19 Kasim 2019 Salı

Haydi Sefere Çıkıyoruz...

26-10-2019 05:10 Güncelleme : 26-10-2019 05:10

Öğüt, sefer emri ise insanın yaratılışı ile O’na bezenmiş ve her an bir yaratılışta olan insanda sürekli varolan bir emir olmuştur. İnsanın yiyeceği ve içeceği içinde böyle iken bunları da sefer için bir enerji olarak görmek gerekir. Toprağı yarıp oradan taneler (Abese 26-27) çıkarıldığı gibi, topraktan yaratılan insanın da bu öğüt karşısında kendisini tümü ile açıp en kılcal damarlarına kadar bu öğüdün mahsulunu vermesi gerekir. Yiyeceğine bakmalıdır. Bu öğüdü dışarıda uzakta bırakmamalı, içine almalı O’nu hazmetmeli ve damarlarındaki asil kana çevirmelidir. Bu asil kan Türk milliyetçiliği, soy bağı, seyyid, şerif v.s ile değil, ancak Rabbin öğüdünü sindirip onu tüm vücuduna hayat kaynağı olarak taşıyan bir meleke olmalıdır. İşte damarlarda dolaşan bu öğüt olmalıdır. İşte bu öğüt senin kanını kaynatarak seni delikanlı kılmalıdır. Bunu kıldığında o kişi özüne dönmüş ve şeref kazanmıştır. O halde bizlerin seferi nereye? Yolumuz ve istikametimiz neresi? Hayat seferine (yolculuğunda) ekmek kavgası olarak mı çıktık? Kendimizi neyin sefiri olarak görüyoruz? Mustafa Kemalin askeri, gençliği olarak mı? Yoksa şu cemaat veya bu tarikatin mensubu ve sefiri olarak mı kabul ediyoruz? Bunlar sefil olunmuş sefirliklerdendir. Asıl sefer İbrahim (a.s)’ın önderlik ettiği kervanın çıktığı seferdir. Bu kervan Hanif olarak Rabbe yönelen bir yol istikametinde hareket eden adını da Rabbin Müslüman olarak koyduğu sefirler hareketidir. Bu hareketin dini, kuralları vardır.Bu kurallara göre hayatı kurallı hale getirmek ve düzenlemek gerekir. Bu yapıldığında artık bu kervanın sefiri olunmuş demektir.

O gün yüzler vardır ki, seferden dolayı yüzleri parlar…..Öyle yüzler vardır ki durmaktan dolayı paslanmıştır. Abese 15,38

Çalışan demir parlar. Duran demir paslanır. Bu insanoğlu içinde geçerlidir. Fakat burada önemli olan husus çalışmanın yönü ve hareketin niteliğidir.

Zira insan tüm hayatını bazı hastalıklar hariç yatakta durağan geçirmez.

İster istemez hareket etmek zorundadır.

Bu manada seferin nitelikli bir sefer olması elzemdir. Esasen sonucunun parlak olması ve bu parlaklığın kişinin yüzüne vurması ancak bu şekilde mümkündür.

Sefer zorunludur ama bu seferin parlak olması gerekir

Bunun için sefer terkedilmesi gerekenden uzaklaşmaktır.

Bu manada her sefer zaferdir. Uzaklaşılması gerekenden uzaklaşma iradesini göstermek takdire şayandır.

Bunlar bağımlılıklarımız, arzularımız, olmazsa olmaz dediklerimiz, daha özel olarak, giyim tarzlarımız, binek araçlarına olan tutkumuz, evlere, yatlara, katlara olan düşkünlüğümüz, makam ve mevkiye olan bağlılığımız, rızık endişelerimiz, teknolojiye özellikle akıllı telefon ve sosyal medyaya olan düşkünlüğümüz, karşı cinse ve dünyanın süslerine olan zafiyetimiz……….

Bunları terketmek işte sefer budur. Sefer bu manada sadece mekânsal bir yer değiştirme değildir.

Durağanlığa iten, seni paslandırıp, kabre sokan, üzerinde bir yük olarak çıkacak olan yukarıdaki unsurlardan özgürlüğüne kavuşmandır.

Bu manada her sefer ,aslında bir özgürlük hareketi olarak ortaya çıkmaktadır.

O’nunda çağrı işareti,işaret fişeği vardır.

Bu fişek öğüttür..Bu fişek öğüt almayı engeleyen tüm herşeyi delip geçen bir tarık gibi olmalıdır.

Öğüt tezkira ,hatırlatma ve şerefi içinde barındıran ise, bu durumda sefer bileti, kendine gelme uyarısının olduğu şan ve şerefe doğru bir sefer hareketini hedefler.

Rabbin, tezkirası(Bilet manasına da gelir) anlamlıdır.

Onun öğüdü, alınması gereken bir olgu olarak var iken bu öğüt “İnsan neden yaratılmış”tırdan başlayıp (abese 18), “insan yiyeceğine baksın”la (Abese 24) devam edip sonra “onu kabre koydu”ya kadar(Abese 21) olan süreçte devamlılık arzeder.

Öğüt, sefer emri ise insanın yaratılışı ile O’na bezenmiş ve her an bir yaratılışta olan insanda sürekli varolan bir emir olmuştur.

İnsanın yiyeceği ve içeceği içinde böyle iken bunları da sefer için bir enerji olarak görmek gerekir.

Toprağı yarıp oradan taneler (Abese 26-27) çıkarıldığı gibi, topraktan yaratılan insanın da bu öğüt karşısında kendisini tümü ile açıp en kılcal damarlarına kadar bu öğüdün mahsulunu vermesi gerekir.

Yiyeceğine bakmalıdır. Bu öğüdü dışarıda uzakta bırakmamalı, içine almalı O’nu hazmetmeli ve damarlarındaki asil kana çevirmelidir. Bu asil kan Türk milliyetçiliği, soy bağı, seyyid, şerif v.s ile değil, ancak Rabbin öğüdünü sindirip onu tüm vücuduna hayat kaynağı olarak taşıyan bir meleke olmalıdır.

İşte damarlarda dolaşan bu öğüt olmalıdır. İşte bu öğüt senin kanını kaynatarak seni delikanlı kılmalıdır.

Bunu kıldığında  o kişi özüne dönmüş ve şeref kazanmıştır.

O halde bizlerin seferi nereye? Yolumuz ve istikametimiz neresi? Hayat seferine (yolculuğunda) ekmek kavgası olarak mı çıktık? Kendimizi neyin sefiri olarak görüyoruz? Mustafa Kemalin askeri, gençliği olarak mı? Yoksa şu cemaat veya bu tarikatin mensubu ve sefiri olarak mı kabul ediyoruz?

Bunlar sefil olunmuş sefirliklerdendir.

Asıl sefer İbrahim (a.s)’ın önderlik ettiği kervanın çıktığı seferdir. Bu kervan Hanif olarak Rabbe yönelen bir yol istikametinde hareket eden adını da Rabbin Müslüman olarak koyduğu sefirler hareketidir. Bu hareketin dini, kuralları vardır.Bu kurallara göre hayatı kurallı hale getirmek ve düzenlemek gerekir. Bu yapıldığında artık bu kervanın sefiri olunmuş demektir.

Bu seferin yolcuları ancak misafir edilecektir. Sefere çıkmayanlar misafir olamazlar ve misafir olarakta kabul göremezler. Şunun bunun torpili veya şefaati ile de Zaten Merhametli olan Rabbin adil olan kararı da değiştirilemez.

O halde tüm seferlerimizi iptal edip, bu sefere katılıp bu seferin sefiri olmak sefil olmamak için tercih edilmelidir.

Muhtaç olduğun kudret, Rabbin Ruh olan öğüdünde mevcuttur.Yeter ki sen bu sefere katılma isteği göster.

Bunu yapmazsan, bu öğüt kulakları sağır edercesine gelip seni mahveden korkunç bir sese(abese 33).dönüşür.

O gün herkesten birbirinden kaçar. Annesinden , oğlundan, babasından, eşinden, en sevdiklerinden… Kimse kimse ile ilgilenemez. Çünkü o gün herkes büyük bir sorun ile karşı karşıyadır. Bu sorun o kadar insanları meşgul etmiştir ki her bir kişi kendi derdine düşmüştür. Ne elçi (a.s), ne şeyhin, ne hocan ne de başka birisi seni kurtarabilir.

Kurtuluşunun tek yolu seni bu meşgaleden alıkoyanları terkederek  hemen sefere çıkmandır.

Vesselam….

YORUMLAR
  • Dilaver Gül   30-10-2019 04:35

    Yerinde çakılmaya karşılık sefer... Size ne oluyordu sefere çıkın denildiğinde yerinizde çakılıp kalıyorsunuz(Enfal suresi)

ANKET - ARAŞTIRMA