25 Agustos 2019 Pazar

Rabbe İman Çağrısına İcabet

20-05-2019 18:44 Güncelleme : 21-05-2019 12:37

Rabbe İman Çağrısına İcabet

Yani Rabbe İman, imanın, terbiyevi, değiştirici ve dönüştürücü olmasını ifade eder. Bu değişim bir inkılap ise bu inkılap, düşünce, kalp ve amelde olan bir değişim olmalıdır. İşte Rabbe iman buralarda ama inkılabı bir hal meydana getirmelidir. Bu inkılap, günahları kerih görüp bunlardan pişmanlık duyulan, birlikte ve beraber olduğu kimselerin ise yüksek ahlak sahibi kimseler olarak arkadaş çevresinde, değişiklik yapan olmalıdır.

Rabbimiz, kesin olarak biz, imana çağıran bir çağrıcıyı işittik.

“Rabbinize iman edin” diyen.  Hemen iman ettik. Rabbimiz günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört. Canımızı yüksek ahlak sahibi kimselerle al. Ali-imran 193

İçinde bulunduğumuz toplumla birlikte biz, kendimizi iman eden olarak adlandırırız. Bunu da bir üstünlük vesilesi sayarız.

Fakat ayetteki sözü samimi olarak söyleyebilme noktasında , aynı durumda olduğumuzu söyleyemeyiz?

Evet  bir çağrıda bulunan vardır. Her şey bizi çağırmaktadır.  Her taraftan sesler yükselmekte ve bizi adeta büyülemektedir. Bu büyü içinde bizler güzel sözler, yaldızlı sözler, nefse hoş gelen nağmeleri duymaktayız. Çünkü gerçekten dünya ve onun içindeki zinetlerin çağrısı nefsimize çok hoş gelmektedir.

Diğer taraftan İman adı altında çıkıp bir çok çağrıda bulunanlar vardır. Bunlar o kadar çoktur ki saymakla bitmez. Ama baktığımızda çoğu temel unsurları itibari ile de birbirleri ile çelişirken, bizler ise bunlara karşı seçici davranmakta değiliz. Davransak bile adeta nefse hoş gelen kriterle ile bu seçiciliği yapmaktayız.

Bunlarda da öyle çağrılar vardır ki ydünyada yardımları vaat etmekte, etekleri ve şefaatleri ile cennetlerden yer ayırmaktadırlar.

Bu gayet hoş…

Diğer taraftan samimi bir çağrı içinde olduğumuz halde o çağrının doğruluğunu zihnen ve kalben tasdik ettiğimizde bu bizde bir değişim meydana getirmekte değildir.

Çünkü  hayatımızda, şirk unsurları, gayri ahlakilikler, haksızlık, haddi aşma, özenti ve aşağılık batı tipi yaşantı tarzı ile hurafe ve bidatler, aklı kullanmamaktan pisliklerin boca edildiği daha nice unsurlar vardır.

Bunlar apaçık şekilde imanın ciddi eksikliklerinin ortaya koyan göstergelerdir.

O halde İmana çağıran birini işittik ama bu çağrı hangi imana idi ya da imana çağırdıkladurı halde bu iman bizim hayatımızda neyi emretmektedir?

Yukarıdaki tarife göre bu iman, iyi şeyleri değil, kötü şeyleri emreden bir imandır. Bunun için hayatta istenen manada olumlu yönlü bir değişim meydana getirmedi.

O zaman ya imanın tarifinde sıkıntı var idi ya da bizler bu imanı doğru algılamadık?

Bu ayete göre iman öyle olmalı idi ki bu imanın temeli “Rabbinize iman edin.” ayetindeki gibi Rabbe iman üzere olmalı idi.

Rabbinize iman edin temelli bir iman, kişiye, gruba, cemaate, partiye, ırka çağrı değildir. Rabbe iman bunlardan beri olarak var olan ama fıtri bir imandır.

Bu çağrı fıtrattan, kişinin kendi içinden gelebileceği gibi, O’nun dışından varlıktan da gelebilir.

Bu çağrıya karşı tavır ise,

Lafzi değil, Rabbani olmalıdır.

Yani bu, imanın, terbiyevi, değiştirici ve dönüştürücü olmasını ifade eder. Bu değişim bir inkılap ise bu inkılap, düşünce, kalp ve amelde olan bir değişim olmalıdır.

İşte Rabbe iman buralarda ama inkılabı bir hal meydana getirmelidir.

Bu inkılap, günahları kerih görüp bunlardan pişmanlık duyulan, birlikte ve beraber olduğu kimselerin ise yüksek ahlak sahibi kimseler olarak arkadaş çevresinde, değişiklik yapan olmalıdır.

İcabet edenler. günahkarlar ile, kötülük, fuhuş ve azgınlık yapanları takip etmez onlara gözünü dikmez, ahlaksız ve adi olan insanları değerli görmez, yaşantısını onlara göre ayarlamaz, onlara kalbinde yer vermez. Yani o birlikte olduğu arkadaş çevresinde de bir değişim meydana getirir.

Onun kalbinde yer verdiği ve kendisi ile beraber olduğu kimseler, bağışlanma isteyen , kötülüklerinden dolayı utanan, yüksek ahlak sahibi olan kimselerdir.

İşte bunlar ile ömrünün sonuna kadar kalbin tutulması Rabbe imanın , günahtan ve kötülükten uzaklaştıran, yüksek ahlak sahibi olmayı ölüme kadar emreden bir ruh olduğunu anlamaktayız.

O halde bu icabet sürekli bir icabettir.

Bu süreklilik hayatın her alanında ve her zaman bir icabet ise, bu çağrıcınında çağrısı da her zamandır.

Zira ortada vahy hakikati var iken, akıl hakikati ve tabiat ayetleri var iken, yani kişi tümü ile bu sesleri iç ve dış dünyasından işitirken, artık başka çağrılara kulaklarını tıkaması veya onlara icabet etmemesi gerekir.

Çünkü yapılan her icabet, asıl çağrıcının çağrısından uzaklaşma, O’na kulak asmamadır.

Oysa iman edenler Allah’ın ayetlerine kör ve sağır kesilmezler. Furkan 73

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA