24 Mayis 2019 Cuma

Allah'a ve Ahiret Gününe İman

04-05-2019 08:00 Güncelleme : 09-05-2019 14:43

Allah'a ve Ahiret Gününe İman

İman bir fitne ve bu yıpratıcı fitneye rağmen Allah’a samimiyeti arttırıyorsa işte bu kazanımdır. Bu şekilde bir iman “iman” olabilir.Yoksa dil üzerinde kalan, kalbe, sınanma unsurları ile yerleşmeyen bir iman ancak güdük ve anlamsız olur. Çünkü İmanın kalbe girmesinin yolu uğrunda harcanılan zaman, enerji, yapılan tercihlerin zorluğu iledir. Bunların artışı O’nun kalbte kökleşmesinin artması demektir.

İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve âhıret gününe inandık" derler ama onlar inanmış değillerdir.

Allah'ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar öz benliklerinden başkasını aldatmıyorlar. Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar.

Allah’a ve sonraki güne iman insanda büyük değişimler meydana getirmesi gereken bir imandır.

Bu, inancın temelidir.

Bu temel, üzerine bina edilecek olanları taşır veya onlara yer açar.

Kendileri gerçekte iman etmemiş olduğu halde iman edenlerden olduğunu söylemek üzere bir kısım insanlar bu imanı kabul edip, buna göre de değiştiklerini söylerler. Fakat onlar iman etmiş değillerdir.

Çünkü onların bunu söyleme nedenleri iman edenlerden gibi gözükerek onları aldatmalarıdır.

Fakat her kim bunu yaparsa kimseyi değil, ancak kendisini aldatmış olur.

 

O halde Allah’a iman ve ahiret gününe iman ne demektir?

Bizlerin bir çoğunda olan bu söylem gerçekte bunlar gibi sadece lafta meydana gelip bundan öte bir hal almamakta değil midir?

Zira Allah’a ve ahiret gününe iman edenler diyen bizlerin hayatında bu iman nasıl bir karşılık bulmaktadır ya da buna uygun bir hayat tarzımız var mı? Veya bu iman hayatımızın neresinde..,

 

Oysa Allah’a iman O’na güvenmek ise O’na ne kadar güvenmekteyiz?

O’na güvenmek sadece söz ile olsa idi bu iş çok kolay olurdu.

Fakat Allah, ayetinde, insanlar iman ettik demekle terkedilecekleri üzerine mi planlarını yaparlar” diyerek imanın bir fitneye tabi tutulacağını bu fitnelerin sonuçlarında meydana gelebilecek olan unsurlara rağmen, Allah’a güvenin olup olmayacağının samimiyet testi yapılacağını bize bildirmektedir.

 Elbette sizi korku, açlık; mallardan, canlardan ve beklediğiniz sonuçlardan eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele! Onların başlarına bir musibet geldiğinde: “Olsun  biz Allah’a aidiz ve zaten ona döneceğiz” derler. Bakara 155-156

 

İman şu halde bir fitne ve bu yıpratıcı fitneye rağmen Allah’a samimiyeti arttırıyorsa işte bu kazanımdır. Bu şekilde bir iman “iman” olabilir.

 

Yoksa dil üzerinde kalan, kalbe, sınanma unsurları ile yerleşmeyen bir iman ancak güdük ve anlamsız olur. Çünkü İmanın kalbe girmesinin yolu uğrunda harcanılan zaman, enerji, yapılan tercihlerin zorluğu iledir. Bunların artışı O’nun kalbte kökleşmesinin artması demektir.

Şu halde biz bu imanı hayatımızın neresinde tercih ediyoruz?

Sadece camide mi? Namaz, oruç, hac, zekat ile sınırlı kalıp bazen sadaka vererek mi? Ama ailemiz ile olan ilişkide, ticaret ve iş hayatımızda, siyasetimizde, arkadaş veya cemiyet ya da cemaatimizle olan ilişkimizde, okulda, yetim, yoksul, evsizler ile olan ilişkimizde iman kendi rengini vermiyorsa karanlık kişiler olarak kalırız.

Oysa

“Allah'ın verdiği renk.  Allah'tan daha güzel renk veren kimdir? Ve biz her daim yüzümüzü ona dönenleriz.” Bakara 138

Şu halde iman ile dünyamızın gökyüzünü, yerini ve bu yer içindeki her şeyi boyamamız elzemdir.

Allah’a iman bu kapsamda iken bunun doğal zorunluluğu sonrasına imandır. Ahirete iman, karşılaşma gününe, ayrılma gününe, hesap verme gününe, dönüş gününe iman olarakta başka kelimelerle ifade edilerek Rabb tarafından açıklanır.

Bu açıklamalar bu imanında aynı şekilde yakın olan şu dünyayı etkisi altına alması içindir.

Ahiret dediğimiz unsur sonrası değil, anı sonrasına uygun hale getirmektir.

Bunun içinde planlı ve hesap verilebilirlik içinde sorumlu davranmaktır. Bu sorumluluk nefse, İnsanlara ve Rabbe olan sorumluluktur.

Bu sorumluluğun ifası ise ancak salih amel ve tevhiddir.

Kim Rabbine kavuşacağını inanıyorsa düzeltici işler yapsın ve Rabbine tümü ile yönelmede hiçbir şeyi O’na benzer ya da yakın kılmasın Kehf 110

İşte ahirete iman da budur. Fakat bizler amel düzleminde ıslah edici ya da tevhidi değil, yıkıcı, fitne çıkarıcı olmaktayız. Çünkü amellerimiz ahiret inancı üzerine değil.

Böyle olunca amellerimizin temeli dünya ve onun içindekiler odaklı olduğundan bu ameller solmakta ve bize hiçbir faydası da olmamaktadır.

Rabbten daha çok birilerini ya da bir şeyleri sevmekte, O’ndan daha çok birilerinden korkmakta, O'ndan daha çok birilerini hatırlamaktayız. Her an ve her yerde onun olduğunu bildiğimiz halde her an ve bulunduğumuz her yerde sanki o yokmuş ya da O  ölü gibi davranmaktayız.

Bu tür bir ahiret anlayışı sonrayı düşünmek değil, günü birlik yaşamaktır. İleriye yatırım yapmamaktır. Bu durumda geleceğimizi mahvetmiş olmaktayız.

Fakat bizler tercihlerimizi Rabbten yana değil ve bu dünyaya yatırım yaptığımız halde bunu da doğru yol olarak kabul ederek sapkınlardan olmuşuz.

Bu çemberi yarmamız ve Rabbe doğru kıyama geçmemiz elzemdir. Aksi halde bizde çerçöp olan bu dünya nimetleri gibi değersiz bir hal alacağız.

Bizi ne şeyhlerimiz, ne hocamız ne de elçi kurtarabilecektir.

İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlara güzellikler ve mutlu son vardır. Rad 29

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA