25 Agustos 2019 Pazar

Musallin Kimlerdir?

21-04-2019 18:15 Güncelleme : 09-05-2019 13:09

Musallin Kimlerdir?

Musallin olanlar insanların sorunlarına gafil değillerdir. Çünkü onlar sorumlu ve duyarlı insanlardır. Yaşadıkları şu dünya da insanların sorunları onların sorunu olarak ortaya çıkar. Mallar ve meyilleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma ya da biriktirme arzusu içinde her türlü savurganlığı yapma hakkını da kendilerinde göremezler. Her meyil, mallar üzerinde kendileri kadar başka insanların da hakları olduğunu bilerek meyillerini ve mallarını yönetirler. Bu hali ile onlar her pervasızca yönetimin aslında isteyen ve yoksun kalanın hakkından yediğini bilir. Şu halde o kendi üzerinde bu kimselerin hakları olduğunu bilerek haklara uyan adil birer kimseler olmak durumundadırlar.

Musallin hariç. Onlar musallinde devamlıdırlar. Onlar o kimselerdir ki mallarında isteyen ve yoksun olanların haklarını ayırırlar. Onlar din gününü tasdik ederler.. Onlar Rab'lerinin cezasından korkarlar. Meariç 23-29

Musallin olarak nitelenenler namaz kılanlar olarak anlaşılırken aslında musallinlerin çok daha geniş manada kullanılmış olduğu serahat kazanmaktadır.

Çünkü bu kimselerin meyilleri , insanlıkları ve Rabbleri ile olan bir ilişkileri mevcuttur.

Musallinler ,  istikrarlı kimselerdir. Bu onların sabreden kimseler olduklarını ifade eder. Çünkü onlar içten ve dıştan gelen ya da gelecek olana engelleme ya da saptırmalara karşı büyük bir direnç üzere olarak çelik irade sahibidirler. Onları ne alışveriş ne ticaret, ne mallar, ne oğullar, ne kantar kantar altınlar, evler, yatlar musallin olmaktan alıkoyamaz. Çünkü onlar musallin olma üzere daimlerdir.

Bu daimlik tercihler karşısında direnişi ve dolayısı ile emrolunduğun gibi dosdoğru olmayı ifade eder.

Musallin olanlar insanların sorunlarına gafil değillerdir. Çünkü onlar sorumlu ve duyarlı insanlardır.

Yaşadıkları şu dünya da insanların sorunları onların sorunu olarak ortaya çıkar.

Mallar ve meyilleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma ya da biriktirme arzusu içinde her türlü savurganlığı yapma hakkını da kendilerinde göremezler.

Her meyil, mallar üzerinde kendileri kadar başka insanların da hakları olduğunu bilerek meyillerini ve mallarını yönetirler.

Bu hali ile onlar her pervasızca yönetimin aslında isteyen ve yoksun kalanın hakkından yediğini bilir.

Şu halde o kendi üzerinde bu kimselerin hakları olduğunu bilerek haklara uyan adil birer kimseler olmak durumundadırlar.

Onlar hakları yiyen, gasbeden veya onları nefislerine eviren, ben merkezli kimseler değillerdir.

Yetimin, yoksulun, yoksunun , işçinin, yaşlının, hastanın, muhtaç olanın kendi üzerinde hakları olduğunu bilerek bu hakları en iyi şekilde ifa etmeye çalışan biri olarak karşımızda durur.

O bir hak aşığı ve üzerine emanetler yüklenmiş biridir.

Bu sorumluluk O’nu harekete geçirir ve bu hareket ile yönünü belirler.

Din gününü tasdik etmeleri onların hedeflerinin yakın bir yerden ziyade daha uzak olduğunu diğer bir deyişle uzak görüşlü, basiretler sahibi olan biri olarak borç yükü altına girdiklerinden bu yükü omuzlarında hisseden doğruluk sahibi olduklarını da ifade eder.

Din borç manasından gelen olarak, bu kimseler borçlu olduklarını bilir ve bu borcun her geçen güne biraz daha artıp, bu borcu ancak kendi takatleri oranında azaltmaya çalışanlardır. Onların sorumluğu kendi takatleri oranında iken, borç arttığı halde bu borç yükünden ancak Rabbin rahmeti ile kurtulacağı bilincinde olarak çabalar.

İşte O’nun çabası, isteyen ve yoksulların haklarını gözeterek, sorumluluk ve hesap verilebilirlik içinde devamlı olmalarıdır.

Onlar Rabblerinin azabından korkarlar.

Bu ise onların korku ve azabın onlarda terbiyevi bir karşılığının bulunacağını ifade eder. Yani bu onlar için hudutları belirleyen ve gözeten olmakla birlikte, frenleyen bir mekanizmanın olduğunu da ortaya koyar. Şu halde onlar tuğyandan uzak, aşırılıklara kaçmayan birileri olarak ortaya çıkarlar.

Akıl ile duyularını dizginleyen,  arzularını ve şehvetini hudutlar içinde tutan, haddini bilen biri olarak ortaya çıkar.

Bu durumda o, vakur ve  ders almış biridir.

Musallin bu niteliklere sahip olan biri olarak ortaya çıkarken ,  bireyin musallin olup-olmadığının sağlaması bunları ifa etmemesi ile ortaya çıkar. Bunlar maun ve Müddesir sürelerinde zikrolunmaktadır.

Din gününü yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar. Yoksulu doyurmayı teşvik etmez. Şu Musallinlerin vay haline! Onlar musallinden gafildirler. Maun 1-5

 Onlar şöyle derler: "Musallinden değildik." "Yoksula yedirmezdik." "Dalanlarla birlikte biz de dalardık." "Din gününü de yalanlıyorduk." "Nihayet ölüm bize gelip çattı."Müddesir 43-47

Musallinden olmayanlar ve musallinden olduğunu zanneden gafiller olanlarda vardır.

İşte bunlar hesap verilebilirlik içinde kendini görmeyen, hiç kimseye karşı hak ve borcu olmadığını kabul ederek, hatırlatılsa dahi bunu reddeden kimseler olarak karşımıza çıkar.

Çünkü bu yalancıdır. Ben merkezli olarak yaşamını sürdürerek, haklara riayet etmez, ama zulmeder.

Yetim ve yoksul için harekete geçmez. Onun zayıf, engelli, yaşlı veya muhtaç birisi olması O’nun için önemli değildir. Çünkü o bunları birer aşağılık vesilesi olarak görür, “düşene bir tekme de sen vur.” der. Onların kaderi bu diyerek onların kader mahkumu olduklarını dile getirir. Yardım ve bağış adı altında bir takım katkılarda bulunsa da bunu gösteriş ya da itibar olarak diğer bir deyişle kendisine dünyalık bir getiri için yapar.

Ama bir yandan da kendisini musallinden zanneder.

Fakat o gün salıvermeyen ve her şeyi kasıp kavuran ile karşılaştıklarında başlarlar itiraf etmeye..

O zaman yoksula yedirmediklerini söylerler. Onlar havuza dalar gibi dalmış ve bu dalış içinde vücudu içine alan su misali, daldıkları o şey kendilerini tümü ile sararak etraflarındaki hak ve sorumluluktan bihaber olmuşlardır.

Bu dalış, onlarda, biz hiç kimseye hesap verecek değiliz ya da  özgür bireyler olarak dilediğimizi yaparız diyerek her şeyi kendilerine meşru gören bir hadsiz olma noktasında tüm değerleri ayakları altına almış bir odundan başkası olamaz.

Bunun durumu ise yakıtı odunlar olan dünya ve ahiret ateşinden başka ne olabilir ki…..

O halde bu durumun idrakine varanlar olarak ölüm gelmezden önce dirilelim ve ayağa kalkarak, musallinden olmak üzere çaba sarf edelim.

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA