21 Ocak 2018 Pazar

Deryaya SAVRULAN KÜLLER ve Mahalle Baskısı..!

Dr.Hamdi KALYONCU

07-09-2017 10:38

Deryaya SAVRULAN KÜLLER ve Mahalle Baskısı..!

 “Ölüyü yakmak” bana da mantıklı geliyor. Tabii, eğer semavi dinlerin öğretilerini yani kutsal kitapları kaale almaz isek!
Ne kolaylık! Defnetme derdi yok! Hem, mezarlıkların gözümüzün önünde, bize her an “hayatın sonlu olduğu” gerçeğini hatırlatmasından da kurtulmuş oluyoruz.

Yakalım, yakılalım gitsin! Leyla Gencer gibi..!

“Toprağı bol olsun!” mu demeli? Belki “Suyu bol olsun..!” demek daha doğru olur. Bol oldu zaten!
“Deryada kül olmak.!” Zerresi bile kalmıyor insanın. Ne müthiş bir şey!
“Leyla!..” denince akla “Aşk” gelirdi eskiden. “Leyla” ve aşkından yollara düşmüş “Mecnun!”
Leyla gitti.! Yandı, kül oldu! “Mecnun” da var mıydı gerçekten?! Hikaye mi bütün bunlar?.

Aslında “Leyla”, Leyla mıydı o da belli değil! Belki başka bir adı vardı! Biz Leyla’yı Leyla zannediyorduk; “Mecnunluğumuz”dan!
Bu ülkede “mahalle baskısı” bu kadar etkili mi ki, insanlar dinlerini ve ırklarını gizlemek zorunda kalıyor?.
Ne kötü bir durum! Dininizi ve ırkınızı açıklamadan bir ömür süreceksiniz! Ta ki bu hayattan göçüp gidene dek! Bu çok sıkıntı verici bir ruh hali olmalı.
Neden birileri üzerlerinde baskı hissediyor? Bu korku kimden? Gerçekten bir mahalle baskısı var mı? Bu baskı “mahallelinin inancı”ndan mı kaynaklanıyor? Bu inanç “inanmayanlar”a baskı yapmayı mı öngörüyor?

Bir yanlışlık olmalı. Ya da bir çok yanlışlık..! Eğer “mahalleli”nin inancı “İslam” ise, İslam baskıyı kesinlikle reddediyor! O zaman, ya “mahalleli” inancını doğru dürüst anlamamış ya da “mahalleli”nin baskısını üzerinde hisseden ve dinini, hatta ırkını bile gizlemek zorunda kalanlar “paranoya” içinde bir ömür sürüyor. O mahalle ki, orada insanlar “insan”dır. Çünkü, onlar için hayatın anlamı; “sevgi”dir, “yardımlaşma”dır, “komşuluk”tur! Kimsesizler “Tanrı misafiri”dir onlar için.!

İster İstanbul’un “Gazi mahallesi”, ister Erzurum’un “Melelle başı” olsun! Fark etmez! İnsanlık oralarda..! Sitelerde modern yaşam süren, Güvenlik çemberleri içinde, şato gibi yerlerde yaşayıp, apartman kapısında karşılaştığı kişiye selam vermeyen, Değil komşusunun, kendi akrabasının cenazesine bile gitmeyen, Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, hiç yaşamamış gibi ölenler”e benzemez onlar! O mahalleliler..! “Korkutmak” onların defterinde de yoktur! Kitabında da..!

Ne “mahalle baskısı..!” Bu korku gerçek olamaz. “Korkulan”ın korkulacak bir yanı yok! Problem korkanın kendisinde.! “Mahalle baskısı”nı üzerinde hissedip hayatı kendisine de, “mahalleli”ye de zehir etmeye çalışanların beyninde! Ölünün arkasından bir şeyler söylemek zordur, ama Leyla Gencer’in yakılarak küllerinin deryaya savrulması insanda çok garip hisler uyandırıyor!

Ve bu garip hisler içinde şu ÜÇ ŞEYİ DÜŞÜNMEDEN edemiyor insan;
I. Eğer bir gün, ki o gün kaçınılmaz olarak gelecek, YAKILARAK ya da BİR ÇUKURA ATILARAK sonsuza dek bitecekse bu hayat, bunca zahmet niye? “Ölümden sonra hayat yoksa, bu hayatta hayat yoktur!”

II. “Korku” duygusu, çoğu zaman “korkulan”dan beter bir musibettir. Birileri topluma, “mahalle baskısı” vs diye habire “korku” pompalayarak en büyük zararı “korkuttuğu kesim”e verdiğinin farkında değil mi?

III. “İnanç” hürriyeti, aynı zamanda “inanmama” hürriyetidir. “İnanmama hürriyeti”nin olmadığı yerde “inanç hürriyeti”nden de bahsedilemez. Irkını, hele de dinini açıklayamadan insanlar nasıl rahat olabilirler ki? Birileri buna öncülük yapmalı. Adını değiştirmeli, ırkına, sülalesine ve dinine uygun adlar almalı! Aslına dönmeli! Hür olmak için ölümü beklememeli!

drhkalyoncu@hotmail.com

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA