18 Kasim 2018 Pazar

Buruç Süresi Tefsiri-3

02-11-2018 13:28 Güncelleme : 02-11-2018 13:28

Bedenleri yandı belki ama onlar bu yanmaktan kurtuluşa erdiler. Şu hali ile kurtulanlar ashab-ı uhdud değil imanları için ateşi seçen Salih amel sahipleri idi. Aziz olan olan ashab-ı uhdud değil, imanları için ateşi seçen Salih amel işleyenler idi.

9- Göklerin ve yerin mülkü onundur. Allah her şey üzerine şahittir.

O Allah ki mülk yalnızca kendisinin olandır.Onun mülkü tüm her şeyi kaplamıştır.Gökler ve yer.Şu hali ile onlar üzerinde tek sahip odur.Tasarruf sahibi odur.Onun mülk ve tasarruf sahibi olması ondan başka hiçbir şeyin mülkiyet hakkının olmadığı ve hatta onların sahibinin de yine o olduğunu ortaya koyar.

Ateşe atanında atılanında sahibi odur. O, Onların her ikisi ne şahittir. Tüm herşeye şahit olduğu gibi.

Tarihin bir kesitinde karanlık dehlizlerde hiç kimsenin olmadığı yerlerdeki tüm her şeyin apaçık şahididir. Zira o onların mutlak maliki olarak hepsini gözetler. Onun azizliği onların sahibi olmasındandır. Bu hali ile ona rağmen bunlar nasıl olurda ondan aziz ve övülecek olarak görülür.

Hevaların ve nefislerin, dünyanın ve içindekilerin azizliği ve övülünecek olmasından bahsedilebilir.

Her şeyi gözeten ve onları bu gözetme içinde vareden ve tutan o olmakta iken verecek ve alacak olanda ondan başkası değildir. Onlar iman edenlerden öc alarak neyi alacaklarını ya da neyin sahibi olacaklarını zannediyorlar?

Her nereye yüz döndürülse onu mülkü görünürken ve her şeyin varlığı tümü ile ona bağlı iken onun şahitliği her an tecelli etmekte değil midir? Onların varlığı onun onlar üzerindeki şahitliğini apaçık ortaya koymakta değil midir?

Şimdi onun şahitliği gerek insan nefsi gerekse insanın dışındaki tüm her şeyde tecelli etmekte değil midir? O mülk sahibi iken bu mülkiyetini bırakmış değildir.

Şu halde ondan başka hiç kimse bu mülk üzerinde tasarruf sahibi değilken şahitte değildir. Allah’ın mülkü ve şahitliği mutlak manada iken insanların mülkiyetinden değil ancak onların emanet ehli olmasından bahsedilir. Zira o insanlar neyin sahibi olmuşlardır ki? Neyi ayakta tutabilir ya da yok edebilirler ki. Allah dilemedikten sonra onların hiçbir dileği olmaz.

10-Şüphe yok ki. Mümin erkek ve kadınları fitneye düçar kılanlar, sonra tevbe etmeyenler onlar için cehennem azabı vardır ve onlar için yakıcı azap vardır.

Şahit olan Allah hükmünü ortaya koymaktadır.

Kendine güvenenleri bir kez daha yalnız bırakmadığını onlar adına kendilerine bunu yapanları cezalandıracağını söylemektedir. Böylece onların vekili ve hak takipçiliğini kendi üzerine aldığını göstererek onların bedenleri yansa dahi bu işin burada bitmediğini ifade etmektedir.

Fakat Ashab-ı Uhdud içinde bir çıkış vardır bu çıkış onların bu hallerinden gerisin geriye dönmeleridir. Şayet bunu yapmazlar ise bu hali ile yaptıkları işin acısı onlarda sürekli olarak kalacak ve bu acıyı iliklerine kadar en acı bir şekilde hissedeceklerdir.

Yüce Allah kendisine güvenen her kim olursa onlar arasında ayırım yapmadığını belirterek müminlerin erkek ve kadınlarının vekili olduğunu izhar etmektedir.

Şu hali ile onları ateşlere ya da tuzaklara atmak isteyenleri apaçık bir şekilde tehdit etmektedir.

Onlar için son bir kurtuluş vardır. Bu da onların üzerinde bulundukları bu halden dönmeleridir. Onlar için bu bir fırsattır. Şu halde bu fırsatı kullanmazlar ise onların kendileri yaktıkları bu ateşin içine gireceklerdir. Bu ateş öyle bir ateştir ki yangınların ateşi gibi iliklere işler.

Bu, onların bu dünyada yaptıkların işlerin ateşin yiyeceği bir iş gibi olduğunu bu hali ile bu işi yaptıklarının akabinde onlarında ateşe girdiklerini ve bu ateşten bu hali ile bir daha çıkamayacaklarını gösterir.

Buna göre onların mümin erkek ve kadınlara yapmış oldukları bu iş dönmüş kendilerini sarmıştır. Şu hali ile onlar hendeğin içine girip alev alev yanmaktadırlar. Bu hali ile geride kalanları bu hallerinden dolayı ateş ile ikaz etmektedir.

11-Şüphesiz ki iman edip Salih amel işleyenler onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.

İman edenler ve bu imanları ile amel edenler onlar ıslah edici olanlardır. Bu ıslah nefislerini ve çevrelerini ıslah etme anlamına gelir.

İman edip Salih amel işleyenler onlar için bu hendekler şimdi serinlik veren nehir yatağı olmuştur.Onlar ateşler içinde değil cennet bahçelerindedirler.

Bu onların ıslah edici amelde bulunmalarının karşılığı idi.Onlar imanlarını ateş ve hilelere rağmen korudular. İmanı tüm hevai unsurlar üzerine çıkararak azizler oldular.Bu hali ile şimdi onlar için o yer, cennet mekanının giriş kapısı idi.

Bedenleri yandı belki ama onlar bu yanmaktan kurtuluşa erdiler.

Şu hali ile kurtulanlar ashab-ı uhdud değil imanları için ateşi seçen Salih amel sahipleri idi. Aziz olan olan ashab-ı uhdud değil, imanları için ateşi seçen Salih amel işleyenler idi.

12-Doğrusu Rabbin yakalayışı şiddetlidir.

Rabbe karşı durup ona güvendiklerinden dolayı onlardan intikam alanlar bu halleri ile kendi başlarına bırakılmış değillerdir. Onlar bu andan itibaren her an bir şiddet ile karşı karşıyadır. Ama bu şiddet öyle sıradan değildir. Fecr süresinde ifade edildiği gibi, onun azabı gibi kimse azab edemez. Onun vurduğu gibi de kimse vuramaz.

Hiç kimse ve hiçbir şey kendisine yanık olunacak değildir. Onlar hararetle bağlanılacak olan değildir. Aksine onların ateşi Rabbin yakalama şiddetini daha da arttırır ve onu hiç ummadığı bir anda yakalar.Gündüz evinin bahçesinde, gece yatağında ya da işinde her şey olağan gibi görünen bir halde.Öyle bir an gelir ki insan içinde müthiş bir acı hisseder.Öyle bir şey ile karşılaşır ki yüreği ağzına gelir.Avazı çıktığı kadar bağırır. Ya da sesi dahi çıkamaz. Oturmak ister oturamaz, ayakta durmak ister duramaz adeta o sanki bu dünyadan değilmiş sanki rabb onun kılığını değiştirmiş gibi acılar ve ağrılar içinde yerinde duramaz şifa olarak ölümü bekleyecek kadar şiddetli olabilir.

Bir anda çocuklarını, işini kaybetmiş, evi yerle bir olmuş, yalnız başına oturup ağlamaktadır. Hayatının bundan sonrasını nasıl geçireceğini bunu nasıl unutacağını düşünür.Ama rüyalarında da rahat bırakılmaz.Uykularında dinlenmez hep kan- ter içinde kalkar.

İçini bir yangın basar su içer geçmez, nefsi ateşler içinde tabipler çare olamaz.Mallarını ve kazandıklarını döker ama onun için hiçbir şey serinletici değildir.Çünkü o içinden ve dışından ateşlerin sardığı biri olmuştur.

Kendisini üstün görürken şimdi zelil bir halde insanlar kendisine bir kaşık çorba versin diye bakar.Bu halini bir türlü kabullenemez. Acılar onu yeyip kemirir.

Nasıl oldu semudun durumu. Ad’ın ve firavn’ın durumu.Onları, kale gibi evleri mi korudu. Orduları ya da adamları mı?

Onları yerle bir tesviye etmedi mi? Hatta yerin dibine geçirdi ya da suda boğmadı mı?

Oysa onlar Rabbinden başka şeylere bağlanmıştı. Onların peşinden gitmiş ve onlar ile kendisinin güvende olacağını zannetmişti. Kayalardan evler yontmuş, adamları ile oğulları ve malları ile kendisini güvende zannetmişti.

Ateşler gibi bağlandığı o şeyler aslında onu yakmış idi.

O yaptığı işin karşılığı olarak bunu görmüş iken Rabbe karşı yaptığı bu işten dolayı da Rabbte ona azap ederek iki kere azap görmüştür.

O halde hiçbir şey güven verici olarak kabul edilemez. Hiçbir şey kurtarıcı olarakta görülemez.

Onlar Rabbe rağmen var iseler hepsi bir batış içine sokulmalıdır. Onları böyle kabul eden bir batış içindedir.O asla azizlik konumuna gelemez.Onlar ile aziz değil her geçen gün şiddeti daha da artacak bir batış içine girer.

O halde her an onun bu batırış korkusu içinde olarak ondan başka güven verici olarak görülen her şeyi bir batış içine koymak gerekir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA