23 Ekim 2021 Cumartesi

Yükselme Derecelerinin Sahibi Ancak Allah'tır. Mearic 3

23-11-2019 18:48 Güncelleme : 23-11-2019 18:48

Bunun bedeli vardır ki, aklı kullanmak ve bağlamak olan akıl ile hevayı ve duyguları bağlamak gerekir. Onların esiri değil, onları esir edinerek, Yükselmeni engelleyecek ağırlıkları fidye olarak vermen gerekir. Bunlar eşin, çocukların, anne ve baban, işin ya da itibar ve şeref kazandığını umduğun çevren de olsa…. Bunların ağırlıklarını kontrol edip, onları Rabbine doğru yükselmede bir engel olarak görmemen gerekmektedir. Bu tür bir kabul baştan ateş içine girmektir.

Yükselme derecelerinin sahibi Allah’tır.Mearic 3

Yükselme insan hayatı için gelişme ve ilerlemeyi ifade eder.

Burada kastedilen ise olumlu manada olandır.

Kimi yükselir ama bu yükselme ona yaramamıştır. Zaten O’nun yükselme olarak kabul ettiği de esasen böyle kabul edilen değildir.

İnsanların yanında olan makam ve mevkii, ekonomik olarak büyüme ve daha çok servet sahibi olma, şu dünyaya özgü olarak güçlü imiş gibi gözüken unsurlara sahiplik bunlar asla ve kat’a yükselme ve gelişme olarak nitelenmemelidir.

Çünkü yükselme derecelerinin sahibi Allahtır.

O halde yükselme ancak O’na doğru yaklaşma ile olur.

Buna göre her kim O’na yaklaşma içinde olursa işte budur makam ve mevkii sahibi, yüce olan.

Yükselmeyi ve değerli olmayı bu şekilde kabul ettiğimiz halde insanlardan birçoğu üstelik hem kendilerine İnsan hakları  savunucusu diyenler hem de Müslümanım diyenler bu yükselmeyi başka bir şekilde anlamaktadırlar.

Çünkü bunlara göre, milliyet, soylu bir aileden gelme, çokça servet edinme, hanları, işyerleri arazi ve tarlaları olma yüce bir makam iken bu, dini bir boyuta da kavuşarak, peygamber soyundan gelenlere, seyyid, şerif veya diğer ad altında yüce bir makamda tahsis etmektedirler.

Hatta kureyşten olmak, haşimi olmak, Geylani soyundan olmak, Türk olmak vs bizler için diğerlerine göre yükseklik vesilesi gibi kabul görmektedir.

Fakat Rabb tüm bunları reddederken yükselme derecelerinin sahibi kendisi olduğunu söyleyerek, kendisine yükselme çabası içine girmeyi  hedef göstermektedir.

Çünkü ona doğru bu şekilde bir çaba, dünya hayatının barış içinde ve mutmain geçirecek iken sonrası içinde yorgunların, terleyip- koşturan, anne-babası, evladı, işi ve aşınını terk edenlerin rahat koltuk ve yataklarda dinleneceği, her tür nimetin el uzatma mesafesinde ki gibi yakın olacağı saklı bahçelere doğru yol almadır.

Gerçekten de O’na yaklaşmak kolay değildir. Zordur. Ama yapılamaz değildir.

Melekler ve ruh O’na miktarı elli bin yıl olan bir günde ulaşır. Güzel bir şekilde sabret. Onlar onu uzak görüyorlar biz ise yakın görüyoruz. O gün kimse kimseden sormaz. Birbirlerine gösterilirler, Suçlu o gün suçundan kurtulmak için Eşini, kardeşini, Kendisini barındıran ailesini, Yeryüzündeki tüm insanları fidye vermek ister ki, kendisini kurtarsın. Hayır o alevlenen bir ateştir. Deriyi silip yakar. Çağırır sırtını dönüp gideni, Toplayıp yığanı,…..Musallin olanlar hariç. Meariç Süresi.

Ona yaklaşmak uzun bir zaman gerektirir, belki çok uzun bir gün , geçmek bilmeyen , acıların, ızdırapların, işkencelerin olduğu, akla hayale gelmedik ben böyle mi olacaktım diyeceğimiz korkunç tercihler ile karşı karşıya kalacağız, günün geçmediği gecenin karanlığının arkasına dönüp gitmesini beklediğimiz bir bunalım içinde de olabiliriz.

Ama bunların hepsi ancak Rabb ile geçer.

Ona yakın olma arzusu mesafeleri kısaltır, zorlukları kolaylığa çevirir. Hatta zehiri bile içirir de yeter ki en sevgiliyi üzmeyeyim dersin. İşte O’nsuz her yol uzun, her gece bir kabus iken O’nunla hayat bir saat, geceler huşu zamanları olabilir.

Rabb ile. Rabbani olmak ile, Eğitimle aşkla, arzu ile…

Ekmek parasını hayatının hedefi haline getiren, köpek gibi çalışıp, hayvanlar gibi tüketen, hep bir moda, daha iyi bir araba, makam ve servet peşinde koşanlar bunlar zaten Rabbine doğru yükselmenin yollarını arayanlar değillerdir.

Hatta Rabbin borç ödeme aracı kıldığı dinini, kullanıp kendilerince kurallar koyarak, insanları kendilerine yaklaşmaya, kendilerine el verip, kendileri ile tevbe edeceğini söylerek , onları adeta köleleştirmek için ip atanlar…

Kendi cemaat ve grubu ile yükseleceğini zannedenler bunlarla bizlerin işi olamaz.

Bunlar çukura ateşlerle dolu çukur içinde olan ve buraya çağıranlardır.

Seyyidliği ile övünen, kendisinden kaçınmak için Nuh a.s 950 yıl mücadele ettiği gavsa kulluk ve hizmet için çağıranlar, açlık ve fakirlik içinde olduğu halde halka rağmen onların emeklerini sömüren, en pahalı evlerde, bineklerde olup, pahalı yemekler içinde olup, temsilde israf olmaz diyenler ancak kendi hayatlarını israf edenler olmaktadırlar.

Bunlar Rabbani olamaz ve Rabb bunlara kendi yanında yer vermez.

Bunların yeri yükselmek değil, ancak ve ancak çukurlardır.

Ama bunun bedeli vardır  ki, aklı kullanmak ve bağlamak olan akıl ile hevayı ve duyguları bağlamak gerekir. Onların esiri değil, onları esir edinerek, Yükselmeni engelleyecek ağırlıkları fidye olarak vermen gerekir.

Bunlar eşin, çocukların, anne ve baban, işin ya da itibar ve şeref kazandığını umduğun çevren de olsa….

Bunların ağırlıklarını kontrol edip, onları Rabbine doğru yükselmede bir engel olarak görmemen gerekmektedir.

Bu tür bir kabul baştan ateş içine girmektir.

O halde musallinden olalım. Namaz kılan değil, Yönelen. Yönünü ve hedefini tümü ile Rabb olarak belirleyerek, yüzünü daima Rabbe doğru çevirenlerden olmamız gerekir.

Huzur istiyorsan , mutluluk istiyorsan, motivasyon istiyorsan, bunalımlarından kurtulmak istiyorsan… Tümü ile rahmet sahibine, şifa verene yönelmen gerekir.

Ama bu samimiyeti göstermen gerekir ki bunun içinde fidye vermen gerekir.

Bu yöneliş yetmez bunda daimi olman ve bu daimiliği muhafaza etmen gerekir.

Şu halde hedef bu, çaba bunun için.

Ama biraz ondan biraz bundan deyip, zor işi bozuyor ve hep Rabbe rağmen birşeyler ya da birileri tercih ediliyorsa o zaman sonraki karşılığı da tercih ettiğinden  beklersin.

Rabbin çalışma prensibi, rahmet üzeredir Ama o kendisini sayıp unutmayanı, unutmaz. Ahdini tutamayana iltimaz geçmez, ona torpil sağlamaz.

Bunları ancak din tacirleri ve bu durumdan dünyalık makam umanlar aklını kullanmayanlara yutturur.

Ama bu midede hazımsızlık yapar, kaynar su ve irini içtikçe daha da hararetlenerek, ölüm nerede diye ararsın.

Ama durum ölümden de daha beterdir.

O vakit savrulmaktan kurtulmak üzere bir yön tayin edelim ve gözümüzü yüksek hedeflere dikerek Rabbe ulaşan sorumluluk sahiplerinin işlerine girişelim.

Aksi halde çamurun içinde pisliğe bulanıp dururuz.

Allah pisliği, aklını kullanmayanların üzerine boca eder. Yunus 100

Vesselam.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA