21 Nisan 2018 Cumartesi

İman Edenler Rahmet Olmalıdır?

Mustafa SEZGİN

06-03-2017 15:52

İman Edenler Rahmet Olmalıdır?

Allah’a ve Resulüne itaat edin, nizaya (çekişmeye)düşmeyin. O zaman zayıf düşer ve rüzgârınız gider. Sabredin, muhakkak ki Allah sabredenler ile beraberdir (Enfal 46).

Allah ve resulüne itaat, birlik ve dirliğin çimentosudur. Sadece bu da değil, yıkılmaz ve sarsılmaz bir gücünde kaynağıdır.

Zira Allah ve resulü hayat verici olana çağırır.

Allah her şeyin veli ve vekili iken, tüm her şeyin takdir edicisidir de.

Onun gibi biri yoktur. Azizlikte, hükümde, yaratmada, şekil vermede, ölçü,-denge koymada, varlığın mükemmel uyumunda.

Ve O Rahmeti üzerine yazmış iken, Onun rahmeti her şeyi de kuşatmıştır.

O halde Allah’a güvenenlerin yapmaları gereken Allah’a ve resulüne itaatte devamlı olmaktır.Bu tür bir itaat  çekişmeye izin vermez. Çekişmenin olması için nefsin araya girmesi, kıskançlık ya da çekememezliğin, inadın olması gerekir ki Allah ve resulünün iş olarak emrettiklerinde bunlara yer olmadığı gibi bunlardan kuvvetle men vardır.

Buna göre ortada bir fitne ya da anlaşmazlık var ise, bunun nedeni Allah ve resulüne itaat değil,  insanların ta kendisidir.

İnsanların Allah ve resulüne itaat yerine Hevalarına, kıskançlıklarına, çekememezliklerine ve inadlarına itaat etmeleridir.

Bu halde güç, direnç, dayanıklılık ve dengede apaçık bir şekilde sapma meydana gelir ki,bu da iman edenleri zayıf düşürür.

Sadece bu da olmaz. Ruhları da gider.

Rihukum kelimesini, kimi rüzgâr kimi ruh, kimi koku olarak algılamıştır.

Ama aslında bu kelime tüm manaları da kendinde konsantre edecek kadar geniştir.

İman edenlerde Allah ve resulüne itaatten dolayı oluşan bir rüzgarları vardır. Onların bu rüzgarları rahmet önünde müjdecidir. Bu rüzgarları  geçtiği yerleri aşılayıcı bir rüzgardır.

Rahmetin önünde müjdeleyici olarak rüzgârları gönderen O'dur. Ağır bulutları yüklendiği zaman onu ölü bir beldeye sevk ettik. Ve de ondan su indirdik. Bu şekilde onunla bütün ürünlerden çıkardık. İşte bunun gibi ölüleri çıkarırız. Böylece tezekkür edersiniz (Araf 57).

Şu halde iman edenlerin rüzgarı rabbin rahmeti önünde bir müjdeleyicidir. Onlar bulundukları yerlere çekişme, huzursuzluk değil, ancak rahmet müjdeleyicisi olarak giderler.

İtaat sadece nefsinin kişi üzerindeki hakkı değildir. İtaat, diğer insanların da müminler üzerindeki bir hakkı olmaktadır. Müminlerin Allahın rahmetini gizlemeye ya da onu insanlardan uzaklaştırıp insanları zahmet içine sokmaya hakları yoktur.

Bu durumda Allaha ve resule itaatsizlik, nefsin ve insanlığın hakkına açıkça zulmetmektir.

Şu halde müminlerin rahmet müjdeleyicisi rüzgârlarının gitmesi onların kavurucu bir rüzgâr içine girmeleri olur ki haddi aşan ‘Ad kavminin’ durumu ortadadır.

Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik. Uğradığı hiç bir şeyi bırakmıyor.Mutlaka onu çürütüp, kül gibi ediyordu (Zariyat 41-42).

“Allah ve resulü size hayat verecek olana çağırdığı zaman icabet edin.” Ayeti de bu itaatin iman edenlere ruh katacağını ifade eder.

Ruh, Yüce Rabbin sadece insana üflediği özel bir rüzgârdır. İnsan bununla diğer varlıklardan ayrılır ve bununla saygın bir konuma gelir. Zira o, bu nitelikle birçok imar ve icat yapar ve nefsi ile insanları ıslah edici konumda olur.

Ruh bu manada insanın kendi nefsine ve insanlığa doğru estirdiği meltem rüzgârları gibidir.

Ruhun gitmesi ise nefsin aşırı ısınma ve soğuma ile karşıya karşıya kalıp kişinin hayatının bunaltıcı sıcak ve kavurucu soğuk içine girmesidir ki bu halde iman edenler kendilerini kuraklık içinde bulurlar. Artık birbirlerini serinletici ya da ısıtıcı olmaktan uzaklaşırlar. Birbirleri için ısıyı ve gerilimi arttıran havayı buz gibi soğutarak birbirlerini hasta eden bir halde olurlar.  

Onların insanlara doğru serinletici veya ılık olarak esmelerinin son bulması da insanların da serinlik verici ya da ısıtıcı bir ortamdan mahrum kalmaları anlamına gelebilir.

Bu durumda itaat, bireysel ve toplumsal olarak bir hak olmaktadır.

Bu hakkın ifası için itaat elzem iken yapılması gereken itaatten uzaklaştıracak olan tüm her şeye rağmen sabretmektir.

Zaten sabredilecek olan rahmet sahibi olan Allah’a itaat iken, diğer taraftan da nefsin kinine, kıskançlığına, inat ve açgözlülüğünedir. Bunlar ise sabretmeye değer işlerdendir.

Allah tüm bunları göğsünün içinde eritenlerle beraberdir. Onlara yine rahmet edecek, veli ve vekilliğini göstererek İşlerini kolaylaştıracaktır.

O halde bizler bulunduğumuz ortamları nasıl ifa ediyoruz. Dedikodu, kıskançlık, mallar ile, okuduğumuz okul, aldığımız sertifikalar, oğullarımızın kızlarımızın başarısı, kazandıkları okul, diğer bize verilen nimetlerle övünme üzere mi? Diğerini çekiştirme ve onu tahkir etme üzere mi? Maç sohbetleri, popçu, dizi kriterleri ile mi karşı cinse olan ilgimizle mi? toplantılarımızda ya da bir araya geldiğimizde Allah'a ve ahiret gününe imandan, hakkı ve sabrı tavsiyeleşmekten mi bahsediyoruz?

Oysa İsa (as.) dünyaya geldiğinde şunu söylüyordu. Beni bulunduğum her yerde bereketli kıldı(Meryem 31).

Ve de peygamber şahsında tüm müminlere bireysel olarak gönderilme nedenleri olarak

“Biz seni âlemlere rahmet olmaktan başka bir şey için göndermedik (Enbiya 107)” deniyordu.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA