19 Kasim 2019 Salı

Rabbin Makamından Ne kadar Çekiniyoruz da Nefsimizi Hevamızdan Menediyoruz ?

29-10-2019 03:34 Güncelleme : 29-10-2019 03:34

Rabbin makamından çekinenler hadlerinde duranlar ise bu hadleri öncelikle bilmek gerekir. Oysa bizim okuyup, araştırmak kafa patlatmak gibi bir alışkanlığımız olmadığı için, boş ve hevai işlerden buna vakit bulamayız. Dizileri kim seyredecek? Maçları kim takip edecek? Sosyal medyada boş sözleri kim söyleyecek? Bizim bunun gibi daha önemli işlerimiz varken, karın doyurmayan ve bize bu hususta şefaat edecekte birileri varken ne diye bu işler peşinde koşalım. Tanımlamalarımız değişmiş ve hevayı dolu, dolu olanı da hevayi olarak kabul ederek, hayatımızın içini boşaltmışız. Ne kadar boş ve gereksiz sözler ve eylemlere çağrı varsa elimizde tuz ona doğru koşmuş ve bunu da büyük bir marifet olarak kabul etmişiz. Oysa büyük işler yapmamız gerek miyor mu? Çabalamamız ve hayatı dolu dolu yaşamamız. O halde neyin peşinden koşuyoruz. Neyin uydusu oluyoruz

Rabbin makamından korkan ve nefsini hevadan meneden..Naziat 40

Biz Müslümanlar olarak, bir çok makamlar edinmiş ve bir çok makamlarda insanlar görmüşüz. Ama Rabbin makamını takdir edememişiz.

Durduğumuz yer bizim makamımız iken bizlerin durdurduğu yer durmamız gereken yerler olmuştur.

Üstelik bu yerleri o kadar benimsemişiz ki, orasız yapamamakta ve oraları işgal edenleri de büyük bir konumda görmüşüz.

Makamın Rabbani olarak kabulü, bu kabulü yapanda bir etki meydana getirmelidir.

Üstelik öyle bir etki ki baştan aşağı bu kabulde bulunanı eğitmelidir.

Bu eğitim O’nu azgınlıktan ve dünyayı ahirete tercihten sakındırmalıdır.

Nefsini kontrol altına alarak boş şeylerden ve hevai unsurlardan da menetmelidir.

Dikkat edilirse hayatı tümü ile anlamlı hale getiren, dolu dolu yaşamaya sevkeden bir etkiden bahsetmekteyiz.

Peki bizlerin konumu nedir?

Boş işler ve meşgaleler içinde değil miyiz?

Hayatı tümü ile anlamsız hale getirmişiz, bazı zaman ve mekanlarda Rabbi anarak O’nun makamının takdir ettiğimizi zannetmişiz.

Rabbin makamından korku, bilgiye dayalı bir çekincedir.

Bu bilgi ise havada kalan değil, ayakları yere basan bir bilgi olmalıdır.

Şu halde tahkim olunmuş bir bilgi ile makamın karşısında eğitimli olmak elzemdir.

Nefsi ,men etmek bu makamı takdir etmektir.

Zira heva insanı çeker ve nefsi kendi girdabı içinde çukura doğru sürükler.

Bu sürüklemeye karşı direnme ve sağlam bir kulpa (Urvet-ul Vuska)  sarılma ancak bu makamın sahibinden çekinme ile olur.

Eğer bu sürüklenmeye karşı bir direniş yok ise bu durumda çekince de bir problem var demektir.

Hala şehvetlere uyma, zina, hırsızlık, dedikodu, mala ve paraya düşkünlük, evlere ve otomobillere karşı beslenen sevgi, ırksal bir arzu,  dünyalıkları biriktirme, rahatı tercih, teknolojiye karşı zafiyet, sosyal medyada boş ve hevai konuşmalar, Rabbe ortaklar koşma var ise Rabbin makamından çekinme sözkonusu olabilir mi?

O’nun makamı kendinden en yüce iken, senin onun makamını ne kadar takdir ettiğinin kanıtı, hayatındaki boş şeylerden ne kadar çekindiğinle ilgilidir.

Sözsel olarak çok şey söylenebilir, ama samimiyet ancak amelle tasdik olunmadıkça  havada kalır.

Şu halde Rabbin makamından çekinen,O’nun sağlam kulpuna sarılmalı, bu sarılış ile bilgi edinmeli ve azgınlıklardan ve dünyayı ahirete tercihden dönmelidir.

Bu kişi haddini bilen ve daima geleceği düşünen, geleceğe yatırım yapan bir yatırımcı gibi düşünen ve bunu hayatıyla ispat eden biridir.

Rabbin makamından çekinenler hadlerinde duranlar  ise bu hadleri öncelikle bilmek gerekir.

Oysa bizim okuyup, araştırmak kafa patlatmak gibi bir alışkanlığımız olmadığı için, boş ve hevai işlerden buna vakit bulamayız. Dizileri kim seyredecek? Maçları kim takip edecek? Sosyal medyada boş sözleri kim söyleyecek?

Bizim bunun gibi daha önemli işlerimiz varken, karın doyurmayan ve bize bu hususta şefaat edecekte birileri varken ne diye bu işler peşinde koşalım.

Tanımlamalarımız değişmiş ve hevayı dolu, dolu olanı da hevayi olarak kabul ederek, hayatımızın içini boşaltmışız.

Ne kadar boş ve gereksiz sözler ve eylemlere çağrı varsa elimizde tuz ona doğru koşmuş ve bunu da büyük bir marifet olarak kabul etmişiz.

Oysa büyük işler yapmamız gerek miyor mu?

Çabalamamız ve hayatı dolu dolu yaşamamız.

O halde neyin peşinden koşuyoruz. Neyin uydusu oluyoruz.

Bizler halife olarak sürüklenen değil, Rabbe doğru sevk eden olmamız gerek iken daha nefsimize sahip çıkamamış ve ona teslim olmuşuz.

O’nu makam sahibi olarak görüp, Hevasını ilah edineni gördün mü ayeti okunduğunda ne münasebet deyip, kibirliliğimizden taviz vermemişiz.

Dürüstlüğümüzü kaybetmiş, ahlaki değerlerimizi erozyona uğratmışız.

Boşluğa düşmüşüz. Gün geçtikçe bu boşluk içinde debezelenerek boşluğu daha da derinleştirerek çukurlaştırmış ve cehennem çukuruna doğru bilmeden de olsa ilerlemeye başlamışız.

Sonumuz bu gidişle iyi gözükmüyor.

Bu çukurdan ancak Rabbin ipi (Hablullah) ile çıkabiliriz.

Sağlam ve kopmak bilmeyen ip budur. Ama bu ipi tutacak olanlar, hevalarını önce bu iple bağlamalıdırlar.

Hevasının esiri değil, hevasının boynuna geçirdiği bu iple O’nu esir edinmelidirler.

Aksi halde isyan kaçınılmazdır. Bu isyanın sonucu ise kişinin esir düşmesidir.

Nefsine mağlup olan artık O’nu ilah olarak kabul eder. O’nun hayatını yönlendirmesine izin verir. O’nun adamı olur.

Çünkü O’nun, makamından çekineceği Rabbi hevası olmuştur.

 

 

 

 

YORUMLAR
  • İrfan sevgi   30-10-2019 04:25

    Hepimiz şimdi o makamı bilerek yaşamalı;çünkü gidişimizde o makam...

ANKET - ARAŞTIRMA