16 Temmuz 2019 Salı

Ahlak Problemimiz

03-07-2019 21:37 Güncelleme : 12-07-2019 14:53

Ahlak Problemimiz

Ahlak nefsinin insan üzerindeki hakkı iken diğer taraftan toplumunda O’nun üzerindeki hakkıdır. Şu halde bu hakkı ifa etmeyen apaçık bir şekilde zalimdir. Zalimler ise ifsat edenlerdir. Şu halde ifsad dolu toplum olmamızın temeli ahlaksızlığa dayanır. Ahlak ise fıtrata dönmek ise, bu fıtrata uygun olarak vaaz edilen bu dinin müntesiplerinin en yüksek ahlaka sahip olmaları gerekir. Fakat biz bu ahlakı kendimizde göremiyoruz. Şu halde bizler kendimize yabancılaşmakta ve değersiz bir halde aşağıların aşağısına doğru yuvarlanmaktayız.

 

Müslümanlar olarak en büyük eksikliğimiz ahlakımızı yitirmemizdir. Çünkü ahlakı yitirmek kendini kaybetmektir.

 İnsanın en temel niteliği ya da ayırıcı vasfı ahlaklı olmak iken bunu yitirenin durumunu varın siz düşünün.

Ahlak yaratılışa kodlanmıştır.Şu halde bu unsuru ön plana çıkarmak, onu körelten ve engelleyen unsurları tespit ederek tedbir almak insan insan olma hassasiyetini gösterir.

Fakat bu hassasiyeti etrafımıza baktığımızda pek azı hariç insanlar taşımakta değiller.

Ahlak bu bağlamda insanım diyende olması gereken bir unsur iken şimdi ki bir çok insanda, ister Müslüman olsun ister olmasın bu nitelikten uzaklaşma görmekteyiz.

Bu uzaklaşma insan olarak yaşamanın bağlarını da koparmaktır.

Esasen ahlaktan uzaklaştırmak isteyen ve orman kanunlarının geçerli olduğu dünyayı isteyenlerin çabası görüldüğü gibi, yaşanan olaydan hareketle ahlakı bertaraf eden bir tanımla insan insanın kurdudur şeklinde insana tanımlamalar getirilmesi de manidardır.

Ahlakın olmadığı bir dünya da insanların hayvanca yaşayıp, ilişkilerini bu minval üzere kurarak orman kanunlarını işleteceklere tabiidir.

Bu tabiatı bozmak ve ahlakı yeryüzünde geçer akçe haline getirmek bireysel olarak öncelikle bizlerin bu ahlak ile ahlaklanmamızdan geçer.

Gerçekten de bu manada baktığımızda ahlakın hangi ilkelerini hayatımızın hangi alanlarında görmekteyiz.

Aile ile olan ilişkilerimizde mi? Okulda olan ilişkilerimizde mi? İş ilişkilerimizde mi? Toplumsal ilişkilerimizde mi? Ticaret hayatında ve ekonomik hayatımızda mı?

Bizler insan olmanın en temel unsurlarını unutarak insan olmayı unutmuşuz. Bunu unuttuğumuz içinde ibadet ve ritüellerimiz bize ahlakı hatırlatmadığından, ahlaksız ibadet edenler olmuşuz. Namaz kılan bir hırsız, oruç tutan bir müsrif, İşçinin hakkını yiyen bir hacı, uçkur manyağı bir muhafazar, yaşam tarzı tümü ile batılılara özenti ve onlar gibi olan garip bir canlı tipine bürünmüşüz.

İçinde insan olmayan bir ibadetkar olmak Allah katında o kişiyi değerli kılmaz.

Çünkü Allah insan olma üzere emirlerini ve yasaklarını vaaz etmiştir.Şeytanın önünde selam duracağı varlık olarak, beşeri değil ruhundan üfleyip insan kıldığı varlığa işaret etmiştir.

Ahlaki olmak bu manada insan olmak ise ahlak bir öze dönüştür. Kaybedilen değerlerin tekrar sahiplenilmesi ve kıymetler üzere hayatı inşaa etmektir.

Bunun için bir arayış içinde olmak elzemdir. Bu arayış içinde olan yitik hazinesini bulur ve hayatı kıymetlenir.

Şu halde bizlerin ilişki ve eğitim sistemimizin temeline ahlakı koymamız gerekmektedir.

Ahlaklı olmak, insanın esasen aradığı bir unsurdur. Kişi kendisine ahlaklı davranılmasını isterse ,başkasına karşı da ahlaklı olmasını bu durum ispat eder.

Aslında bu diğer insanların O’nun üzerindeki hakkıdır.

Ahlak nefsinin insan üzerindeki hakkı iken diğer taraftan toplumunda O’nun üzerindeki hakkıdır.

Şu halde bu hakkı ifa etmeyen apaçık bir şekilde zalimdir.

Zalimler ise ifsat edenlerdir. Şu halde ifsad dolu toplum olmamızın temeli ahlaksızlığa dayanır.

Ahlak ise fıtrata dönmek ise, bu fıtrata uygun olarak vaaz edilen bu dinin müntesiplerinin en yüksek ahlaka sahip olmaları gerekir. Fakat biz bu ahlakı kendimizde göremiyoruz.

Şu halde bizler kendimize yabancılaşmakta ve değersiz bir halde aşağıların aşağısına doğru yuvarlanmaktayız.

Ahlaki temelleri atmak ve bunu tahkim etmek,insanca birarada yaşamanın temel unsuru ise, ahlaktan mahrum olan insanlar birarada yaşayamaz.

O halde bu ahlakı diriltmek ve onunla bezenmek üzere tümü ile ahlaki kıymetleri ihtiva eden bu dine dönmemiz gerekir.

Din borç kelime kökünden ise, bu borcu ifa etmek din ile olur.Din ise ahlaklı olmayı emreder.O halde ahlaklı olmanın emri bu din ise,ahlaklı olarak ancak borç bir nebze ödenebilir.

Şayet bu dinin kıymet ve ilkelerine rağmen moda dinine, gösteriş dinine, mal ve evlat ile övünme ve onlarla kibirlenme dinine,Şan ve şöhret dinine, teknoloji dinine uyuluyorsa ,bu durumda belki bir yere kadar kısmi alanlarda ahlaki özellik ile bezenebiliriz ama genel,temel ve sürekli olan bir ahlaktan uzaklaşırız.

Bu ahlak kula kul olmama ahlakıdır. Kul yaratılmış herşey ise Rabbten başka tüm herşeyi reddetme üzere bir ahlak iken ancak Rabbe hizmet etmektir.

Ona hizmet edildiğinde her türlü karşılığı almak mümkündür. Çünkü başka biri bir karşılık yaratamaz .

Ahlakın temeli tevhiddir. En temel ahlak izzet ve şeref kazanmak ise bu da ancak tüm yaratılmışa ilahlıkta ve Rabblikte “hayır” demekle olur. Hiçbir yaratılmışa boyun eğmeme ve onlara körü körüne itaat etmeme ahlakı, ahlakın başlangıç noktası olarak ele alınmalıdır.

Bu temel üzere doğru söyleme, namuslu olma, hakkı gözetme, merhametli olma, zulme karşı durma, hırsızlık yapmama, dedikodu yapmama, , diğergam olma gibi unsurların inşaa edilmesi gerekir.

Bizler daha “Hayır” demeyi bilmez iken diğer ahlaki özellikler ancak güdük kalır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA