18 Eylul 2018 Salı

İhlas Süresi

01-07-2018 08:44 Güncelleme : 02-07-2018 11:23

İhlas Süresi

Hayır, O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren, Hastalandığımda O’dur bana şifa veren Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum ulu Rabbim de yine O’dur.Şuara 79-82 İşte Allah’tan başka hiçbir şeyin tatmin edici olmadığı bu şekilde serahat kazanırken, tüm varlığın ve insanın kendisiyle tatmin olacağı yegane muhtaç olunan mercii ancak o olmaktadır.

İhlas süresi

 

1-De ki: O Allah tekdir

Yüce Allah kendisini tanımlıyor. Onun hakkında çeşitli görüşler , düşünceler ortaya konulmuştur.Bunlardan çoğu yalan,yanlış ya da iftira düzeyindedir.

Zira bu durum bireyi yakından ilgilendiren bir mesele iken ,  bireyin varlığa olan bakışını  da etkiler. Son kertede bu bakışlar bireyin hayat tarzının çizgilerini ortaya koyar.

Hal böyle iken bu bakışı idrak eden iblis ve onun dostları, Allah’a bir tanım getirmek üzere vesveseler  verme yoluna gitmişlerdir.

Onunla (Ona getirdikleri tanımla) insanları aldatmaya çalışmışlardır.

İşte bunlardan bazıları:

Onu yaratan olarak tanımlarken, yalnızca göklerin ilahı olarak tanımlamış ve yeryüzü ile insanlar ile onun işinin olamayacağını çünkü onun yüce ve üstün olduğunu söyleyerek alçak ve adi olan insana tenezzül etmesinin onun şanına yakışmayacağını söyleyerek sağdan yaklaşmış ve  İnsana şah damarından dahi daha yakın olanla insan arasına gökler ve yer kadar mesafeler koymak üzere tanımlar getirmişlerdir.

Ya da onunla beraber bir takım varlıkları ona ortaklar görerek onun bunlar ile birlikte işler yaptığını ve Allahın en üstün olarak işlerini bunlara yaptırıp, onlarla ortak olduğunu söylemişlerdir.

Ya da onu hayatın bir kısmında anarken, (namaz kılar,oruç tutar,hacca gider ve zekat verirken)ticaret, mal ve evlatlar ile ailevi ilişkiler, yetimler, yoksullar, diğer insanlar ile olan ilişki de onu Rabb (terbiye eden) olarak görmemiştir.

Helalleri ya da haramları belirlemede de onunla birlikte bir takım hüküm koyuculara tabii olmuştur.

Ya da ona ulaşmanın zor olup, araya bir takım şefaatçi denen kimseleri koyarak onları Allah’a daha yakın görmüş, ona yakın olmak için bunlar aracı ise şu halde bunlara daha yaklaşma ihtiyacı hissederek aşırılığa kaçarak onları Allah yerine koyma yolunu açmışlardır.

Bu ve bunun gibi tanımlamaların tümü batıldır.

Bunlar Allah’ın kendisini tanımlamasına uygun değildir.

Doğru tanımlama tekdir. Bu tanımlama da Allah’ın kendisini tanımladığı gibidir.

Buna göre onu tanımanıntek yolu da kendisini ondan dinlemektir.

Rabb bireye sadece kendisini dinlemesini söyleyerek ona “De ki” diyerek bundan başka bir şekilde tanımlamaları ”kabul etme”, onları sözlü ya da fiili olarak “deme” demektedir.

Hatta kendisini tanıma noktasında topluca hitap etmekte değildir. Muhataba tekil olarak hitap ederek onunla özel olarak ilgilenmektedir.

Bunu muhatabın kendisi için yapmıştır.

Zira Allah’ı yanlış tanımanın Allah’a vereceği bir zarar yok iken, muhataba vereceği zarar telafi edilemez.

Şu halde o kendisini muhataba olan Rahmetinden dolayı onunla özel olarak ilgilenmekte ve ona kendisini tanıtmaktadır.

De ki: O Allah tekdir.

Allah  zatı itibari ile tekdir. O yemez, o içmez, o uyumaz, onu uyku tutmaz, o ölmez. Gözler onu idrak etmez. Ama o gözleri idrak eder. (En’am 103) O tekdir. Bu hali ile onun diğer canlılardan herhangi biri ya da en üstün niteliklerle donatılmış bir canlıya benzetmek üzere tahayyül etmekte yanlıştır.

O’nun zatı tüm tahayyüllerin üstünde tekdir.

