09 Aralik 2018 Pazar

Hz.Muhammed Filmi üzerine Geç Kalınmış Bir Eleştiri

Ejder AŞİT

12-06-2017 16:55

Hz.Muhammed Filmi üzerine Geç Kalınmış Bir Eleştiri

Vizyona girmeden önce müslümanlar arasında tartışmalara neden olan İranlı yapımcı-yönetmen Mecid Mecidi’nin Hz. Peygamberin hayatını anlattığı filmini yeni izledim. Vizyondayken izlemeyi çok arzulamama rağmen kısmet olmadı.

Protesto ve tartışmaları, demagoji ve iltifatları bir kenara bırakıyorum. Beklentim islami tebliğ’e nasıl bir katkı sağlayacağı ve müslümanlara davette nasıl bir doküman kazandıracağıydı. Çünkü biz müslümanlar ‘Çağrı’ filminden sonra islamın doğuşu ve yayılmasından bahsedecek ‘izlenebilir’ bir film yapamadık. Oysa Batı sineması her yıl ideolojini ve dinini anlatan birçok film yapmakta.

Bunu düşünmek dahi beni heyecanlandırmıştı. Zira İran sineması dünya çapında başarılı yapıtlar ortaya koyabilen kendine has imgeleri olan bir sinemadır. Hz. Yusuf, Hz. Meryem, Eshabı Kehf hepimizin zihninde derin izler bıraktı ve yeni doğan çocukların isimleri bu filmlerde anlatılan kahramanların isimleri konuldu.

Filmi izledikten sonra hayal kırıklığı uğradım ve beklentimin altında bir senaryo ile konu çıktı karşıma. Geniş bir platoda hatırı sayılır bir bütçeyle çekilmesine rağmen, cast özensiz seçilmiş. Karakterler izleyicide etki bırakacak tipte değil. Bazı montaj sahnelerindeki uzun mixler görüntü kirliliğine neden olmuş, yapmacık ve zorlama sahneler var.

Dinsel yönü ne Kur’ani imgeler taşıyor nede geleneksel. Hayal ile gerçek arasında sinemasal kaygılar çerçevesinde bir peygamber hayatı işleniyor. Peygamberin doğumundan sonuna kadar Yahudiler onu takip edip ele geçirmeye çalışması sinema mantığından çok filmi diziye çevirmiş. Buda Yönetmen ve Senaristin rahat bir kafa ile bu senaryoyu yazmadığını gösteriyor.

Şöyle bir itiraz gelebilir: Sinema hayal dünyasına ait bir sanattır. Dolayısıyla bunu normal karşılamak gerekir. Bende derim ki, anlatılan peygamberin hayatı olduğu için bundan uzak durmak gerekir. Çünkü her geçen zaman peygamberin örnekliğini kaybediyoruz. Bu tür filmlerde ona katkı sağlamaktadır.

Film’de müşriklerin hayat tarzı iyi işlenmediği gibi zihin yapılarını deşifre edecek kareler seçilmemiştir. Ayrıca küçük yaştaki peygamberle tanışan herkes sanki ona nübüvvetin verileceğini biliyor izlenimi verilmiş, ona göre davranılıyor. Şayet gerçekten filmdeki gibi olsaydı, davete başladığında müşrikler neden onu inkar ettiler!

Ayrıca Ebu Leheb’in karısı Ümmi Cemil’in peygamberin babası Abdullah’ı arzuladığı ama bu gerçekleşmeyince Ebu Leheb’le evlenmek zorunda kaldığı replik ile Süveyb’in eşinin  köle mezatında satılmasından  sonra figanına şahit olan peygamberin amcasına gelip azat etmesini istemesi ve kefil olacağını belirtmesinden sonra Ümmü Cemil’in araya girerek edalı konuşması filme yakışmadı.

Peygamberin nübüvvet öncesi hayatındaki sosyal şahsiyet ve sorumluluk bilinci de yok. Zira o nebilik verilmeden önce ‘emin olup ahde vefa gösteren, emanete riayet eden, insanlara rahatsızlık vermekten kaçınan, haksızlığa tahammül etmeyen, ikili ve akraba ilişkilerine dikkat eden, sınıfsal farklılığı önemsemeyen, yetimleri koruyup kollayan, miskinleri doyuran, fakiri horlamayan, salih amel ve hasenat işlerinin içinde olmayı arzulayan biriydi.

Buna karşın Hira mağarası Yahudi düşmanlardan korunmak için sığınak, susuzluktan kıvranan bir köleyi suvarması anormal bir insanın yapacağı davranış olarak gösterilmesi basitlikti. Dahası Şifacı bir kişilik portresi var genelde.

Doğduğu gündeki gökyüzündeki ışık, Rahip Bahira, onu gölgeleyen bulut, bulunduğu bölge’de bereketin kaynağı olma, Ebu Talib’in iman edip etmemesi vs. üretilmiş hususları geçiyorum. Filmin neden İslam’da hüzün yılı olarak kabul edilen Şib’i Ebi Talib’teki boykot dönemiyle başlayıp ve onun sonladığı dönem ile bitiyor? Şam yolculuğu dönüşü uğradıkları sahil köyünü göstermekte amaç neydi, çözemedim ve de bir yere koyamadım.

Bir bütün olarak iyi bir film ortaya çıktı diyemiyorum, sınıfta kaldı. İzlemeyenler çok şey kaybetmezler sanırım. Merakı gidermek için bakılabilir. Medya etki-tepki üzerinden fazla abarttı filmi. Hayrettin Karaman başta olmak üzere Türkiye’de gösterime girmeden önce izleyen bazı dini şahısların yazdığı makaleler sadece bizi şartlandırdı.

El Hâsıl, Rabbim müslümanlara sinemayı iyi bir tebliğ aracı kılmayı nasip etsin ve bu alanda Kur’ani çerçevede senaryolar yazabilen mahir senaristler, yapımcılar, yönetmenler, kameramanlar, ışıkçılar, yetiştirtsin inşallah…(amin)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA