23 Ekim 2021 Cumartesi

Kuran'ı okuma manasının izharı anlamında Cinnlerin örnekliği

15-11-2019 22:26 Güncelleme : 15-11-2019 22:34

Bu manada biz hangi dağlarımızı parçaladık, sabite olarak kabul edip nelerimize onu dokundurduk ya da hiçbir şeyimize dokundurmayıp, Kur’anı parçalara ayırıp dilediğimizi alıp dilediğimizi geri de mi bıraktık? Cahilce anlayış ve yaşam tarzımızı mı parçaladık yoksa Kur’an’ı mı? Anlaşılan odur ki cahil ve şirk içindeki yaşamımız Kur’an’a göre daha sert ve dirençli çıktı da Kur’anı parçaladık. Oysa bize Kur’anla çalış denmekte değil mi idi? Biz Kur’ânla mı çalıştık yoksa Kur’an’a karşı mı çalıştık? Kur’an bizi rüşde olgunluğa eriştirecek iken , bizler neden rüşd de değiliz? Kur’an’ı tertil üzere okuyanda, cinlerdeki gibi, biz hiç birşeyi Rabbimize ortak koşmayacağız. O’nun eşi ve oğlu yoktur anlayışı ortaya çıkması gerekirken, bizde bu anlayış neden ortaya çıkmıyor.

De ki: Bana vahyolundu ki cinlerden bir grup, Kur’an’ı dinleyip te şöyle dedikleri bana vahyolundu. Gerçekten biz hayret verici bir okuma dinledik. Rüşde erdiriyor. Biz iman ettik ve Hiç kimseyi ona ortak koşmayacağız. Cinn 1-2

Bu haberde Kur’an okumanın ne olduğu O’nu okuma ile meydana gelen değişimler ile açıklanmaktadır.

Ayette Rabb kelimesinin geçmesi terbiyeyi dolayısı ile bir değişimi ifade eder.

Hatta rüşd kavramı iyiye doğru değişimi işaret eder.

Kur’an’ı dinlemek O’nun için hazır olmayı gerektirir. Bu hazırlık, önyargılardan, edinilmiş olan bilgilerden, sorgulanmaksızın edinilmiş kabullerden uzak olarak olgunluğu ve en iyiyi isteme iradesini göstermektir.

Her şeyde olduğu gibi de bu iradeyi göstermek kişinin kendi nefsinden başlamasını gerektirir.

Bunun için rahat ve dinlenmeyi ifade eden uykuyu düzenleyerek gecenin rehavetinden öncelikle feragat etmesini gerektirir.

Bu esasen değişimin öncelikle bireyin kendi nefsinden başlatmasıdır.

Hazır olmak ön yargılardan uzak olarak, en iyiyi aramak ve onu bulduğunda sanki o yitik mal imiş gibi muamele ederek ona sarılmayı gerektiriyorsa şu halde Kur’ana dokunmak için aradaki bu setleri yıkmak gerekir.

Elbette bunları parçalamak atomu parçalamaktan daha zor olabilir. Dağlar gibi kendi dünyanda yer edinip bunlar üzerine temellendirdiğini dünyanı parçalaman ne kadar zor olsa da Kur’ana temas etmek işte onun bir dağın üzerinde indiğinde onun parçalanması gibi senin dağlarını da O’nu sırtlanmak için parçalaman gerekir.

Bu manada biz hangi dağlarımızı parçaladık, sabite olarak kabul edip nelerimize onu dokundurduk ya da hiçbir şeyimize dokundurmayıp, Kur’anı parçalara ayırıp dilediğimizi alıp dilediğimizi geri de mi bıraktık?

Cahilce anlayış ve yaşam tarzımızı mı parçaladık yoksa Kur’an’ı mı?

Anlaşılan odur ki cahil ve şirk içindeki yaşamımız Kur’an’a göre daha sert ve dirençli çıktı da Kur’anı parçaladık.

Oysa bize Kur’anla çalış denmekte değil mi idi?

Biz Kur’ânla mı çalıştık yoksa Kur’an’a karşı mı çalıştık?

Kur’an bizi rüşde olgunluğa eriştirecek iken , bizler neden rüşd de değiliz?

Kur’an’ı tertil üzere okuyanda, cinlerdeki gibi, biz hiç birşeyi Rabbimize ortak koşmayacağız. O’nun eşi ve oğlu yoktur anlayışı ortaya çıkması gerekirken, bizde bu anlayış neden ortaya çıkmıyor.

Bizler sürekli olarak, Allah’ın eşleri varmış  gibi dünya işlerini düzenleyen gavslar, kutuplar ,şeyhler icad ediyor, insan hayatında haramları ve helalleri belirleyen din adamı kılıklılara prim veriyor, Rabbi kendisine ulaşılması için nasıl ki aracılar ile randevu alınıyorsa Rabbe ulaşmak içinde aracılar edinilmeli diyen yalancılara itibar ediyor, doğrudan bağlanmak yangın çıkarır diyen hokkabazlar gibi Rabbi de mahluka benzetmişiz.

Oysa ilginç bir durum cinnler hemen bunu anlamış ve Rabb için “teala” “yüce” demişlerdir.

Onların kur’an’ı dinler dinlemez bunu demeleri O’nu yarattıkları gibi algılamadıklarını ifade eder.

Kur’an okumanın ne demek olduğu şu halde cinler ile ifade olunurken diğer taraftan tüm herşeyden Rabbine doğru yönel denerek te Kur’an okumanın nasıl bir sonuç ortaya çıkardığını buradan Kur’an’ı kişinin okuyup okumadığının sağlamasını yapması istenmektedir.

Zira; eğer kur’anı tertil üzere okuyorsan bu okuma seni hiç birşeye bağımlı kılmaz. Kendini bir şey ile tanımlamaz ve varlık nedenini O’na dayandırmazsın. Şahsiyetini, kimliğini ve övünç kaynağını ona bağlamaz ve O’nu hayatının odağına da koymazsın.

Yalnız Rabb hariç.

İşte Kur’an hayatın odağına ve hayatın tarzına müdahil olarak Rabbi gösterirken, O’na rağmen tüm herşeyden sıyrılıp, onların esaretinden özgürlüğe doğru sevkeden bir okuma olarak karşımıza çıkar.

Oysa bizimle Kur’an arasında dağlar kadar arzularımız var, alışkanlıklarımız var, kendisinden vazgeçemeyeceğimiz rahatımız, eşimiz, çocuklarımız, işimiz ve arkadaşlarımız ve toplumumuz var.

Bizler daha Betül olamadık.

Bunun içindir ki Kur’an’a temas edemedik.O’nun sahilinde hazır bekleyemedik.

Rabbi tanıyamadık Rabbe ait olamadık.

Aidiyetimiz, sevdiklerimiz ve arzularımız oldu.

Aidiyetimiz, zincirlerimiz oldu.

Prangalı yaşamayı sevdik.

Ne zaman ki bunlardan kurtulmayı Betül olmayı Rabbimiz söyledi bizler buna mazeretler uydurduk, onu yaşantılarımızda olanlardan vazgeçmeksizin uzlaştırmaya çalışarak hem Rabbe hem de ondan başkalarına kul olduk ta bunu tevhid olarak değerlendirdik.

Manaların arzulara göre belirlendiği bir yaşam tarzı edinenler olarak bu yaşam tarzı asıl yabancılaşma manasında olan mecnunca, “cinlenmiş” bir yaşam tarzıdır.

Çünkü bu yaşam tarzında akıl örtülmüştür. Duyguları bir ip ile (Kuran, Allah’ın ipi) ile bağlayıp Onları Allah’a doğru ip gibi dizmemiz gerekirken onları heva ipi ile bağlayıp hevaya göre hizaya getirmeye çalışmışız.

Bu durumda havai şeylere yönelerek ayakları yere basmayan adeta uçmuş gibi bir yaşam içine dalanlar ile birlikte dalmışız.

Oysa bunlara karşı bizden Rabbimiz”Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye söz almamış mı idi de biz Rabbe verdiğimiz sözleri unuttuk?

Bir gün ya da ondan daha az olan dünya hayatı kadar sabretmek bize uzun mu geldi ki Rabbin azabına talip olduk.

Kendimize çeki düzen vermeliyiz.

Duygularımızı ve hırslarımız Allah’ın ipi ile bağlamalıyız. Rabbe ait insanlar olarak vakar ve şerefimize sahip çıkmalıyız.

Kölelikten özgürlüğe doğru değişimi başlatmalı, rahat koltuklar ile, en güzel yiyecekleri, en güzel elbiseleri, en güzel konutları sonraya ahirete ertelemeliyiz.

Zaten bunlar dünyada geçici iken Rabb, ahirette sürekli olanı vaat etmektedir.

Rabbten başka kim sözünde daha çok durabilir ki..

O halde üzerine örttüğün tüm örtüleri sıyır ve ayağa kalk. Tek bir yüceyi Rabbini yücelt O’nun karşısında herşeyi alçak ve düşük gör. Sübhane Rabbiyel Ala…..

Bu halde sen şeref kazanırsın.

Vesselam..

 

 

 

YORUMLAR
  • Hasan Çayır   16-11-2019 17:25

    Güzel Bir yazı...

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA