18 Ocak 2021 Pazartesi

ALLAH’A FİRAR EDİN (FATIR 9)

25-12-2020 07:15 Güncelleme : 25-12-2020 07:22

ALLAH’A FİRAR EDİN (FATIR 9)

İnsan yaratılmış varlık olarak bağımlı ve bu bağımlılık içinde kimi zaman tutsak olmaktadır.

Esasen o bir evrende evrendeki yuvarlak bir dünyanın içinde yaşamakta ve nefis sahibi olarak da bir takım düşünce ve duyguların kuşatması altında.

Müslümanlar olduğunu iddia eden bizler, her yönden tutsak edilmek istenmekteyiz. Kendimizi tutsaklarımız yetmiyor gibi.

Her geçen gün bir alışkanlık edinmekte, bağımlılığa duçar olmakta ve kendimizi bunlardan koparıyoruz.

Buna istinaden de ‘canım feda olsun, kurban olayım, kıtmirin olayım’ derken diğer taraftan da tüm zamanı bir şeylere vakfetmekte ve ondan uzak kalındığında hayat zindan olmakta, mahvoldum, pişman oldum demektedir.

Toplumlara ve kendisine Müslüman olarak görenlerin andıklarına bakıldığında kimlerin neye oldukları sarihtir. Bizler bunları dilimizle söylemekten utanmıyoruz. Çünkü akletme yeteneğimiz paralize olmuşlardır.

Bu durumda kendisini aşağı görürken değersiz olarak da zımnen addetmiş ve akabinde silik bir şahsiyet olarak belirivermiştir.

Çünkü kişi yaratılışına uygun olarak davranmamıştır. Ya kendi emrine verilenlere ya da kendisi ile aynı seviyede olanlara bu tür bir bağımlılık içinde olarak esaret zincirlerini boynuna geçirmiştir.

Nefsin arzu ve heva zindanları içinde kaldığımız gibi, toplumsal değerlendirme ve kabullerin etkisinde onları sorgulamaksızın kaldığımız gibi, olanlardan hareket ederek bir bakış ve kabullenme içine de girmekteyiz.

Bu hali ile bizim daha temel, sarsılmaz ve bilginin kaynağı hatta onu var eden ile irtibata geçmemiz gerekmektedir.

Her şeyi -bilgiyi ve ilmi de- yaratan, insana bunları algılama ve anlama melek(e)lerini boyun eğdiren ve bilmediğini öğreten…

Alemlerin Rabbi.

Alemlerin Rabbi ile aramızdaki bağı tekrar kurarak O’na kuvvetli bir şekilde anış içinde olmamız esaret zincirlerini kırar.

Fakat önemli olan nokta, bizim akledenlerden olmamızdır. Akleden derken salt düşünme değil, duygularımızı da bağlama ve onları kontrol altına almaktan bahsederek bunların ve bizi kuşatan unsurların kafesleme ve ket vurmasına karşı ufkumuzu açacak ve bize onurumuzu verecek olandan bahsediyorum.

Bu Allah’ın ipidir. Bu ip ile bizler kendimizi ve duygularımızı kontrollü bir şekilde azgınlığa karşı bağladığımız gibi, hedefimize doğru koordineli bir şekilde de ilerleyebiliriz.

Bu ip şeyhlerin, hacı veya hoca denenler ile dünya hayatı ve onun içindekiler, gelenekten bu yana ıslah (tamir) edilmemiş veya bir kısmı Allah düşmanlığı üzere kurulmuş bilimsel uydurmalar olamaz.

İçine düştüğümüz kuyulardan çıkacağımız ip bunlar olamaz iken, bizim Rabbin ipi ile Rabbaniler olmamız gerekiyor.

Bunun anlamı bizim terbiye olmamız, değişim ve dönüşüm içinde olmamızdır.

O halde sadece lisan ile değil, amel ve kalbe doğru bağlanmış bir ipten bahsediyoruz.

Bu şekilde tüm bedenimizi, düşünce ve amellerimizle kalbimizi; En büyüğe, her şeyin yaratıcısına bağlayacağız ve onunla tümü ile bir bağ içinde olacağız.

İşte onunla kuvvetli bağ içinde olmamız ve diğer tüm zincirlerden ve örümcek ağı kadar zayıf olanlardan kurtulmamız mümkündür.

Şu hâlde Allah’a doğru firar etmek bizi saran tüm karanlık zindanlardan Allah’ın nuru ile çıkmamız ve bu nur ile yollarımızı aydınlatmamız gerekiyor.

Bu aydınlık, sönmek bilmeyen yanına vardığımızda içimizi ısıtan ve bize yol gösteren bir nurdur.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA