29 Temmuz 2021 Perşembe

TUTKULARIN, ARZULARIN, ZAAFLARIN ESİRİ OLMAK

25-12-2020 07:18 Güncelleme : 25-12-2020 07:22

TUTKULARIN, ARZULARIN, ZAAFLARIN ESİRİ OLMAK

 

Canlılar varlıkları itibari meyil sahibidir. Bu meyilleri ile yaşamlarını devam ettirir.

Hayvanların yeme içme, cinsellik gibi meyilleri var iken bunlar insan içinde söz konusudur.

Fakat insana isnat edilen tutkular, meyiller, zaaflar olduğu gibi bir yanda akıl, irade ve ahlak kurallarının varolduğunu görürüz.

Bu durumda insan yaşamını bu unsurlar altında bir dengede tutmak zorundadır.

Bu, aslında insanın bir yönetici olmasındandır. Buna göre o bunların etkisinde kalarak -onların esiri  değil- bunların yöneticisi olmak durumundadır.

Halife olma yeryüzünü imar ve icat eden olma bunu şiddetli bir şekilde vacip kılar.

Şu halde insan, ahlak ilkeleri üzere olan olarak öncelikleri, ilk(e)leri olan bir varlık ,denge terazisi içinde kendisine, topluma ve varlığa yaklaşan vakar sahibi bir yaratılmış olarak karşımızda durmaktadır.

Yaratılmış derken O’nun bir yaratıcısı olduğu bilinci içinde onunla da en üst hukuku kuralları içinde irtibatını da tüm hukuk kurallarının temeli olarak ele almak gerekliliğini de başat konu olarak unutmayalım.

İnsanın bu dengeleri kurmak ve onu korumak üzere hayatını devam ettirmesi kendi yararına olarak vardır. Zira O nefsi ile, toplum ile veya tabiat ile savaşmaya değil, bunlar ile barışık olmak üzere var edilmiştir.

Son tahlilde o da bu tabiatın bir parçası olarak var iken İlahi ruhtan kendisine üflenen olarak ta ilahı ile de barışık olmak durumundadır.

İman edenler olduğunu söyleyenler olarak bizlerin verdiğimiz söz gereği silm dinine girme emrini ifa etmemiz kaçınılmazdır.

Hal böyle iken bizler tutkularımız, arzularımız ve zaaflarımız konusunda hangi seviyede, barışıklığımız ne düzeyde, dengeli miyiz? Diye kendimize sormamız kaçınılmazdır.

O halde tutkularımız, arzularımız, zaaflarımız nedir?

Bunlar bizlerde yaşamı sürdürmek, insan olduğumuzun bilincine varmak için var iken diğer taraftan

Her geçen gün, tutkunun konuları artmakta, arzularımız daha çok nesne ve insanlara yönelmekte doğal olarak da zayıflıklarımız daha çok artmaktadır. Bu durumda zayıflamakta, hasta düşmekte ve acınası bir hale düşmekteyiz.

İnsanlara karşı tutkunluğumuz ve arzularımız var

-Din adamı denen, şeyhlere, hocalara, hacılara, imam, ayetullah, molla, üstat dediğimiz kimselere

-Dizi ve sinema oyuncuları ile, türkü-şarkı söyleyenlere,

-Sporculara, erkeklere ve kadınlara,

-Mali açıdan birikimi olanlara, makam ve mevki sahiplerine,

-Parti, grup, cemaat liderlerine…,

-Evlere, Arabalara, Yüksek gelirli işlere, pahalı telefonlara, giyimlere, Milliyetçiliğe, ırkçılığa, kabileciliğe,

Karşı bir tutkunluğumuz ve arzumuz vardır. Bunların karşısında zayıf düşer ve hayatımızı adeta bunlara erişmek için heba ederiz.

Bu hali ile onların köleleri oluruz.

Bunların en temel nedeni ise arzuladığımız bu unsurları akıl, kitap, mizan ile değerlememizdir.

Akıl bağlayan ve engelleyen manalarına gelen olarak varoluştan gelen ve sonra edindiğimiz bu tutku ve arzularımız ile zaaflarımızın bizi yönlendirmesine mâni olarak bağlamayı ifade eder.

Şu hâlde akleden olarak bunları engelleyip, bunların arasına kendi başlarına hareket etmelerine mani olmak üzere akıl bağını kuvvetlice bağlamak gerekir.

Akıl ile bağlanan bu unsurları kitap (Çift sırma ile birbirine bağlamak) ile daha da tahkim etmek, gem manasına gelen olarak hikmet ile gem vurarak yönetmek gerekmektedir.

Bu durumda söz konusu unsurların insanda meydana getirdiği depremler, volkanik patlamalar, ona ani bir çıkış için gönderdiği enerjilerin korkunç boyutlarına karşı bu gereklilikler hasıl olmuştur.

Fakat görülen o dur ki bizler akıl, kitap, hikmet unsurlarından uzaklaşmış ve uzaklaştırılmışız.

Sadece bu da değil,

Ne de olsa affedileceğiz, şefaat ile kurtulacağız, ateşe girsek bile bize belirli günler dokunacak sonra çıkacağız diyerek,

Tutkularımız ve zaaflarımız ile yaşamayı meşru görmüşüz. Bu durumda

Akleden değil, zihinsel engelli olmuşuz, kitap sahibi değil, kitapsız olmuşuz, hikmetli değil saldırgan olmuşuz.

Şu hâlde yapmamız gereken akıl, kitap ve hikmet ile bunları bağlayarak, birbirlerine faydalı olacak şekilde yönlendirmektir.

Haramların önünü açmak için uydurulan inançlardan da sıyrılmamız gerekiyor.

Bu şekilde ancak zillet ve kölelik bağlarını koparabilir şahsiyet olarak kendi ayaklarımız üzere Rabbin yardımı ile durabiliriz.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA