18 Kasim 2018 Pazar

Abese Süresi Tefsiri

06-07-2018 21:27 Güncelleme : 20-07-2018 10:00

Abese Süresi Tefsiri

Şu hali ile o gören gözlerin gelmesi için beklemekte değil, gören gözlere sahip olmak için giden ya da gelen biridir. Şimdi o kendisine bir çok defa basiretler geldiği halde bu basiretlere rağmen suratını asıp arkasını döndüğü halde olandan daha görürdür. Esasen diğeri basiretlere karşı böyle bir tavır sergilediği için aslında âmâ olan odur. Şu hali ile olayları sadece gözün gördüğü şekli ile değil, akleden bir kalple Rabbin adı ile okumak gerekir.

1-Surat astı ve öteye döndü.

Bu ayetin Necm süresinin devamı olarak görürsek ,Haydi Allah’a secde et ve kulluk et İbaresinin arkasından gelen olarak sözkonusu edilenin bunu kendisine abes görüp yüzünü bundan öte çevirdiğini söyleyebiliriz.

Zira ona göre böyle bir şey âmâlıktır. Çağdaşlığa ,asrın gelişimine ilerleme ve yükselmeye karşı kafalarda örümcek ağları ören, gözü ve gönlü karartan bir davranış olması hesabı ile bu mevcut çağ ve zaman dilimine uygun değil,aksine abestir. Şu hali ile o geride geçmişte bırakılması gereken bir olgu olarak kendisinden dönülmesi gerekir.

O ona sırtını dönerken, yüzünü başka bir şeye dönmüştür.

Aslında genel olarak bakıldığında bunun  şartlara uygun olan bir olgunun abes gibi görülerek yüzün öteye dönmesini ifade eder. Aslında yüzün kendisinden döndürüldüğü o şey yüzün kendisine döndürülmesi gereken o şeydir.

Şu hali ile söylenen unsur, olaylara hikmetlice ve yerinde yaklaşmaktı.

Ondan dönmek değil, onu genel tablo içindeki yerini iyi bilmek ve belirlemek olmalıdır.

Bunun gayreti içinde olarak gözetilecek olanlar ile ilgi alanları içine sokulacak olanlara dikkat etmek gerekir.

Bu durum ya da tablo sanki çirkin gibi gözükse de aslında çirkin değil, olması gereken olarak kabul edilmeli ve  yüz ondan öteye değil, ona doğru döndürülmesi gerekir.

2-Kendisine âmâgeldi diye.

İşte bu tablo içinde bir yeri olmayan gibi biri olarak görülen gözleri görmeyen biri.

Oysa bu kişi âmâ dır. Ama onun âmâlığı kendi elinde olmamış iken hiç kimse de böyle bir şeyi istemez. Diğer taraftan bu âmâ,gözleri görmeyen ama gönlü ile gören biri. Zira o göremediğini farkında iken buna rağmen görmenin ferini aramak üzere yollara düşmüş değerli biridir.

Şu hali ile o gören gözlerin gelmesi için beklemekte değil, gören gözlere sahip olmak için giden ya da gelen biridir.

Şimdi o kendisine bir çok defa basiretler geldiği halde bu basiretlere rağmen suratını asıp arkasını döndüğü halde olandan daha görürdür.

Esasen diğeri basiretlere karşı böyle bir tavır sergilediği için aslında âmâ olan odur.

Şu hali ile olayları sadece gözün gördüğü şekli ile değil, akleden bir kalple Rabbin adı ile okumak gerekir.

Bu âmâ, gözleri görmediği halde geldi. Fakat onun elinde olmayan bu niteliğinden dolayı ona surat ekşitmek ve yüz çevirmek olmaz.

Herşeyden önce o bir âmâ. âmâ olması itibari ile kendisine dahi yetemeyen biri adeta bir yetim.

Şu hali ile ona surat asıp yüz çevirmek bir yana, ona ihsan ve lutufta bulunmak gerekir.Zira o

3-Ne bilirsin, umut edilir ki arınacak.

O ama, ama kendisine gelmeyi bekleyen değil, kendisi gelen biri.

Onun gelmesi şu hali ile bir umut idi. Bu umut onun arınmak istemesi olabilirdi.

Bunu Allahtan başkası bilemez. Zira senin yapacağın onu arındırmak değil, ona arınmanın gerekliliği ile yollarını göstermektir.

Şu hali ile onun arınıp arınmaması seni ilgilendirmediği gibi onun konumundan dolayı da sen bir şey beklememelisin. Zira onun yapacağı işin sonuçları ona dönerken onun arınmaması sana bir şey kaybettirmez iken, döndüğün başka birilerinin  arınmaması da sana bir şey kaybettirmez.

Şu hali ile sen umutlu olmalısın. Her an ve her dem bu umudu içinde yaşatarak toplumsal tabaka ve sınıfı , eğitim düzeyi veya iş ilişkileri ne olur ise olsun bundan dolayı ona ne surat asılır ve dönülür ne de gülümsenir ya da yüz kendisine dönülür.

Arınmak isteyene yüz dönülür üstelik gelen her kim olursa olsun ondan bir umutla bu dönüş daha da oturaklı olur.

Bu kimse ruhunun sardığı bedeninde pisliklerin olduğunu idrak ederken bundan kurtulmak ümidi ile gelmiş olabilir.

O arınmanın gereğini gözleri görmese de gönlünde hissetmiş olabilir.

4-Hatırlayacak ve bu ona fayda verecek.

Unuttuklarını, kaybettiklerini anacaktır. Bunların kendisine yabancı olmadığını aksine gözlerinden ve gönlünden ırak tuttuğu bu şeyleri devamlı hatırda tutması gerektiğini bilecektir.

Ama bu hatırda tutma onun salt zihninde hapsolmuş bir olgudan daha ötelere taşınacak ve bu durumunu kendisine fayda sağlayacak bir hal almasını salık verecektir.

O hatırlatma da bu potansiyel vardır. Zaten o bu potansiyeli taşımak üzere gelmiştir. Gözlerin feri onu anmasa da basiretler ile o bunu hatırlayacaktır.

Basiretler ile bunu hatırlayan onu fıtratına teşmil kılacak ve fıtratında varolan özlemi böylece gidererek kendisine bunu faydalı kılacaktır.

Bu faydalı kılma unsuru , olması gereken bir hal iken esasen bu durumun olması için başlangıçta bir engelde yoktur. Zira o hatırlatma aslında tümü ile olması gerekendir. Olması gereken olduğu halde üstelik onun için yolları aşıp gelerek tepen bu kimse  hatırlar ve kendisine fayda sağlayabilir.

Böylece aslında hatırlatmanın amacı esasen adam kazanmak, güç toplamak değil, arındırmaya yönelik olarak vardır.

5-Ama kendisini yeterli görene gelince.

Diğer tarafta başka  biri.  Gözleri gören. Ama gerçekten gözleri görmekte mi? Bu hali ile ama olan bu mu?  Basiretleri bağlanmış olan bu adamdan başkası kör olabilir mi? Gözleri gerçekleri görmez, gönlü işlemez, kendisini yeterli ve üstün görürde kendisine gerçekten diğer tüm her şeye karşı kapatır.

İnsanlara, Rabbine ve varlığa. Zira o kendisini yeterli görmekle, her şeyi bildiğini ,üstelik en iyisi ile bildiğini, hiçbirşeye muhtaç olmadığın ve kendine yeterli olduğunu, hatırlaması gerekeni hatırladığını, faydalı olacak olanı aldığını zanneder.

Şimdi bu, bu hali ile kime faydası olacaktır. Kendisine dahi faydası olmaz iken üstelik işi hep aşırılık olup ziyanda olan kendisinden başkasına  da zarar vermektedir.

6-Sen ona yöneliyorsun.

Şu halde buna yönelmek niye? Sen neden ona yönelmektesin. Kendisini müstağni görerek kapayan o kimseye karşı neden yöneliyorsun. Üstelik sana karşı tüm benliğini açmak üzere gelen var iken, ona karşı yüz ekşitirken, kendisini tümü ile kapatana  neden yöneliyorsun?

7-Onun arınmasından senin üzerine bir sorumluluk yok.

Oysa sen onun arınmasından ya da arınmamasından sorumlu değilsin. Sen bununla sorumlu değilsin ki o illaki arınsın. Şu hali ile o arınsın diye kendini parçalaman ya da arınmak isteyeni ihmal etmen doğru değil.

8-Sana koşarak gelen.

Oysa bir yanda koşarak gelen. Tüm her şeyini geride bırakmış, sallanarak ya da yürüyerek değil, tümü ile tüm gücü ve enerjisi ile sana doğru can atarak gelen. Bunu dert edinmiş.Kendisini müstağni değil, yetersiz gören, fakrü zaruret içinde görüp, unuttuklarını hatırlamaya çalışıp,faydalanmaya çalışan.

 

 

9-O dur. Haz ile korku duyan.

O öyle biridir ki bunu öyle içselleştirmiştir ki, bunu kendisi için bir sevinç vesilesi olarak algılarken bundan mahrum olmaktanda  korkardı. O, haz ile korkunun öğüt verici ve arındırıcı özelliğini iliklerine kadar hissetmişti ki bu onda büyük bir enerji haline dönüşmüştü ve koşarak öğüt alıp, arınmaya doğru gelmişti.

10-Sen onunla ilgilenmiyorsun.

Fakat sen onunla ilgilenmiyor, ondan başka şeyler ile meşgul oluyorsun.

Bu hali ile arkadaş edinilecek yüz çevrilecek olan kimdir? Kiminle beraber olunacak, kim takip edilecek, kimin sohbetine katılınacak, kimlerle oturulup kalkılacak bunlar şu halde önem kesbetmekte değil midir?

Ama olması, insanların gözlerinde değeri olmaması, içinde taşıdığı endişe ve korkuya rağmen küçümsenip, güçsüz görülmesi ama buna rağmen malı ve oğulları olan, insanların gözlerini dikip, peşlerinden koştuğu  ama yaptığı işi azgınlık olupta  kendisini de yeterli gören o insanlar evet onlar basiretli gözlerin görmeyeceği körlerdir.

Onlar kendilerine yönelinecek olanlar değildir.

11-Hayır . O bir öğüttür.

Bu tür bir yöneliş diğer taraftan yüz çeviriş aslında onun ne olduğunun pratik yansımasının kuvvetinden habersiz olmaktır.

Zira onun ne olduğunu bilse idi o zaman o da hayır diyecekti.

Böylece hayır ibaresi kendisini müstağni görene karşıdır. Bu hali ile o sert bir şekilde uyarılmaktadır. Zira onun hatırlatma ve öğüt vasfına karşı  kendisini kapalı tutması onun bunu pratik olarak böyle görmediğini ortaya koyar.

Buna göre o, bunu öğüt veya arınılacak olan olarak görmemekte iken diğer taraftan ona karşı ama kesilip, yüzünü ekşitip arkasını da dönmektedir.

Bu durumda o, hatırlatmaya kendi nefsinden tüm insanlara karşı bir tanım getirmektedir.

Kelle hayır ifadesi ise kendisini müstağni görenin  öğüt olmaktan başka getirdiği ya da getireceği tüm tanımlamaları şu hali ile silip atmaktadır.

Şu halde ona doğru tanımı getirmektedir.

O bir hatırlatmadır. Öyle bir hatırlatmadır ki arındırır. Şu hali ile o hatırlatma, onun veya başkalarının tanımladıkları gibi değildir.

Bu hem hatırlatıcı olana hem de ondan yüzünü dönene karşı  da bir hatırlatma olmaktadır.

12-Dileyen ondan öğüt alır.

Her kim dilerse o ona kendini açar. Hiçkimseye o kapalı değildir. Hiçkimseye yabancı da değildir. Fıtratına aykırı da değildir.

Şu hali ile onda dileyen için nikahlama(kelimenin türevlerinden) unsuru vardır.

Ancak ona karşı istek duyulsun. Buna göre o hiç kimsenin tekelinde değildir. Birilerinin icazetine bağlı değildir.

Birilerine ihtiyaçta duymaz. O kimseler ona  yönelerek, onun gücüne güç katacak ya da onun haklılığını artıracak ta değildir.

Çünkü onun insanlara değil, insanların ona ihtiyacı vardır.

Şu halde ondan ister gözleri görmeyen, ister çok mal sahibi, ister yetim, ister adamları çok olan olsun herkes öğüt alır.

13-Şerefli sahifelerde.

O öğüt sahifelerde toplanmıştır. Zira öğüt varlık aleminde ve fıtratta var iken insan onları bir araya getirebilecek kadar mahir değildir. Fakat o şimdi  anlaşılabilir ve tevhidi bir uyum içinde bir arada toplanmıştır.

Tümü ile azizlik içinde. Onun gibisi yoktur. O hatırlatmanın en azizidir. En şereflisidir. En kerimi, en cömertidir.

Kelimenin türevlerinden olarak iki göz olarak değerli ve amalıktan kurtaran, yine diğer türevlerinden olarak erkek anlamlı olarak dişi olan fıtratla birleştiğinde sukunet veren olarak ilgiye ve hürmete, en üst düzeyde layıktır. Aslında bu hali ile o başlangıçta hürmete değerdir.

14-Yüceltilen ve tertemiz sahifelerde olan.

 Şerefte aziz, cömertlikte aziz, yükselme derecelerine eriştirilmiş olandır. Hevadan ya da çamur ile zann veya cehaletten tümü ile yücedir. Bunların hiçbiri ona yaklaşmaz. O tüm bunlardan yukarıdadır. Aşağılık ve zelil olandan beri iken onun şerefli ve hürmete layık olması da yüceliğinin gereğidir.

Onun yüceliği zaman ve mekan hudutlarının da üstündedir. Zaman ve mekan ona erişemez.Şu hali ile ona ne önünden ne de arkasından batıl yaklaşamaz.

O’nun toplanması yücelerde ve yüce olarak varken o tertemizdir. Onun temizliği onun kendindendir.

Kötülüklerin ve pisliklerin onda izi yoktur. Saplantıların ve hırslarında.O tümü ile bunlardan paktır ve pak olarak kalacaktır.

Şu hali onun yüceltilerek onu arındırıcı olarak kabul edilmesi gerekir.

Ona başka sahifelerde olanları ortak kılmamak,başka sahifelerde olanı ona rağmen yüceltmemek gerekir.

Onu temizleyici olarak görüp onunla arınmak gerekir.

15-Yazıcıların ellerinde.

O yüce ve temizdir. Yüce ve temiz olarak toplanan bu öğüt, yazıcıların ellerindedir.Onların taşıdığı onlar ile sunulan bir niteliğe sahiptir.

Bu onlar tarafından böyle iken onun hayat ve insanlara amelden kinaye olan eller ile taşınması şu hali ile yazılması gerekir. Onu eline alacak olan sadece okumayacak onun seferisi, taşıyıcısı ve ileticisi olacaktır.Bu sefirlik kendi hayatına ve diğer insanların hayatına kendi elleri ile işleri ile olmalıdır.

16-Değerli ve iyilik sahibi sadık.

Yüceltilmiş ve tertemiz sahifelerde toplanan bu öğüdün ellerinde bulunacağı katipler değerlidir. Bu değerleri onların öğüdü almaya layık olanlar olarak inam ve lutuf sahibi olmalarını gerektirir.

Şu hali ile onlar konumları itibari ile bunu taşıyacak ve elleri ile taşıyacak olanlar ise

Onu kendi ellerinin işleri ile hayatına ve hayata taşıyacak olanlarda bundan dolayı değerli ve inam ile lutuf sahibi olmaktadırlar.

Şu hali ile değeri şerefi o sahifeleri nefsinde toplayanlar evet onlar nefisleri ve insanlar için inam ve lutuf sahibidirler. Bu halde olmaları onların elleri ile amelleri ile yaptıklarındandır.

Onların ekonomik durumları, bedensel engelleri, soylu bir aileden gelmemeleri değil.

Asıl olan bu öğüttür ve onunla değer oluşur.

 

17-Kahrolası insan ne kadar da nankördür.

İnsan sallanan bir oraya bir buraya giderek, işlerin içinde savrulan o insan. Bu sallantıda olmaması gerektiği halde ya da kahrolası bir sallanma içine girmemesi gerektiğini bilir.Çünkü o sallanmaya rağmen bir yerde karar kılması gerektiği gücü ona verilmiş idi.

Ama o buna rağmen onun üzerini örttü. İnkar etti. Bu hali ile de kendisini kahretti. Hayat bulacağı geldiği halde o hayat bulacağından vazgeçip kendisini yaşayan ölü haline getirecek olana yöneldi.

Apaçık bir şekilde kendisini kör kıldı da bu hali ile  değersizleştirdi.  Şerefli ,Yüce ve tertemiz olandan yüzçevirdi. Kendisini katiplerden, değerli ve lutuf sahibi olmaktan yüzünü çevirdi ve arkasını döndü.

Neden? Çünkü o kendisini yeterli gördü. Hiçbirşeyin acı ve tasasını hissetmiyordu.Daha öncekilerin başına gelenin kendi başına gelmeyeceğine inanıyordu.

Aslında o kendi konumunu bilmiyordu. Buna rağmen nankörlük edip apaçık bir hasım kesiliyordu.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA