18 Eylul 2018 Salı

Şems Süresi-1

11-08-2018 16:08 Güncelleme : 11-08-2018 16:08

O'nun aydınlığından sürekli faydalanarak güneşle anlatılan kavramların yörüngesi dahilinde olmak gerekir. Bu yörünge bireyin dünyasını aydınlatan onu buzullardan sıcak kılan, hesaplı ve ölçülü kılarak onu olgunlaştıran bir niteliğe bürüyecektir.

1-Güneşe  ve onun aydınlığına.

Dünya ile aralarında kuvvetli bağ bulunan ve gökyüzünden de görünen güneş,  insan ve yeryüzünde bulunan tüm canlılar için önemli bir nimettir. Bu nimetin bereketi o kadar çoktur ki tevhidi bir sistem içinde onun yeri özeldir.

Güneş;  ısıtan, aydınlatan, hesap ölçüsü ve olgunlaştıran bir nimet olarak vardır.

Rabb insanları farkında oldukları veya her zaman gördükleri veya olmadığında farkını daha da anlayabildikleri bir ayet olarak güneşi  aydınlatıyor.

Onlar için aydınlığı, ısınmayı, hesabı ve ölçü ile olgunlaşmayı istiyor. Bunun içinde bu kavramların kendisinde tebarüz ettiği güneşe dikkatleri çekmektedir. 

Şu halde insanlara onu sadece dünya ile ilişkili bir gök cismi olmaktan çıkarıp kendi iç alemlerine sokmalarını isterken, ondan bu şekilde de istifade etmelerini de salık vermektedir.

Böylece  insan, güneşi ve onun aydınlığını iç dünyasına sokmalıdır.

Bu minvalde onun için bu bir aydınlık, bir sıcaklık olabilirken, zaman hesabını yapar ve işlerini hesap üzere  kurarak olgunlaştırır.

O halde güneş ve onun aydınlığı bu manada büyük izler ve işaretler taşıyan bir ayettir.

Şayet güneş olmasa insanlar karanlıklarda kalsa, dünyaları buzullar içinde olsa, ekin ve hayvanları gelişmese,  zamanın ölçülerini bilemeseler kendileri için bu hayat Allah dilemedikçe yaşanabilir olamaz.

Güneş, böylece hayatın kaynağı kılınarak bireye yaşam nimetini de hatırlatır. Her gün doğan güneş bu hatırlatmayı sürekli yapar.

Bu hali o nefsini ile dünyanın sürekli güneş aldığı bir konumda kılarak onun etrafında cereyan eden bir halde kılınması gerekir. Buna göre onun aydınlığından sürekli faydalanarak güneşle anlatılan kavramların yörüngesi dahilinde olmak gerekir. Bu yörünge bireyin dünyasını aydınlatan onu buzullardan sıcak kılan, hesaplı ve ölçülü kılarak onu olgunlaştıran bir niteliğe bürüyecektir.

Bu nokta da güneşten aydınlık için istifade edip,onu yaşamın şiarları haline getirmek gerekir ki o takip edilmektedir.

 

 

2-Onu takip ettiği zaman Ay’a.

Ay gökyüzünde adeta bir nurdur. Karanlıkları delen sönmez bir ışık gibi. Ay, güneşi izler. Onu takip ettiğinde ondan bir nur alır ki o zamanda  aydınlık saçar.

Aydınlık kaynağını  takip ettiğinde yolunu bulur, varlık aleminde görünür olur ve o da etrafa aydınlık saçar. Bu aydınlık olmasa o görünmez ve ölçü olamaz.

Ay’da bir hesap ölçüsü olarak vardır. Şu hali ile hesaplı olmak, ölçülü olmak ,  gökyüzünde bu iki unsur ile; gündüzleri ortaya çıkan güneş ve geceleri ortaya çıkan ay ile hatırlatılırken, aydınlıkta da karanlıkta da geceleyin de gündüzleyin de hesap ve ölçü içinde olmayı ihtiva eder.

Bu tür bir ölçü ile hayatta kalınıp onun idrakinde olunur, bu tür bir ölçü ile aydınlığa ulaşılır ve olgunlaşma hasıl olur.

Ay’ın dünya üzerindeki çekim ve etkisi nurun kendisine doğru çekimindendir. O nur parlak oldukça (dolunay)   Denizleri yerlerinden kıpırdatır. Onlarda gel gitler, salınmalar, meydana getirir, büyük dalgalar oluşturur. Denizleri bir heyecan ve coşku sarar, içi içine sığmaz. Harekete geçer, boşluklarını, eksiklerini doldurur. Yücelir ve yükselir.

3-Onu açığa çıkardığında gündüze,

Güneşin ortaya çıktığı vakit gündüzdür. Bu, güneşin ortaya çıkması itibari ile aslında onun önünde olan tüm karanlığın kaybolmasıdır. Böylece güneş ile, karanlığın(zulumatın) ortadan kaldırılması ve içteki güneşin hayatta tecellisi de belirtilmektedir.

Gündüzün güneşi ortaya çıkarması, gündüz yerinde olan birey ya da topluluğun güneşi, aydınlanmayı istemeleridir. Bununla karanlıkları yarıp onun aydınlığı önündeki tüm her şeyi yok edeceklerdir.

Eğer gündüz koşturma zamanı olarak nitelenen bir zaman ise şu halde bu zamanın, güneşi ortaya çıkarıcı bir zaman olarak değerlenip çalışılması ve yine güneşle birlikte olunarak onunla temsil edilen aydınlık olması gerek. Hesap ve ölçüyü sağ elinde tutarak işlerini ilişkilendirmesi gerekmektedir. Böylece gündüzleyin ki uzun meşgaleler güneşin ortaya çıkarılması ve onun aydınlığının her tarafı kaplaması için olmaktadır. Şu halde birey ya da topluluk gündüz niteliğine haiz olarak bu güneşi izhar etmelidir.

Zira güneşten rahatsız olan yarasa türü kan emiciler, onun doğmasını istemezler. Çünkü o güneş onların insanlardan kaçırdıklarını ve karanlıklarda koyarak üzerini örttükleri o hile ve tuzakları  açığa çıkarır.

Bunun içindir ki toplumlarını aydınlık ya da aydınlanmacı olarak nitelerken aydınlık yarınlar tabirlerini de kullanarak karanlığa, meşruiyet ve süreklilik kazandırmak isterler.

Onlar güneşi karanlığa bürerler.

4-Bürüdüğü zaman geceye.

Bu bürüme ondan ve aydınlığından mahrum kalmadır.

Fakat diğer bir şekli ile ondan alınan aydınlık ile ay gibi geceleyin parlamadır. Bu hali ile aslında güneşten ve onun aydınlığından istifade, güneş örtülse bile ona tabi olan ay gibi geceleyinde  parlamalıdır.

Buna göre bu aydınlık gece ve gündüz devam etmekte iken o her zaman ve her yerde  güneş ve ay gibi olmalıdır.

Sıkıntı ve acılar içinde olunduğu halde güneşleri getiremese dahi ona tabi olan bir ay gibi parlak olmalıdır. Etrafındaki insanlar güneşten nasibini almayan karanlıklarda da olsa o bunların karanlığında değil aksine onlara rağmen ay gibi parlamalıdır.

Her ne kadar içi kararmış olup karanlığa bürünmüş olan insanlar varolsa da bunların karanlık dünyaları onların tümü ile işlerini bürümüştür. Esasen bu hali ile onların dünyaları bu işlerinden de anlaşılabilir. Ama bu bürüme onları hapsetmiştir.

5-Göğe ve O’nu bina edene.

Gök her yönü ile dikkat çekilen bir bina. Direksiz olarak ayakta duran, suyun geldiği ama aynı zamanda azabında geleceği, korunan ve ziynetlendirilen gök.

Bunlar onun özellikleri gibidir. Ama bu özellikler onun kendisinden hasıl olmuş değildir. Zira onu bina eden ve ona bu özellikleri veren vardır. Ona bu özellikleri veren ondaki bu özellikler ile anılmalıdır.

Zira o bu özellikleri gökte  konsantre ederek onun üzerinden bina edeni bilmelerini salık vermiştir.

Şu hali ile başı toprağa doğru ya da burnunun hizasına doğru tutarak değil yukarı kaldırmak gerekir.

Başı yukarı kaldırıp içinde bulunulan binanın baş üstünde öylece durduğuna bakarak bununla hayat, onun banisi ile tekrar binalandırılmalıdır.

Böylece göğe erişen bir yükselme dereceleri ihsan edilebilir.

Ona genişlik verir.

O halde her kim dünyasının göğünün gök gibi bina edilmesini ve ferahlığı istiyorsa o baniye yüzünü dönmelidir.

Gök yücedir. Onun banisi onu yüce kılarak aslında kendi yüceliğini ,üstünlüğünü ve azizliğini göstermiştir. Ama ondan uzak değil. Onun üzerinde ama arasında hiçbirşey olmaksızın apaçık gökyüzü gibi belirgin kılmıştır.

Ona sular verip rızıklar ihsan etmiş, onu korumuş ona estetik ve güzellik vererek baniyi bu nitelikleri ile de anmasını salık vermiştir.

6-Yere ve onu yayıp döşeyene.

Göğün altında ondan ayrık olarak varolan yer. Üzerinde canlıların yaşadığı, içinde bir çok nimetleri barındıran; insanlar , hayvanlar ve bitkiler için rızıkların varedilip , omuzlarında yürünülen , meşgalelerin ifa edilip, sarsılmaksızın tutulan ve genişlik verilen yer.

Gökle yakın irtibat halinde olup birbirlerini tevhidi manada gerektiren yerin yayılıp ve yine yayıldığı gibi güzel bir şekilde döşenmesi dikkat çekicidir.

Ama yine bunun kendi başına değil onu yayıp döşeyene dikkat çekilmesi bu mana da manidardır.

Zira yerin bu şekilde olması  onu yayıp döşeyene işaret etmesindendir.

İnsan başının üstünden ayaklarının altına kadar tümü ile kapsam dahiline alınmıştır.

Şu hali ile o bina edilen göğün altında, yayılıp döşenen yerin üstünde güneş ve ay nimetleri ile tümü ile kuşatılmış bir haldedir.

Onu yayanın ona karşı şefkatinin büyüklüğünü, ona olan rahmetinin genişliğini ve her yönü ile onu kuşatıp bastığı yerleri toprak diyerek geçmemesi gerektiğini ilham eder.

7-Nefse ve onu düzenleyene.

Nefis ile ifade edilen sadece insan değil, onun dışında olanlardır da. Bu manada nefsin öz ve cevher olma anlamında her şeyin özü, cevheri, nefes alıp vermekte olanı ya da canın kendisine sirayet ettiği varlık ile bir şeyin kendisi bu minvalde Rabbin yarattığı tüm her şey.

Ama bu nefislerin hepsi aynı değil. İnsanlardan nefisleri farklı olanlar vardır. Sesi, şekli, yüzü organları veya deri renkleri farklı olanlar olduğu gibi, hayvanlardan da suda karada yaşayanı havada uçanı ve bunlarında kendi içlerinde bambaşka olanları da vardır.

Bitkiler de bambaşka. Ağaçlarda, meyvelerde.

Her biri nefis sahibi ama bambaşka bir nefis sahibi.

O nefisler gerçektende nefistir. Onları düzenleyen onları öyle bir düzenlemiştir ki bu apaçık bir şekilde estetiği, güzelliği, mükemmelliği ve ahengi ortaya koyarken düzenleyicinin mükemmelliğinin de nefis göstergeleridir.

Şu halde her bir nefis yanından bir hayvan bir insan bir ot ya da bir bitki olarak değil, onu düzenleyen ile anılacak olan bir varlıktır.

Bu düzenleme onun düzenleyiciye karşı olan tüm ham ve sığ yaklaşımlarını yontup şekil verecek, onu seviyeli hale getirerek  nefsini seviyelendiren ile seviyeli bir ilişki içine girecektir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA