24 Mayis 2019 Cuma

Kur'an'ı Anlama Problemi

20-04-2019 07:44 Güncelleme : 09-05-2019 13:03

Kur'an'ı Anlama Problemi

Çünkü biz -Kur’an’ı güzel sesle bize ne söylediğini bilemeden terennüm ile okuyoruz. -Kur’an’ı sadece meal okumak olarak görüyoruz. -Kur’an’ı bütünlüğünden ayrı olarak okuyoruz. -Kur’an’ı bir takım kimselerin gözünden, düşünmeden, sorgulayıp, bir fikir sahibi olmadan bazılarının görüşlerini itaat terbiyesi (zliği) ile kabulleniyoruz. -Kur’an’ı sadece dinlemek, araştırmak, toplantı ve konferanslara gitmek olarak kabul edip bunları ifa ediyoruz. Ama Hayatın içine doğru bir şekilde akıtıp inzal ettirmiyoruz. Kurumuş, kalplerimize inmiyor. Kötülük yapan ellerimizi yıkamıyor. Kötülük düşünen kalplerimizi temizlemiyor. Gözlerimize basiretler verip, geçici dünya nimetlerini dikmiş olduğumuz gözlerimize bir nur ve fer vermiyor. Kulaklarımızın üzerine konulan yalan, dedikodu, aldatma ve batıl pasları silip atmıyor. Bu halde bize Rabbimizden Kur’an gelmemiştir.

De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: 'Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur'an dinledik." Olgunluğa iletiyor. Biz de inandık ona.

Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

"Rabbimizin adı çok yücedir. O, ne bir dişi dost edinmiştir ne de bir çocuk."

"Doğrusu, bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma lakırdı ediyormuş."

"Biz sanmıştık ki, ne insanlar ne de cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler.

Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı. Cin1-6

 

Rabb ayetlerinde aslında belirli bir cemaat içine iyi niyetli de olsa giren bir takım insanların psikolojilerini, hislerini ve düşüncelerini ifa etmektedir.

Zira bazı cemaat ve tarikatlere girenler kendilerince iyi niyetli olarak girmektedirler. Çünkü bu insanlar girdikleri bu cemaatlerde önder olarak gördükleri ya da bu önderlerin atıfta bulunduğu kimseleri(yabancı) Allah’a karşı yalancı olarak görmekte değillerdir.

Çünkü bu insanlar onlar gözünde saygındır ve bunu yapmaktan korkarlar. Şu halde onların yalan söyleyeceklerini zannetmezler.

Fakat bu sadece bir zanndır.

Çünkü bu insanlar Kur’anâ karşı kendilerini gizlemiş ya da kendilerini Kur’andan gizlemiş olanlardı.

Şayet Kur’an’ı okusalar idi, onu işiten bir kulak ile akletse idiler o zaman rüşte erecek ve Rabbe ortak koşmayacaklardı.

Ama onlar bir takım insanlara alimlerinin, şeyhlerinin, hadisçilerinin, mezhep imamlarının, liderlerinin veya bunların bahsettiği ismini bilmediği kimselerin Rabbe karşı yalan söylemeyeceğini düşünerek teslim oldular. Bunların sözünü samimi ve doğrular olarak kabul ettiler ve bu kabul ile şirke düştüler.

Bunları ta ki kurâni bir okuma yapana kadar sürdürdüler.

Oysa ne zaman Kur’an ile karşılaştılar o zaman kendilerinin Rabb hakkında bilgi aldıkları insanların foyası ortaya çıktı, Rabbi daha iyi tanıdılar.

O zaman tabii oldukları insanları sefih olarak tanımlayarak bu insanlara beyinşiz dediler, şirkte olduklarını bilerek, tevhide yöneldiler.

Çünkü onların yöneldiği bu insanlar, kendilerini Allah’a ortak koşuyorlardı. Haşa o’nun zevcesi gibi değil ama ondan bir takım ilahi unsurları kendilerinde görürken, diğer taraftan bir kısmı onunla kendi arasında bir bağ kuruyordu.

Çünkü o kendisinin ya da Şeyh, Gavs, Kutup gibi muhtaç ve zavallı yaratılmışların kainatın yönetiminde hak sahibi olduğunu, depremleri engelleyebildiğini , yağmuru yağdırabildiğini, uzaktaki müridinin yardımına yetişebildiğini, , meleklere kafa tutabildiğini,Onun sayesinde bereketler içinde olup, Allah’ın lütfuna mazhar olduğunu, hatta yaptıkkları işlerden dolayı başlarına gelmeyen büyük belanın o şehirde yatan ölmüş kimselerin hatırına olduğunu, Allah’ın hükmüne rağmen dolaylı ya da dolaysız hüküm koyabileceğini, O’nun hükmünü  sınırlayabilip, genişletebileceğini, haram ve helal koyma yetkisinde dahi görülebiliyordu.  İşte bunlar sefih ve beyinsizler idi. Bu sefihlere uyanların durumu daha da beyinsiz değil mi idi?

İşte Kur’an ile insanların gözleri açıldı, akılları ermeye başladı ve olgunlaştılar. Aldatma içinde olduklarını bildiler, cehaletten kurtuldular.

İşte bunun için bu sefih önderler, insanların Kur’an ile irtibatını kesmeye çalışır onları kur’ana yabancılaştırır, onlara Kur’anı örterler.

Çünkü Kur’an ı okuyanlar bunların sefihliğini anlar ve onların müşterisi olmaktan çıkarlar.

O halde bizlerin bu insanların müşterisi olmamızın nedeni, Kur’anı okumamızdaki problemden kaynaklanmaktadır.

Çünkü biz

-Kur’an’ı güzel sesle bize ne söylediğini bilemeden terennüm ile okuyoruz.

-Kur’an’ı sadece meal okumak olarak görüyoruz.

-Kur’an’ı bütünlüğünden ayrı olarak okuyoruz.

-Kur’an’ı bir takım kimselerin gözünden, düşünmeden, sorgulayıp, bir fikir sahibi olmadan bazılarının görüşlerini itaat terbiyesi (zliği) ile kabulleniyoruz.

-Kur’an’ı sadece dinlemek, araştırmak, toplantı ve konferanslara gitmek olarak kabul edip bunları ifa ediyoruz.

Ama Hayatın içine doğru bir şekilde akıtıp inzal ettirmiyoruz. Kurumuş, kalplerimize inmiyor.

Kötülük yapan ellerimizi yıkamıyor.

Kötülük düşünen kalplerimizi temizlemiyor.

Gözlerimize basiretler verip, geçici dünya nimetlerini dikmiş olduğumuz gözlerimize bir nur ve fer vermiyor.

Kulaklarımızın üzerine konulan yalan, dedikodu, aldatma ve batıl pasları silip atmıyor.

Bu halde bize Rabbimizden Kur’an gelmemiştir. Biz hala sefih halde iken sorun Kur’anda mı yoksa bizde mi?

Neden bu Kur’an’ı duyan bu kişiler hemen durumlarının farkına varıp bir değişim, devrim yapmanın gereğini dillendirip, sorgulamalara başladılar.

Yok….Bütün bunlara rağmen ben böyle memnunum diyorsak ve onlar ile bir güç , ekonomik bir iyileşme veya bir menfaat temin edebileceğimizi zannediyorsak şunu iyi bilmeliyiz ki, biz Allah’ı değil, hevamızı ilah edinenlerden olmuşuzdur.

Vesselam.

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA