14 Temmuz 2020 Salı

Kamer Süresi Bağlamında Yönetim İlkeleri

01-02-2020 07:04 Güncelleme : 01-02-2020 07:04

Böylece bu yönetici taşıyıcı ve dağıtıcı konumunda olmaktadır. Buna göre ilk kriter Ölçü, miktar,8Biz herşeyi bir ölçüye göre şekilli bir biçimde yarattık) Sonrası, hesap verilebilirlik,(Takva: Vicdanına, İnsanlara ve Rabbe karşı hesap verme bilinci olan) Doğruluk temelleri üzerinde olmak,(Doğruluk Temelleri üzerinde) Kendi üzerinde de güçlü bir Mülk sahibinin iktidarının olduğu ile hareket etmek.(Güçlü İktidar sahibi yanında)

Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Takva (Hesap verebilirlik bilincinde olanlar) cennetlerde ve aydınlık içindedirler. Doğruluk mekanında, İktidar sahibi meliğin yanında…Kamer49,54-55

Bu ayet kendisine iktidar verilen her yönetici için birer uyarı ve hedef belirleyen delildir.

İktidar verilen diyoruz ama bundan sadece toplumu yöneten siyasetçiler, devlet adamları, bürokratlar anlaşılmamalı. Bunlar da bu kapsama girerken, bunlar ile beraber yönetici konumunda olan herkes bu kapsama girer.

Buna göre en basitinden, bir çoban, bir aile reisi, bir ağabey, bir kardeş,bir ustabaşı, işçi, işveren, okul yöneticisi, şef, müdür, genel müdür, biraraya gelen iki kişi , kendi nefsinden, etkileşimde olduğu diğer nefislere kadar herkes için bu durum söz konusudur.

Buna göre her nefis taşıyan akıl sahibi insan  bir yönetici konumundadır. Şu veya bu şekilde bulunduğu konum gereği bir etkileşim içindedir.

Bu etkileşimin yönünü belirlemek söz konusu insanın elindedir. Belirleyici nokta da tam burasıdır.

Bu etkileşimde dikkat edilecek köşe taşları belirlenmiştir.

Buna göre sözkonusu yönetici de bir takım özelliklerin olması zaruridir.

Buna göre her yönetici, yönetici olması itibari ile omuzunda büyük bir yük taşır.

Bu yükün ağırlığı konuma göre değişebilir.

Ama asıl olan bu yükü ya da emaneti ilgililerine taşımaktır.

Böylece bu yönetici taşıyıcı ve dağıtıcı konumunda olmaktadır.

Buna göre ilk kriter

Ölçü, miktar,8Biz herşeyi bir ölçüye göre şekilli bir biçimde yarattık)

Sonrası, hesap verilebilirlik,(Takva: Vicdanına, İnsanlara ve Rabbe karşı hesap verme bilinci olan)

Doğruluk temelleri üzerinde olmak,(Doğruluk Temelleri üzerinde)

Kendi üzerinde de güçlü bir Mülk sahibinin iktidarının olduğu ile hareket etmek.(Güçlü İktidar sahibi yanında)

Hayat bir ölçüye göre yaratılmıştır. Ölçü bir denge ise, bu denge ile herşey ayakta duruyor ise, bu dengeyi bozan ya da ondan kayan nihayetinde devrilir ya da düşer.

Daha önceki kavimlerin başlarına gelen felaketler, onların ölçüsüz hareket etmelerindendir.

Bu ölçüsüzlük onları öyle had safhalara götürdü ki Ad kavmi “bizden daha güçlü kim var,” diyecek kadar azar iken, elçi nezdinde Rabbe karşı pis bir sudan yaratıldığını unutup hasım kesilenler oldu. Hala da olmaktadır.

Üstelik bu o kadar büyük safhalara ulaştı ki, her yaptığında bir hikmet vardır şeklinde bir kalkan ile ,bu kalkanın arkasında dahi görünmez bir ölçü olduğu mantığı ile, ölçüsüzlüğe kılıf bulundu.

Her yaratılmış ve onun içinde bulunduğu evren bir ölçüye göre iken bu ölçü bir denge unsurunu da barındırır.

Şu halde bu evrenden bir parça olan olarak insanda bir ölçüye göre yaratılmıştır.Yaratılışa uygun olan da onun yaşamını ve yöneteceklerini bir ölçüye göre belirlemesidir.

Disiplin, zaman, enerji, nefis ve insan yönetimi zorunlu olarak bir ölçüye ve dengeye göre yapılmak durumundadır.

Bu ölçü ve miktar hesap verilebilirlik üzere ise insanın hesap vereceği bilinci içinde, hesabını veremeyeceği söz ve işlerden geri durmasını gerektirir.

Ancak kendisini sorumlu görmeyen ve ben kimseye hesap vermem diyerek burnunun dikine giderek, dengeli bir ölçü içinde değilde kendince bir ölçü ama başka şeyler için bir ölçü içinde olan yönetici değil, yönetilendir. İşinin hakimi olamayan mahkumu olur.

Bu noktada tarihteki kuvvetli komutanlar, yöneticiler, para ve iktidar sahipleri kimseye hesap vermeme üzerine hesaplarını kurarken şimdi de çeşitli yöneticiler, kendisini bu konumda görmekte ve hesap verilebilirliği anayasa ve kanunlarla da engellemeye çalışmakta ve yapmaktadırlar.

Hatta Osmanlı da mecellenin 5. Maddesi kendisine Müslüman ya da halife diyen padişahın le yusel (Yaptığından sorulamaz veya sorgulanamaz) olduğu yazar.

Biz de de böyle değil midir? Sahabe sorgulanmaz, tabiin sorgulanmaz, mezhep imamları, Ayetullahlar sorgulanmaz, şeyh hoca, imam sorgulanmaz, siyasi parti liderleri  sorgulanmaz.

Bireysel olarakta ölçü ve hesap verilebilirlikten uzak olarak, istediğimi yaparım, Hayat tarzıma kimse karışamaz ve bunu yapmakta serbestim diyen iman ve Müslümanlık  iddiasında bulunanlar da hiçte azınlıkta değildir.

Oysa hesapların tümü hesap verilebilirlik üzere kurulmalıdır. Bu, kişiyi kontrol eder ve onu kötülük ve fuhuştan alıkoyar. Fakat hesap vermeyeceğini söyleyen ya da hesap vereceğini bilen ama bunu uygulamayan ya da şefaat ile hesaptan kurtulacağını ya da hesaptan sonra kurtulacağını zanneden, uydu ve başkaları tarafından yönetilen kölelerden başkası değildir.

Bu insanlar onurlarını ayaklar altına almış, Rabbe şirk koşmuş ve hayvanlardan dahi daha aşağı olanlar olarak üzerlerine pislik boca edilmiştir.

Pislikler ve bataklıklar içinde çırpınıp dururlar.

Ölçü ve hesap verebilir olmak ve bunun bilinci içinde olanlar, doğruluğu esas alanlar olarak daima doğruluk üzere olacaklardır.

Çünkü en kolay hesap bu şekilde verilebilir.

Bu arada hesap sadece Rabbe değil, topluma ve kendi vicdanına karşı da söz konusudur.

Şu halde vicdandan dışa doğru nihayetinde gökler ötesine doğru yükselen bir hesap verilebilirlik halkasından bahsetmekteyiz.

Parantezi bu şekilde kapattıktan sonra,

Doğruluk, sadakat ise bu da emanetlere sadakat manasında algılanırsa işte o zaman bu temel üzere durulmuş olunur.

 Yalancılık, hilekarlık, sahtekarlık üzere durulmaz, bu durumda o temeller temel değil, balçık ve kaygan bir zemin olarak yıkılıp gitmeye mahkumdur.

Her yönetici kendisininde üzerinde bir yönetici olduğunu bir iktidara tabi olmak zorunda olduğunu bilmelidir.

Hiçkimse mutlak iktidar sahibi olamaz.

Bu olumlu manada da böyledir olumsuz manada da.

Olumsuz manada olarak kişi hak ve doğruluk ilkelerine sadakat göstermiyorsa gözettiği unsurlar gereği nefsine tabii oluyor demektir. Bu durumda kendi üzerinde güçlü bir iktidar olarak nefsini görür.

Yandaşını, ailesini, ırkını, vatan  yahut milletini görebilir.

Ya da ilkelere ve doğruluk kaideleri üzerinde kalabilir.

Bunun için Rabbi güçlü hükümdar olarak kabul edip, onun hakemliğinde yöneticiliğini devam ettirmelidir.

 

 

 

 

 

YORUMLAR
  • Gülay Berk   01-02-2020 07:20

    Emevilerden ve Abbasilerden kalma anlayış olunca sorgulanmıyor

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA