24 Eylul 2018 Pazartesi

Zindanlarda Kardeşlerimiz Var

Ejder AŞİT

15-02-2017 19:28

Zindanlarda Kardeşlerimiz Var

Zindanlarda kardeşlerimiz var. Bizim dünyamızdan, bizden uzak. Bir zamanlar omuz omuza verdiğimiz, sesimizin seslerine karıştığı, nasihatleştiğimiz, dertleştiğimiz, birlikte yiyip çay içtiğimiz, düğünlerine gittiğimiz, taziyelerinde bulunduğumuz, neşe ve kederlerimizi paylaştığımız kardeşlerimiz.

Üzülerek ifade ediyorum ki, hayatın tatlı yüzü ve dünyanın dağdağası bizi bizden alıp kendi dünyasının mahkûmu yaptığından beri dar alanda kısa paslaşmalar ve suni metaforlarla çıkış kapısını bir türlü göremediğimiz bir labirentte sıkışıp kaldık.

28 Şubat’ın karanlık yüzüyle iftiralar denizi kabarmış, fikir dünyası med-cezirlerle kısırlaşıp zulmün aile fotoğrafında bulunmak için yarışıyordu. Yargıçlar güç üzerinden nifak kararların altına imza atıyorlardı. Hukuk demek guguk demekti.

Şahadetle müsemma bir ayın canlı şehitlerini hatırlamamak büyük bir eksiklik olurdu. Türlü oyun ve hilelerle devletin kasasını boşaltanlar, hükümete aba altından sopa gösterenler, devletin arşivini yabancı istihbaratlara pazarlayanlar, yalakalar, dalkavuklar, şarlatanlar, çağdaş vampirler dışarıdayken onların içerde olmasına gönül razı gelmiyor.

Cami’de çocuklara Kuran dersi vermek, başörtüsü yasağını protesto etmek, dini derslere katılmak iddianamelerde suç unsuru sayılmış, Kitabı mübin, bezlere yazılı arapça kelime-i tevhid yazısı, Seyyid Kutub’un Fi-Zilali Kuranı, Davet ve davetçi kitapları, legal İslami görsel ve işitsel yayınlar aleyhlerinde delil olarak kullanılmıştı. Cumhuriyet dönemi istiklal mahkemelerini aratmayacak şekilde cezalar kesilmiş, deliller bilahare toplanmış veya ihdas edilmiştir.

Garabet bu kadar ile bitmedi. Hakkında suç unsuruna rastlanmayan kişilere de Jitem, Fetö ve Ergenekonvari devlet içinde yapılanmış gizli örgütlenmelerin alt raporlarında belirtilen direktifler doğrultusunda mahkeme heyetinin kanaati devreye sokulmuş ‘’Zanlının suç işlediğine dair kesin bir kanıt bulunmamışsa da mahkeme heyetinin kati suç işlediğine dair kanaat'a varmıştır’’ cezalar devam etmiştir.

Takke-tesbih, sakal-örtü ’ye ne kadar anlam yükleyebilirsiniz bilemem ama bir gerçek var ki, onlar bir kamyon anlam yüklediler.

Böylece kardeşlerimiz bir bir bizden koparıldı, yalnızlaştırıldı, dayatmacı, laik islam bir din portresi oluşturulmaya çalışıldı.

Delil ve ithamları konuşup laf ebeliği yapmanın bir gereği yok. İcraat gerekiyor. Ne Ergenekoncular gibi güçlü devlet lobisine ne de solcular gibi her türlü haltı işleyip sonra sanat kitlesiyle aklanacak kitlemiz yok. O konumlara gelenler de geldikleri yeri unuttu. Mücahitlik, romantik devrimci müteahhitliğe dönüştü. Protez fikirler ve devşirme şahsiyetlerle önümüze çıktılar.

Yahyaların sesine kulak verilmesi talebi herkes gibi beni de umutlandırmıştı. Ama biz o sesi daha duyamadık. Yahyalar gün saymaya başlayacaktı ki, 28 Şubat aktörlerinin Ankara’daki mahkeme tiyatrosu malumun ilanı oldu. Göstermelik yargılanma ile hepsi aklandı.

Geç kalınmış adalet, adalet değildir. İnsanların hayatlarının bir saniyesine ipotek koymanın karşılığını maddiyatla karşılanamaz. Dolayısıyla Adalet Bakanlığı kendi içinde müslüman tutsakların dosyalarını inceleyeceği aklı hür, vicdanı hür geçici bir birim kurup bu dosyaları tek tek incelemeli ve yetkisini kullanarak adil yargılama yolunu açmalıdır.

Şunu bilin, yargıya güven kalmamıştır. Tükürdüklerini yalamak istemiyorlar. Çoğunun elinde Türkiye’deki mahkemelerin kabul etmediği ve AHİM’in bu deliller sonucunda verdiği haksızlık kararları vardır.

Evet, gözlerimiz birbirine değmese de onlar ahiretimiz olmaya devam ediyor.  Esaret dört duvar arasında olmak değil düşündüğü gibi yaşamamaktır. Farkındayım ellerimiz kavuşmasa da yüreğimiz hep bir….

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA