlığın kurtuluşu olduğu mesajı hissettirilmelidir. Yoksa yalnız bir kimlik çerçevesinde yapılan yayınlar sadece o kimliği benimseyenlerce sınırlı kalacaktır.
Bunların bir kısmı şuan bazı devletlerce uygulanmaktaysa da tam bir başarı elde ettiği söylenemez.
Gazze özelinde; Hamas, kabul edilsin veya edilmesin, halkın içinde oluşmuş bir organik yapı olduğu muhakkaktır. Uluslararası platformda Gazze sorununun araçsallaşması önlenmelidir. Siyasilerin elinde, yalnız kendi çıkarlarını temsil eden bir siyasi mülahaza olarak ele alınmaması gereklidir. Bu sorun yalnız İslam dünyasının değil, batının emperyalist mücadelesine karşı bir mücadele olduğu vurgulanmalı, vicdan temelli, insanlığı hedef edinmiş grup ve topluluklarla birlikte hareket edilerek protestoların geniş bir kitleye yayılması sağlanmalıdır. Küresel bir dünyada, mücadele küresel yapılmalıdır. Zira bu durum, batı iktidarlarının rahatsız olmasına neden olacak, çözüm için bir zemin oluşturacaktır. Din temelli yaklaşımlar veya belli bir kimlikle tanınmış grup ve toplulukların protestoları, taraflı lanse edilebileceği için yetersiz kalmakta, sanki bir grup yada topluluğun sorunmuş gibi izlenimi vermektedir.
Şuana kadar karadan yapılan protestolar Filistin’e sınır devletlerinin engellemeleri sonucu istenilen başarıya ulaşamamaktadır. Denizde yapılan eylemlere ise, israil uluslararası sularda direk müdahale ederek kamuoyu nezdinde itibarını zedelemektedir. Elbette bu önemli bir adımdır. Başarı bir eylemin doğurduğu sonuçtur. Protestocular, taşıdıkları insani gıdaları hedeflerine ulaştırmamış olsalar bile ortaya çıkan netice eylemin başarısına işaret etmektedir. Eğer bu eylemler, birçok ülkeden eş zamanlı başlatılabilinirse, Batı ve onun büyük ortağı israil’i zor duruma düşürebilir, geri adım atmasına neden olabilir. Bilmemiz gerekir ki, hiçbir sorun çözümsüz değildir. Yalnız soruna odaklanmak, çözüm yolunun görünmesine engeldir.
Share this content:



Yorum gönder