O’nun işleri de böyledir. Onun bir dileğinin olması için söyleyeceği tek iş ona “ol” demesidir. Artık o olur. Onun olmaktan başka bir seçeneği yoktur.

O’nun tekliği onun ayrıcalığını ve  yüceliğini ortaya koyarken aynı şekilde temel belirleyici olduğunu da ortaya koyar.

Şu hali ile temeli ve onun üzerine yüceltilecek tüm her şeyi yalnızca o belirler.

Onun bu şekilde olması O’nun erişilemez, yüce ve ululukta olduğunu ortaya koyarken, o kuluna gelerek yüceliğini göstererek kulunu da miraca yükseltmek ister.

Onun bu şekilde tekliği birey noktasında bireyinde doğal olarak ona bakışını, ona yöneliş ve hitabının da sıradanlıktan çıkarılmasını gerektirir. Çünkü o özeldir aynı zamanda geneli de belirler.

Şu halde ona bakış, yöneliş ve hitapta “tek” olmak zorundadır.

Onun ayrıcalığı, üstünlüğü ve belirleyiciliği, onun sevgisini ayrıcalıklı, üstün ve diğer sevgileri belirleyici kılar.

Ona olan bağlılık ayrıcalıklı, üstün ve belirleyicidir.

Onunla olan hukuk, ayrıcalıklı üstün ve tüm hukukları belirleyicidir.

Allah’ın zati ve emirleri ile birlikte varlık üzerindeki durumuna bakıldığında da yine onun “tek” liği görülür.

Zira o yaratandır. Şekil veren ve yolunu gösterendir. Bu hali ile o onlar üzerinde yegane hükümrandır. Varlık onun tekliği üzere yaratılmıştır. Hak üzere yaratılan bu varlıkta çelişkinin, fesad ve fitnenin olmaması onların tek elden yaratıldığının birliğin ve tekliğin apaçık işaretidir.

Hepsi o tek olanı işaret eder.

Hepsi ile tek olan yaratıcı tek olarak ilgilenmiş, hepsine ayrıcalıklı ve onu tekil kılan özellikler vermiştir. Hiçbir insanın parmak izi ya da retinası benzemez. Hatta ikizlerin dahi.

Ama bu onları, O’nun gibi kılmaz. Bu onlara verdiği özen ve değerde de onun tekliğini ortaya koyar. Yani onun onlarla ilgilenmesi ve rahmeti de eşsiz güzellik şefkat ve rahmette de tekdir.

Fakat onların bu tekliği onları yaratanın tekliğinin işaretidir.

Şu hali ile surenin adının surede geçen kelimelerden değil de sürede geçmeyen kelimelerden olarak ihlas   olması ,  anlamlı olmaktadır.

Allah’ı ayrıcalıklı üstün ve belirleyici olarak görmek bireyin kendisini ona halis kılması, ihlaslı olması demektir.

Şu halde onun tekliği pratik olarak bireyde sonuçlar doğurmaktadır.

Bu sonuçlar, Allah ile kendi nefsini ve varlığı tanıma anlamıdır.

Buna göre tüm tanımlamalar, bu ihlas ayrıcalık ve üstünlük ile belirlenecektir.

Bu belirlemenin faili ise yarattığı her şeyi mükemmel bir birliktelik içinde akıtan Allah’tan başkası olamaz.

Bu hali ile hiç kimse Allah’a rağmen ayrıcalıklı, üstün ya da belirleyici bir konumda olamaz.

Bu durum Allah’ın tek olma hakkına aykırıdır.

Tümü ile batıldır.

Birey Allah’ı varlığı ve nefsini tanımlama da o şey veya kimseleri tanımlayıcı olarak göremez.

Şayet bunları görürse  birey o zaman kendisine zulmetmiştir.

Tek olan Allah’a rağmen haşa Allah’ı ve onun yarattığı nefsi ve varlığı başka şey ya da kimseler ile tanımlamak Allah’ı onların ardına atmak demektir. Allah’ın bireyin hayatında özel bir yeri olmayıp, ayrıcalıklı değil, üstün hiç değil, belirleyici değil belirlenen olduğu ortaya çıkar.

Şu hali ile mallar, evlatlar, makam ya da mevkii, evler, katlar ticaret ,anne-baba veya diğer unsurların hiçbiri ne en üst ne de ortak olarak Allah’a rağmen kabul edilemez.

Her şey ona muhtaçtır. O ise hiçbir şeye.

Zira her şeyin muhtaç olduğu tek odur. Her şey ona muhtaçlıkta da tektir.

Zira onların muhtaciyeti zorunlu olarak böyledir.

Onların varlık sahnesine çıkmaları varlığını devam ettirmeleri ancak onunla mümkündür. Ne yere giren ne de yerden göğe yükselen yoktur ki onun muhtaciyeti içinde olmasın. Ne gökler o olmadan direksiz olarak durur, ne kuşlar o tutmadan uçar.

Her şey varlık sahnesine çıkmasından devamını idame ettirmeye ve bundan sonraki tüm zamanlarda ancak ona muhtaçtır.

Bu muhtaciyet onların birbirlerine muhtaciyeti olmadığını da ortaya koyar.

Zira kendisine muhtaç olunan yegane varlık ancak odur.

Buna göre, filizin açması için güneşe suya ihtiyacı yoktur.

İnsanın yemeye içmeye uykuya eve ihtiyacı da yoktur. o bunlara muhtaç değildir.Çünkü bunlar muhtaç olunan değildir.

Bu durumda insan muhtaciyetten dolayı yemezse ölmez. İnsan muhtaciyetten dolayı içmezse ölmez.

Zira muhtaciyet denen şeyde huzur olmalıdır. O şey bireyi tatmin etmelidir. Ki böylece muhtaciyet ihtiyacı ortadan kaldırsın.

Buna göre şayet bunlara muhtaciyet olsa idi, iyi yemekler yiyen, iyi içecekler içen varlıklı kimseler tatminsizlikten dolayı intiharlar yolunu seçmezdi. Para mal v.s unsurlar kendilerine verildiği halde bu insanlar onlara kendilerini daha çok bağlarken aslında olmayan bir ihtiyacı adeta ruhsal olarak kabullenip, gün geçtikçe ona bağımlılığı artarak artık onu ihtiyaç olarak görebilmektedir.

Bu durumda o asıl muhtaciyetini unutmakta ama onun varlığını hissetmektedir. O muhtaciyeti bu şeyler ile tatmin edeceğini düşünerek muhtaciyet gün geçtikçe şiddetini arttırarak kendisini hissettirmektedir.

Böylece o kişi bunun altından kalkamayıp, hastalıklara düçar olmakta, çarpık ilişki ve aktiviteler içine girmekte veya dayanılmaz boyuta gelen bu ihtiyaçtan hayatına son vererek kaçmaktadır.

 

Şu hali ile birey aslında varlığa veya diğer insanlara muhtaç olmadığı gibi nefsinin de bunlara ihtiyacı yoktur.

Yiyecek yendiğinde muhtaciyeti karşılayan o yenilen mi?,içildiği zaman susuzluğu gideren o içilen mi ?

Uyunulduğunda uykusuzluğu gideren uyumak mı?

Hayır,

 

O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren,

Hastalandığımda O’dur bana şifa veren

Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur

Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum ulu Rabbim de yine O’dur.Şuara 79-82

İşte Allah’tan başka hiçbir şeyin tatmin edici olmadığı bu şekilde serahat kazanırken, tüm varlığın ve insanın kendisiyle tatmin olacağı  yegane muhtaç olunan mercii ancak o olmaktadır.

Çünkü,

 

Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ı anmakla mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ı anmakla  mutmain olur. Ra’d 28

Bu durumda birey ayağa kalkmakta ve diğer tüm her şeyden kendisini vareste kılarak Rabbe muhtaciyet içinde kuvvetli olmaktadır.

Onun Allahtan başka hiç kimseye bir bağlılığı yoktur, onu Allahtan başka kimse huzurlu kılamaz. Bu hali ile o Allahtan başka diğer tüm varlıktan bağımsızdır.

O bağımsızlığını Allah ile ilan etmiştir.

Bunu ifa ettiği gibi nefsi ve diğer tüm varlıklar üzerine de çıkmış olmaktadır.

Bu çıkış onlar üzerinde baskıcı ve zulmedici olmak manasında değil. Onlar ile başka bir tekliği ifa etmek üzeredir.

Zira o Allah ile nefis ve varlıktan kurtulurken onları kontrol altına almış ve onlar ile aheng içinde “tek”lik içine girmiştir. Bu hali ile o Allah ile yine Allah’ın “tek”liğinin şahidi ve ayeti olmuştur.

Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir.

Onun tekliği bundadır da. Diğer tüm her şey muhtaç olma üzere benzer ama aynı varlığa Allah’a muhtaç olmada tek iken, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.

Onun için azalma ya da eksilme söz konusu değildir.

Bu muhtaciyet zorunluluğu da beraberinde getiren bir kavram olarak Allah hiçbir şeye zorunlu değildir. Hiçbir şey onun için mecburi değildir.

Onun tekliği ve benzersizliği bunda da kendini gösterir.

Muhtaciyeti tayin eden odur. Zorunluluğu tayin eden odur. Sorumluluğu, hukuku belirleyen odur.

Herşeyin gelip kendisinde son bulduğu O’dur.

O doğurmamış ve doğurtmamıştır.

O ezeldir. Ondan önce kimse yoktu.O oluşmadı.O vardı ve oldurdu.

Ama ne oğul ne de eş edindi. Bu onun tekliğine de aykırı idi.

Onun tekliği onun eş ve çocuk edinmemesini de gerektirir.

Bu hali ile o doğurmamış, ne eş olmuş, ne onun kendisinden doğduğu onun gibi bir varlık vardır.

Bu hali ile o bambaşkadır.

O doğuran ya da doğrulan değil,

Yaratandır. Onun hısım ya da akrabalık bağı yoktur. Ne zatında ne işlerinde.

Ne cinlerle bir neseb bağı vardır. Ne melekler ile, ne isa ile, ne uzeyr ile, ne de Meryem ile.

Bu hali ile o diğer varlıklar gibi tanımlanamaz. Her şeyi Allah yarattı, Allah’ı kim yarattı? denemez. Çünkü yaratılışın başlangıcı mantık olarak bir yere dayanmalı ise işte yaratılmayıp yaratan da ancak odur.

Onunla diğer varlıklar arasında insanların aile kavramındaki gibi ilişkiler de kurulamaz. O “Allah baba” da  değildir.

O her yönü ile tekdir. Bu halde onun özelliği, tekliği ile ihlasa işaret eder.

Her şeyin gelip dayandığı odur. O yokluğun ve varlığın elinden çıktığı tekdir.

Her şey her halükarda ona dayanır ve her şey yalnızca onu işaret eder.

 

 

Hiçbir şey onun dengi olamaz.

O tek iken onun tekliği çokluğa dönüşmez. Dönüşemeyecektir de.

Görülen, duyulan tahayyül edilen her ne var ise onların hiçbiri onun benzeri olamaz.

Zira o tekdir.

Ne şekil ne iş ne de başka bir şeyde onunla benzerlik olamaz.

Hiç tek olan çok olanla aynı kefeye konur mu?

Şu hali ile nasıl oluyor da onun yarattıkları ile o aynı kefeye konuyor. Onlar tümü ile ona muhtaç iken, muhtaç olunanla aynı  kefeye konuyor.

Her kim bunu yaparsa onun yaptığı bu iş adil olamaz.

İnsanların ya da toplulukların getirdiği tanımlar ya da ona rağmen onunla birtakım nesne ve varlıkları aynı kefeye koymaları onların ölçü ve tartıyı eksik yaptıklarını ortaya koyar.

Bu denklik zatta iken emirde ve yine bireyin ona yönelmesinde de söz konusudur. Onun tek olması ve yine her şeyin ona muhtaç olması ile başkasına olan sevgi ile ona olan sevgiye denk olamaz. Ona olan bağımlılık ile başkasına olan bağımlılık denk olamaz. Onunla olan hukuk ile başkasına olan hukukta denk olamaz. Ona eşler ya da benzerler tutulamaz.

Sadece bunda değil onun verdikleri içinde aynı durum söz konusudur.

Hiç kimse onun verdiğine denk veremez.

Kimdir onun gibi en cömert, kimdir onun gibi karşılıksız veren, kimdir bilmediğini insana öğreten, kimdir fil sahiplerini yenilmiş ekine çeviren(çevirecek olan), kimdir doğru yola ileten, aç iken doyuran, yetim iken barındıran, kimdir beli büken ağır yükü indiren, kevseri veren, falakaları açan, kendisine sığınılan.

Onun dengi yoktur.

Bu hali ile ona olan ihlas nesne , varlık ya da başkalarına olan yönelişleri ona denk tutmaz.

İşte daha önceki sürelerde geçtiği gibi onun adının yüceltilmesi bir kez daha haktır.,Onun içindir ki ayçiçeğinin güneşe yüzünü dönmesi gibi yalnızca ona yüz dönerek hizmet etmek büyük bir aşktır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA