23 Ekim 2020 Cuma

İstikamet buldurucu bir eylem olarak Şükür

22-03-2020 07:55 Güncelleme : 22-03-2020 07:55

Şükretmek, kendini sınırlamak ve nefsi kontrol altına almaktır.Tüm nefsani ve hevai arzuları dizginleyerek bunları bağlamak ve bu bağlam içinde onları düzenli olarak hedefe doğru sevketmek manasına gelir. Şükür, bilinci parlatır. Çünkü o nimetin verilmiş olduğunu, kendisinin sahip olmadığını ve bu manada onunla birisi arasında hukuki bir bağ kurması gerektiğini bilir. İşte Süleyman a.s şükür ile bu şükrün ortaya çıkmasını sağlayan nimet sahibi ile arasında muhtaciyet ilişkisi olduğunu kabul etti. Sadece bu da değil, şükrün eylemsel bir karşılığının olduğunu bilerek, salih amel yapmaya da düşkün olmayı istedi.

Bunun üzerine Süleyman, güldü ve dedi: "Rabbim, beni başına buyruk olmaktan, hayatını düzenli kılanlardan kıl, Bana ve ebeveynime lütfettiğin nimetine şükretmeye ve Razı olacağın salih amel işlemeye de düşkün kıl. Beni rahmetinle Sana yönelenlerin içine dahil et. Neml 19

Süleyman ki bir elçi ama kendisine iktidar verilmiş, emrinde kuvvetli askerlerin olduğu büyük ordular sahibi bir hükümdar.

Bu hükümdar elçi konumunu asla unutmadığı gibi hedeflerini de iyi belirleyerek tercihlerini de buna göre dillendirmekte ve yapmaktadır.

O, dünya ve onun içindekilere tamah ederek bunları isteme taraftarı olmamıştır.

Zira bu hususta sebe melikesinin gönderdiği hediyeleri geri çevirerek “Rabbimin bana lütufları çok daha  kıymetlidir.” diyerek gönderilen hediyeleri geri çevirmişti.

 

Çünkü onun hedefi şükür ve salih amele düşkün olmak idi. Bunun yapılabilirliği ise hayata mana vermekti. Hayata mana vermek ise “hayatta istediğimi yaparım” söz ve eyleminin parçalanması ile olur.

Buna göre hükümdar olan Süleyman a.s iktidarın nimetlerini dilediği gibi kullanma yetkisini kendisinde gören değildi. “Kimse bana hesap soramaz”, “kimse benim malıma, hayatıma karışamaz “, “Dilediğimi yaparım .”diyen biri de değildi.

Zira şükre ve salih amele düşkün olmak bunları reddi gerektirirdi.

Buna göre Müslüman iddiasında bulunanın, kendisinin nerede olduğunu bilmesi açısından bu önemli bir farkındalıktır.

Zira Süleyman a.s’ı Rabbin kıyamete kadar geçerliliğini koruyacak kitabında yer vermesi onun iman edenlerde olması gereken bir vasfını hatırlatmak için ise, iman iddiasında bulunan bizler bunun neresindeyiz?

Hayatımızda neye karşı, kime karşı sorumlu hissedip, hayat tarzımızı neye göre şekillendiriyoruz?

Ağzımızla defalarca şükrediyoruz, yemekten sonra işlerimiz iyi gittikten sonra lisan ile hamdolsun, şükrolsun diyoruz ama Süleyman a.s’ın tanımladığı manada mı şükrediyoruz?

Hayatımız çok dağınık. Tercihlerimiz ve arzularımız Rabbe doğru bizi sevketmiyor. İstikametten çıkmış ya da çıkaran tercihler içinde rahmetten uzaklaşıyoruz.

Şükretmek, kendini sınırlamak ve nefsi kontrol altına almaktır.Tüm nefsani ve hevai arzuları dizginleyerek bunları bağlamak ve bu bağlam içinde onları düzenli olarak hedefe doğru sevketmek manasına gelir.

Şükür, bilinci parlatır. Çünkü o nimetin verilmiş olduğunu, kendisinin sahip olmadığını ve bu manada onunla birisi arasında hukuki bir bağ kurması gerektiğini bilir.

İşte Süleyman a.s şükür ile bu şükrün ortaya çıkmasını sağlayan nimet sahibi ile arasında muhtaciyet ilişkisi olduğunu kabul etti.

Sadece bu da değil, şükrün eylemsel bir karşılığının olduğunu bilerek, salih amel yapmaya da düşkün olmayı istedi.

Bu düşkünlük, ona verilen nimetler ile doğru orantılı ise verilen nimetin büyüklüğü ona karşı şükründe bu derece büyük olmasını gerektirir.

Bu büyüklüğü daim kılmakta  O’nu sevmek ve düşkün olmakla olur.

Fakat bizlere verilen nimetleri biz nimet değil, adeta sahiplenip sanki kendi mülkiyetimizde imiş gibi kabul ederek, onun üzerine çöküyor, ve o’nu salih amel ile bereketlendirmiyoruz?

Çünkü bizler nimeti asıl olarak kabul edip onunla huzur bulacağımız üzere hayatı kurduğumuzda bu nimeti vereni sadece dilimizde anıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
  • Sezin berkay   22-03-2020 12:25

    Kapitalist bakış müslümanlara içselleşmiş ve maalesef bunu din sayıyorlar

ANKET - ARAŞTIRMA