19 Haziran 2019 Çarşamba

Allah'ın Kulu ve Elçisi Muhammed

07-06-2019 16:59 Güncelleme : 17-06-2019 12:00

Allah'ın Kulu ve Elçisi Muhammed

Elçi açıkça bir itibar suikastına maruz kalmıştır. Çünkü bu dinin elçisi Allah adına konuşan tek yetkili ve O’nun konuşması da vahy ile iken şimdi O’nun elçilikten alınıp İsa mesih gibi Rabb yanına kaldırılması, Artık bu işlere başkalarının bakması manası taşır. Zira elçilik alanı boşalmıştır. Bu alanın doldurulması Allah adına konuşmak için önemlidir. Şu halde bu makama, şeyhi, Hoca, alim, imam ,muhaddis vs. ünvanlı kişiler gelip bunların sözleri muteber ve bunların sözleri Allah’ın sözü olarak kabul edilecekti. Kendilerince elçiyi insanlar nezdinde kötülemeden sağdan yanaşarak üstün bir paye vererek hayattan uzaklaştıracaklardı. Eğer bir kimse bu Allah’ın dediğidir diyorsa O’na karşı dikkatli olunmalı ya da bu Allah adına konuşan kişi deniliyorsa da bunu söyleyen kişiye karşı da tedbirli yaklaşmak gerekir.

De ki "Ben de tıpkı sizin gibi insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kehf 110

De ki “İlk elçi ben değilim. Bana da size de ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece doğruları açıklayan bir uyarıcıyım; o kadar.”Ahkaf 9

Biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz. Sana düşen, yalnızca tebliğdir. Şura 48

Ve eğer Allah Teâlâ dilese idi onlar şirke düşmezlerdi. Ve seni onların üzerine bir muhafız kılmadık, ve sen onların üzerine bir vekil de değilsin. Enam 107

“Ona Rabbinden bir delil indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır. Rad 7

Allah resulü bizim gibi bir insan, kendisine ve bizlere ne yapılacağını bilemeyen biridir. O’nun görevi yalnızca tebliğ etmek iken O bizim muhafızımız ve işlerimizi yürüten vekilde değildir.

Fakat elçiyi algılamamız bundan bambaşka olmuş bundan dolayı da o’nu takdir edememişiz.

Bizim kültürümüzde daha genel olarak doğu kültüründe sevilen insanlara karşı hudutları belirleyememekten kaynaklanan azgınlıklarımız vardır. Bu azgınlıklardan olarakta Rabbin elçiyi sadece bir uyarıcı ondan öte birisi değil dememesine rağmen bizler kendimizce bir çok tanımlar getirmiş ve elçiyi kutsamışız.

Hayır o bir uyarıcıdan çok öte olarak,

Her şeyden önce o yaratıldı. Ve her şey ondan yaratıldı. Bu sebeple o nur ölümsüzdür, aslında Peygambere de öldü diyemeyiz. O nur ölmez, o nur olmazsa hiçbir şey olmaz.

Tüm insanların amelleri Hz muhammede arzolunur.

Peygamberler içinde ilk defa şefaat edecek ve şefaati kabul olunacak peygamber, Hz. Muhammed’dir (asm). (Müslim, Fadâil, 2).

Bir müminin kabrini ziyaret ederken, “Ya Rabbi! Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma” denirse, Allahü teâlâ, kıyamete kadar azabını durdurur) (Etfal-ül-müslimin) demişiz.

Elçinin varlık alemi üzerinde tasarruf sahibi olup, tabiat olaylarını belirlediğine dair inançlar ile zorda kalan, başı sıkışana yardım ettiğine dair rivayetler.

İle O’nu tebliği ulaştıran biri değil, Hristiyanların Meryem oğlu isa’ya verdikleri payeyi vermişiz.

Daha da öte giderek Allah’ın sağ yanına oturtmuş, yardım edici, şefaatçi, amellerimiz kendisine arzedilen, diri biri olarak kabul ederek, O’nu insanüstü bir varlık haline getirmişiz.

Hatta O’nun sahabi denen bir takım kimselere cennet vaadedip, cennetle müjdelenen 10 kişiden bahsetmişiz, O’nun şunu yapan cennette, yanyana getirdiği iki parmağı gibi kendisi ile beraber olacağını diyen biri olarak algılamışız.

Cennet dağıtan biri olarak ona sözler uydurmuşuz.

Parmaklarının arasından su akıtan, Etin Ya Resulallah beni yeme, ben zehirliyim"dediği, "Ey put ben kimim" deyince, sen Allah’ın Peygamberisin diyen. Küçüktüm. Üstüme kaynar su döküldü. Gözlerim yandı. Görmez oldum. Babam Resulullaha götürdü. Mübarek tükürüğünden gözlerime sürdü. Gözlerim açıldı. Bir kadın, bir kel oğlunu getirdi. Resulullah, mübarek elleri ile başını sıvadı. Şifa buldu. Saçları uzamağa başladı.

Gibi bir çok uydurulmuş sözleri elçi ve sadece uayrıcı olan elçiye yamamışız.

Oysa o ben de sizin gibi bir insanım diyordu. Ben ancak size tebliğ etmekle memurum ve ben size vekil değilim diyordu. Kızına dahi Allah’a karşı sana hiçbir şekilde yardım edemem diyordu.

Üstelik o günkü şartlarda O’na karşı çıkanların en büyük itiraz nedeni de sen de bizim gibi bir insansın. Senin bizden bir üstünlüğün yok dedikleri halde bizler ısrar ve inatla, Hayır, o insanüstü bir varlık demekteyiz.

Karnına açlıktan taş bağlayan, günlerce evinde yiyecek olmayan, bir göz odada kalan, uçan şeyhler gibi değil, mekkeden medineye deve ile uzunca bir yolculuk yapan, mağaraya saklanan, Dişi kırılan, miğferi yanağına batan, savaş kaybeden, eğer gaybı bilse idim bana çok hayır dokunurdu diyen bir elçiden bahsediypruz.

Gökyüzüne çıkmayan, oradan kitap getirmeyen, malları ve mülkleri olmayan, aç kalan, susuz kalan, acı çeken, Siper için kazma kürek ile çalışan, bir çocuğun elinden tutup götürdüğü, bir elçiden.

Münafıkları her ne kadar huzeyfeye söylediği söylense de, Allah seni affetsin doğru ve yalancı ortaya çıkmadan niye onlara izin verdin sözü ile muhatap olan, Maune kuyusunda yetmiş arkadaşının katlini bilemeyip katledilmelerinden dolayı üzülen, bir elçiden bahsederken, şimdi hala yaşayan ve tabiat olayları üzerinde etkin ve ameller kendisine arzedilen bir ilahtan bahsedilmesi de neyin nesi.

Üstelik bir de haram ve helal koyan olarak nitelenmesi, durumu daha da vahim kılmaktadır.

Tevbe 34.ayette hahamlar ve rahiplerin rabbler edinmesinden bahsedilip sonrasında isa mesihinden rabb edinilmesinden bahsedilmesi manidardır.

Bu da aynı son peygamberin ilah olarak edinildiğini bilmekte iken şimde Rabb olarak edinildiğini O’nun din de hüküm koyucu olarak kabul edilmesi ile olduğunu anlıyoruz. Elçi ileten değil, adeta bu insanlara göre haram ve helal koyan bir Rabb konumuna sokulmuştur.

Elçi açıkça bir itibar suikastına maruz kalmıştır. Çünkü bu dinin elçisi Allah adına konuşan tek yetkili ve O’nun konuşması da vahy ile iken şimdi O’nun elçilikten alınıp İsa mesih gibi Rabb yanına kaldırılması,

Artık bu işlere başkalarının bakması manası taşır.

Zira elçilik alanı boşalmıştır. Bu alanın doldurulması Allah adına konuşmak için önemlidir.

Şu halde bu makama, şeyhi, Hoca, alim, imam ,muhaddis vs. ünvanlı kişiler gelip bunların sözleri muteber ve bunların sözleri Allah’ın sözü olarak kabul edilecekti.

Kendilerince elçiyi insanlar nezdinde kötülemeden sağdan yanaşarak üstün bir paye vererek hayattan uzaklaştıracaklardı.

Eğer bir kimse bu Allah’ın dediğidir diyorsa O’na karşı dikkatli olunmalı ya da bu Allah adına konuşan kişi deniliyorsa da bunu söyleyen kişiye karşı da tedbirli yaklaşmak gerekir.

Elçiye hürmet bu değildir.O’na hürmet ancak, O’nun tebliğini insanlara ulaştırmaktır. O kendisine methiye düzülmesini istemedi. Kendisinin ilahi bir güç sahibi olduğunu da söylemedi.

Hatta isa mesihi methettikleri gibi beni de methetmeyin diye ölüm döşeğinde en yakın arkadaşlarına söyledi.

Ama bizler hala O’nun şahsı ile getirmediği ve sadece Kur’an mucize dediği halde , mucizeler yamayarak, O’nu hayatımızdan bilmeyerekte olsa sürüyoruz, Hatta öldürüyoruz.

Buna rağmen Şeyh, Hoca, Alim, üstad imam gibileri O’nun yerine koyarak, dini bunların ellerine veriyoruz.

Elçinin ben de sizin gibi bir insanım dediği ve ancak uyarıyı ulaştırmakla memurum, vekil değilim dediği halde bu insanların şefaatçi olduklarına, yardım ettiklerine, ateşten kurtaracaklarına, tabiatüstü güçlere sahip olduklarına, inanıyoruz ve bunlara da ne oluyorsa bu nitelikler bizde ve hocalarımızda var diyorlar.

Bu apaçık bir şekilde kendilerini elçiden dahi üstün kabul ettiklerinin itirafı değil midir?

Daha ne kadar aldatılacağız. Bunun içindir ki kılavuzumuz böyle kargalar olduğundan burnumuz  …tan kurtulmamaktadır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA