19 Kasim 2019 Salı

Yakınlık mı? Ayrılık mı?

02-11-2019 04:07 Güncelleme : 02-11-2019 04:11

Şahsiyet olmak ayırt edici bir vasıfdır.Bu vasıf kişinin hevası üzerinde aziz olması ve daima hakka yönelmesi ile mümkündür. Şu halde hakkın karşısında yer alan hevadan beri olan birey şahsiyetsizlikten uzak durmuş iken hakkı benimseyerek te şahsiyet sahibi olabilir. Bu durum için bağlama işini ifa etmesi gerekir.Bunun içinde aklı kullanarak, heva ve buna bağlı olarak çalışma meyilli duygularını kontrol altında tutmak üzere bağlamalı iken, diğer taraftan hakka bağlayarak kontrol altında tutmalıdır. Bu durumda o bir cemaat, topluluk, grup, milliyetçilik, izm,lider veya komutan etrafında şahsiyetni yitirmiş eriyik bir halde olan gassal elindeki meyyit pozisyonuna düşemez. Aynı şekilde kendisine katılmak üzere varolan, yiyecek ve içecekler ile dünya hayatının süsü mesabesindeki unsurlara da katılamaz.

Ayrılmak….

Fasala kelimesi ayırdetmek, kesin hüküm vermek manalarına gelir.

Kur’anda bu kelime çeşitli manalarda kullanılırken bir de fasl günü olarak gelir.

Bu, kesin hüküm ile ayırmak anlamında olarak, ayırım günü manasındadır. İyi ya da kötünün karışmış olduğu durumdan son kertede belirli bir sabitede konumlandırılması manasındadır.

Fasl, kavramı ayırdetmek ve ayırmak olarak var iken, bu şeye veya kime kim olduğunu ortaya koyan bir eylem olarak vardır.

Bir şey ya da kim tanım yapılacak bir konuma gelmesi için ya da ayırd edici bir özelliği olması gerekir ki diğerinden ayrılsın.

Bu mana da her bir yaratılmışın kendisine özgü bir niteliği vardır.

Bu niteliklerden en büyüğü hepsinin yaratılmış olmasıdır.

Şu halde ayırd edici ve belirgin en temel özellik hepsinin yaratılmış olmasıdır. Yaratılmış olmalarına rağmen ise herbirinin ayrı özelliklerinin olmasıdır.

Zira ikizlerin dahi retinaları, parmak izleri v.s gibi ayıredici özelliği vardır.

Bu manada her bir yaratılmışa yaratıcı ayrı bir önem vererek ona bir kez daha değer verdiğini göstermiştir.

Kur’anda fasl kavramı insan açısından geniş ve derin manalar içerir.

İnsan birinci olarak bir fasıldan meydana gelmiştir.

İnsanın anılmaya değer bir varlık olması için üzerinden uzunca bir zaman geçmiş iken, diğer taraftan Onun topraktan ayrılması,bir damla basit sudan ayrılarak katı hale gelip, şekillenmesi ve apayrı bir varlık olarak annesinin karnından çıkması onun en büyük fasılasından biridir.

Bu hali ile o ilk fasılalarını burada görür.

Sonra O’na verilen gönüller ve fuatlar O’nu daha da ayırdedici kılar.

Fakat önemli bir ayırd edici unsur ise O’nun şahsiyet  sahibi olarak var olmasıdır.

Rabbin baştan beri önemsediği ,imar ve inşaa etmeye çalıştırdığı, teşvik ettiği, sürüklediği, her yönden kuşatarak O’nu yukarı doğru çıkarmaya çalıştığı nitelik budur.

Her ne kadar kulluğu kölelik ve buradan aşağılık olarak kabul edenler var ise de hiçbir şeye muhtaç olmayan yaratıcı insanın kendisine anlaşılan manada kölelik manasında bir kulluğu istemez.

O şahsiyet sahibi olmayı bununla bağdaştırmaz.O ancak yarattıklarının haklarına saygı göstermeyi emreder.

Öncelikle yaatıcıyı yaratılmışlardan ayırdetmek ve bu ayırd etmeyi kesin bir hüküm üzere yapmak konumlandırma açısından geniş bir ufuk açacaktır.

Bu temel kural çerçevesinde tüm yaratılmışları, öncelikle nefsini, kendisini kibirli görenleri,insanlar üzerinde tahakküm kurmak isteyenleri tanımak ve bu tanımlamaya göre tavır geliştirmek müstesna bir şahsiyet olmak için önemli bir konumdur.

Şahsiyet olmak ayırt edici bir vasıfdır.Bu vasıf kişinin hevası üzerinde aziz olması ve daima hakka yönelmesi ile mümkündür.

Şu halde hakkın karşısında yer alan hevadan beri olan birey şahsiyetsizlikten uzak durmuş iken hakkı benimseyerek te şahsiyet sahibi olabilir.

Bu durum için bağlama işini ifa etmesi gerekir.Bunun içinde aklı kullanarak, heva ve buna bağlı olarak çalışma meyilli duygularını kontrol altında tutmak üzere bağlamalı iken, diğer taraftan hakka bağlayarak kontrol altında tutmalıdır.

Bu durumda o bir cemaat, topluluk, grup, milliyetçilik, izm,lider veya komutan etrafında şahsiyetni yitirmiş eriyik bir halde olan gassal elindeki meyyit pozisyonuna düşemez.

Aynı şekilde kendisine katılmak üzere varolan, yiyecek ve içecekler ile dünya hayatının süsü mesabesindeki unsurlara da katılamaz.

O bunları kendisini ayrı bir şahsiyet olmaktan kendisi içinde eriyik bir hale sokup, boyunduruk altına almasına izin veremez. Bunlar onun şahsiyet ve karakteri ile kavram ve hedeflerini belirleyen bir konuma geldiği halde o bireyin bireyliğinden bahsedilemez. O birey  maldan fasıla yapması gerekirken “mallaşmış” olur.

Bu yaratılışın unsurlarına da aykırıdır.

Zira toprakta karışık halde bulunan bir  beşeri, topraktan çekip bir fasıla ile ayrı bir canlı haline getirip, ruhundan üfleyerek te daha bir müstesna  canlı haline getiren, bu tür istisnalığını da ondan devam ettirmesini ister.

Esasen tüm bunlara bir halife olarak var edilenin emri altındakilerin emri altına girmesi, O’nun kendisini toprağa karıştırıp yok etmesinden başka nedir ki…..

Fasıl , ayırım günü işte bu manada manidardır. Çünkü o gün kişi hakkında tek başına olarak hüküm verilecektir.

Bu günü sadece ileride bir gün olarak değil, şu anda olan bir gün olarak değerleyerek sürekli o anın heyecanı içinde olmak gerekir.

Buna göre dünya hayatı değer ile değersizliğin, vakur ile zelilliğin, aziz ile köleliğin, şahsiyet ile şerefsizliğin ayırt edilme atölyesidir.

Fakat İnsanlığın büyük bir kısmı ve bizler özelinde aramıza fasıla koymamız gerekenlerle aramızdan su sızmayacak kadar yapışmış, kendisi ile suyun sızmayacağı kadar yapışık olmamız gerekene mesafe koymuşuz.

Kendimizi ufak bir muhasebe ettiğimizde, yaşantımıza baktığımızda, hedeflerimizi gözden geçirdiğimizde, ilgi ve hobilerimizi aklımıza getirdiğimizde, kendisine karşı sevgi besleyip, onsuz yapamam dediklerimizde, izzet ve şerefi kendi yanında aradıklarımıza baktığımızda ayırım gününü şu dünyaya getiremediğimiz buna göre de O’na iman etmediğimiz ortaya çıkmaktadır.

Çünkü bu kötü şeyleri emreden fasıl gününe iman değil, başka bir şeye imandır.

“Eğer iman ediyorsanz imanınız size ne kötü şeyi emrediyor.” Der. Yüce rabb.

Buradan neyin peşinden koşup neye katılmak istediğimizi de anlayabiliriz.

Dönüşün yaratıcıya olduğuna iman eden kervana mı yoksa ayrılık kervanını yolda düzen şeytan ve onun dostlarına mı?

Hayat yürüyüşünde kimlerden ayrılıyor ve kimlere katılıyoruz bu bizden ayırım günü sorulacaktır.

Kime katıldın? Kimden ayrıldın?

Kiminle ne ile arana mesafe koydun, kiminle ne ile aranda su sızmadı? (Tevbe 24, Tevbe 31, Al-i İmran 14)

Rabb ile aramıza mesafe koyduk mu? Buna ne cevap veririz.Rabb ile aramıza birilerinin ya da bir şeylerin girmesine izin verdik mi?

Yaşantımızın haline bakarak, bulanmış olduğumuz çamura bakarak bunun hakkında hüküm vermek çok kolaydır.

O halde daha neyi bekliyoruz?

Rabb ile aramıza daha ne zamana kadar mesafe koyacağız?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA