18 Kasim 2018 Pazar

Nas Süresi Tefsiri

23-06-2018 09:43 Güncelleme : 30-06-2018 11:21

Nas Süresi Tefsiri

Onların doyması, susuzluğunu giderilmesi, şifa verilmesi, ölümleri ve dirilişleri, ne yemekle, ne su ile, ne ilaç ile ne de başka şeyler iledir. Bunlar Ancak İlahın takdiri iledir. O yemeğe bu niteliği verir, suya bu niteliği verir, ilaca bu niteliği verir. Ancak onlar melik’in verdiği bu nitelikler ile insanlar üzerinde etki yapar. Şu hali ile melik ilah olandır. İnsanların hiçbiri bu manada diğer insana muhtaç değildir. Havaya suya, yemeğe veya başka bir şeye de muhtaç değildir. Muhtaç olarak gördüğü bu şeyler neyin meliğidirler ki onların ihtiyaçlarını karşılayabilsin

.

1-De ki: Sığınırım ben İnsanların Rabbine.

Bireye olan hitap ona öğütler içermektedir. Bunlar onun söylemesi ama fiilen de uygulaması gereken kelimelerdir.

Bu nihayetinde onun içindir.

De ki, ibaresi bir kez daha bireyin gözetlendiğini ve onun işlerinden haberdar olup, onu Rabbin üzerine aldığını ortaya koymaktadır.

Şu halde Rabb bu nitelikte olduğu halde bireye kendisine sığınmasını öğütlemektedir.

Sığınılacak Olan Rabb belirli bir yerde sürekli ikamet eden manalarında olarak zamanın ve mekanın üzerinde onları kuşatan olarak her yerdedir.

Şu halde o bireyin yüzünü döndüğü her yerde olduğu gibi gözünü kapadığı anda da yanındadır. Rabbe zaman ve mekan tahsis edilemezken o bireye tüm zaman ve mesafelerden en yakındır. Şah damarından dahi daha yakındır.

İnsanlar ise insan yada ünsiyet kuran bir varlık olarak sağa sola doğru meyledip belirli bir yerde kararlı olamayan bir varlık olarak yaratılmıştır.

Kimi zaman şeytana doğru sallanmış, kimi zaman ondan uzaklaşmış, kimi zaman nefsin hevasına doğru yönelmiş kimi zaman ondan uzaklaşmış bir konum arzeder.

Kimi zaman kabilesini, ırkını ve milletini kayırır kimi zaman onları katletmekten geri durmaz.

Nefis taşıyan kararlı değil meyilli bir varlık olması itibari ile o kendisine sığınılacak olamaz.

Oysa Rabb onun rabbidir. Onu yaratan, büyüten, terbiye edip, bilmediğini öğretip ona ikram edendir.

İnsanın kendi konumu bu iken onun zayıf ve acizliği de bu noktada ortaya çıkar. Zira kararlı değil de etkiye göre farklı yer ve yönlere doğru meyilli bir varlık güçlü bir iradeyi kendi başına koyamaz.

Şu halde onun yapısı gereği bu niteliğe haiz olması ona doğru bir sığınmayı men eder.

Bu insanlar hangi toplumsal konum ve mevkide olursa olsun, hangi topluluğun üyesi olursa olsun durum değişmez.

Rabb tüm insanların Rabbi ise şu halde hepsinin karşısında karar kılacağı ya da kılması gereken odur.

Esasen onlarda ona muhtaç olarak onun eğitim ve bakımı altındadırlar.

Şu hali ile o insanların idare edenidir.

Şu halde idare edilen kendisine yönelinerek bir beklenti içine girilecek ya da kendisine sığınılacak olan olabilir mi?

Yoksa idare eden sığınılacak olan değil mi?

Zaten bireyde bir insan ise şu halde onun idare edeni o olduğuna göre onun sığınması gerekende o değil midir?

Bu durumda bireye insanlara dayanmaması emri verilirken bir kez daha Rabbin işleri idare eden, koruyucu ve tek dayanak olarak kabulu olarak salık verilmektedir.

Bu aynı zamanda insanlardan gelecek olan sözlü ve fiili saldırı ,  yönlendirme ve engellemelere rağmen de onlardan çekinmemesi bunların tümünün sevk ve idare edicinin gözetim ve kontrolu altında olduğunu bilerek yine Rabbe sığınmasını salık verilmektedir.

Şu hali ile insanların yaptıkları da Rabbe sığınmayı diri tutmak üzere Rabb tarafından verilen diğer bir uyarıdır.

Bu, bireyin kendisi içinde aynı durum söz konusudur. İnsan olması itibari ile insanların bu gibi meyillerinden kurtulmak üzere Rabbe sığınması gerekmektedir.

 Bu kararlılık nefsin hevalarına saptırma ve engellemelerine rağmen olunması gereken bir kararlılıktır.

Şu hali ile bu sığınma Korkaklık ya da cılızlık değildir. nefsin ve insanların üzerinde bir makama yükselmektir.

Böylece sığınma, insanlara ve kendi nefsine rağmen Rabbe olmalıdır.

Burada kastedilen Rabb kimdir. Bu da esasen önemlidir. Zira insanlar kendilerine bir çok  Rabb edinmiş iken Rabb değil Rabbler ihdas etmiş iken Rabb olma niteliğine haiz olan kimdir?

Bunun cevabı da insanlardan Rabbe sığınırım sözündedir. İnsanların ihdas ettikleri kendi elleri yontup atalarının ya da kendilerinin adlandırdıkları değildir. İnsanlardan sığınmak işte onların bu tür meyillerden de şu hali ile onların Rabb olarak ihdas etmeye çalıştıklarından da Hak Rabbe sığınmaktır.

Şu halde “de ki Rabbe sığınırım” ibaresi Rabbin söylediği söz olarak (hatta arada “ey resul de ki” dememesi anlamlıdır) vardır.

  2-İnsanların melikine.

Sığınılacak olanda olması gerekende bulunması gereken ikinci nitelik melikliktir.

Melik sahip olmak, gücü elinde tutan olarak hükmetmek demektir.

İnsanlar üzerinde bu niteliğe sahip olan Rabb ten başkası değildir. Şu halde tüm insanlar onun mülkiyetindedir.

Buna göre onlar üzerinde yegane tasarruf sahibi de odur. Bu halde aslında insanlar onun mutlak melikliği karşısında hiçbir şeyin sahibi de değillerdir.

Yani onlar genel olarak tasarruf sahibi olamazlar. Ne fayda ne de zarar verebilirler. Bu hali ile onlar O’nun yönlendirmesi altında olmaktadırlar.

Ancak onun tanıdığı şekli ile bir eylemde bulunabilirler ki bulundukları bu eylemde onun melikliğinin gereğidir.

Buna rağmen ondan başka melikler edinme onun melikliğini bilememe anlamındadır.

İnsan hiçbir şeyin üzerinde melik değildir ya da O’nun Rabbten başka melik olarak gördüğü hiçbir şey de meliklik vasfına haiz olamaz.

Şu halde onlar melik olarak görülemezler ise onlar tasarrufta bulunanlar olarak ta görülmemelidir.

Bu niteliğe ne bir kral, ne bir aile ne de belirli bir iktidar grubu haiz olabilir.

Şu halde onlar hiçbir insan üzerinde melik değildir.

Fiili olarak böyle gibi görülebilir.

Ama bu, Rabbin bunları birbirleri ile sınaması üzerinde yaptığı bir tasarruftur.Zira onlar son kertede Rabbin tasarrufundan çıkamaz.

3-İnsanların ilahına

İnsanların muhtaç olduğu tek varlık Rabbtir. O Rabb meliktir.

O insanların ihtiyacı olduğu tüm her şeyin sahibidir.

Şu hali ile insanların muhtaç olduğu melikte doğal olarak o olmaktadır. Çünkü mülk onundur.

Fakat insanların muhtaciyeti muhtaç oldukları bu şeyler üzerinde iken onların ihtiyacını karşılayan ise bu şeyler değildir.

Onların doyması, susuzluğunu giderilmesi, şifa verilmesi, ölümleri ve dirilişleri, ne yemekle, ne su ile, ne ilaç ile ne de başka şeyler iledir.

Bunlar Ancak İlahın takdiri iledir. O yemeğe bu niteliği verir, suya bu niteliği verir, ilaca bu niteliği verir. Ancak onlar melik’in verdiği bu nitelikler ile insanlar üzerinde etki yapar.

Şu hali ile melik ilah olandır.

İnsanların hiçbiri bu manada diğer insana muhtaç değildir. Havaya suya, yemeğe veya başka bir şeye de muhtaç değildir.

Muhtaç olarak gördüğü bu şeyler neyin meliğidirler ki onların ihtiyaçlarını karşılayabilsin.

Şu halde onlarında kendisine muhtaç olduğu Rabb , melik iken onlar kendi dışındakilerin ihtiyaçlarını nasıl karşılasın.

İlah muhtaç olunan ve bağlanan kelime kökünden olarak, tüm varlığın bağlandığı o iken, insanlar içinde bu zorunludur.

Şu halde insan mutlak manada yalnızca Ona muhtaçtır. Onu bu şekilde gördüğünde Melik, ilah onun tüm ihtiyaçlarını karşılar.

Bu muhtaciyet salt bedeni değildir, terbiyevi manevi anlamda da böyledir. Şu hali ile onun nefsini ıslah noktasında onun muhtaç olduğu ilahta Rabbtir.

Rabb besleyen iken ağırlıklı olarak manada ortaya çıkan onu terbiye edici olmasıdır.

Şu halde melik insanların maddi ve manevi olarak ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olan olmaktadır.

4-Sinsilerin fısıldamasından.

İnsanın taşıdığı nefsi olsun ya da ondan dışarıda olan unsurlar olsun ona her zaman saldırı içinde olacaktır. Bu saldırı öyle zamanlarda olacaktır ki sinsice ve gizlice, kelimeler içine satırlar arasına girerken nefisle işbirliği yaparcasına “iyiden” yüzü öte dönmeye zorlayacaktır.

Bu hali ile ona nefsi ya da toplumsal kabuller çeşitli vasıtalarla bunu atar. Bu anlar haris olunan konumda, zafiyet gösterilen ya da gösterilecek hususlarda kendini gösterir. Bu hali ile aslında sinsice fısıldayanlar takiptedirler.

Onların amacı şüphe tohumları ekmektir. Böylece insanları vehimlerin esiri kılmayı amaçlar. Bu haller itibari ile onların yapmaya çalıştığı işlerin temelinde insana düşmanlık vardır. Onlar insanın lehine değil aleyhine çalışırlar.Ama görünürde süslü ve ziynet dolu sözler ile insanı aldatmaya çalışırlar.

Bireyleri sabit fikirli olarak ihdas edip, onları varlığın ve zamanın gerisinde gericiler olarak ortaya koymaktır.

Zaten hannas kelime anlamı geri kalmak iken hannas bu niteliği ile insanları geri bırakmak ister. Bunlar insanlara adeta bir kene gibi yapışmış olanlardır. Amaçları onları menetmektir.

Onların geri bırakmak istediği ,men ettiği ise  Rabbe ,melike, ilaha sığınmaktır.

Böylece o, insanları melikinden(sahibinden) uzaklaştırarak  sahipsiz ve yetim kılacak, Rabbinden uzaklaştırarak terbiyesiz, kaba ve günah yüklü kılacak, İlahından uzaklaştırarak muhtaç duruma düşürecektir.

5-Öyle ki İnsanların göğüslerine vesvese verirler.

Bunların vesveseleri insanların göğüslerinedir. Hedef olarak aldıkları yer ya da mücadele meydanı olarak orayı görürler.

Bu, onların havaya bir şey ekmedikleri ve yine sistemsiz olmadıkları manasına gelir. Onlardan gelen her vesvese nihayetinde belirli bir amaca mebni olarak sistematik ve menetme hedefine yönelik ince bir tuzağın acı meyvesidir.

Şu halde amaç insanlar iken onların gögüs kafesi ile korunmuş olan en hassas yerlerine hucum ederler.

Kalp göğsün ortasında iman tahtasının arkasında bulunur. Rabb kalbi bu şekilde korumuş iken onlar bu koruma kalkanını kırıp kalbe sirayet etmeye çalışırlar..

Gögüs bu hali ile içinde hayati unsurları barındıran bir bölge olarak, hannas tarafından bu bölge saldırıya tabi tutulup zayıf düşürülmemek istenir. Bu nokta da onu zayıf düşürecek nokta neresi ise onun göğsü orasıdır. Hannas ise burayı hedef alır.

O yalnızca kalbi değil, dikkat edilirse göğsü hedef alması kalble birlikte bir çok unsura, diğer hayati olarak nitelenen her şeye, karşı kapsamlı ve top yekün bir savaş açtığı anlamına gelir..

Böylece onun hayati ayarlarını karıştırıp, bozmak ya da hastalık ihdas etmek ister.

6-İnsanlardan ve Cinlerden.

O halde hannas kimdir? İnsanlar ve cinler.

İnsanlar çeşitli söz, kelam ve eylemleri ile şüpheler atarak Bireyi Allah’a sığınmadan geri koymaya çalışırlar.

Bunu fiili olarak zor kullanarak yaptıkları gibi, çeşitli kitle iletişim vasıtaları ile bireyin bilinç altına yerleştirmeye çalışırlar.

Şu halde bireyin onları bilinç düzeyinde karşı koyarak, sığınmada bulunması gerekir.

Bu halde hem onların sinsiliğine karşı bilinçle karşı koymak, hem de daha da sinsi olan sağdan yaklaşmalarına karşı İlah ve meliğe sığınması gerekir.

Zira onun insanların bu tür sinsiliğine karşı uyanık kılacak olan onları tanıyan ya da onların Rabbi, ilahı ve meliki olabilir.

Buna göre ona sığınma onların sinsi vesveselerine karşı ondan bir bilinç istemedir.

Cinne gelince, bu insanın tehlikesini daha da arttıran bir durum olmaktadır.

Cinn karanlığı kalkan yapıp, gizlenendir.İnsanın düşmanı yalnızca insan değil, onun gözü ile görmediği, kulağı ile duyamadığı , algılayamadığı ama kapalı kapılar ardında, gizli perdeler ardında olan aktörlerdir.

İnsan şu hali ile onlara karşı acizdir. Çünkü tümü ile varlığını bildiği ama nasıl ve nereden saldıracağını bilemediği düşman ile karşı karşıya…

Şu hali ile savunmasız olan insanın  sığınılacak bir merciye bir kez daha ihtiyacı vardır.

Onun tüm bunlara rağmen delirmemesi için sığınacağı mercii yine zorunlu olarak Rabb, kendisine muhtaç olunan ilah, kendisinin meliki olandır.

O, ona sığındığında böylece tüm tehlikelerden, cinlenmekten (aklını kaybetmekten),sinsi tuzaklardan emin olur.

Bir de O rabbe, ilaha melike sığınmayanın durumu ne olur?

İşte bu halden bir kez daha rabbe sığınmak gerekir.

Çünkü bu insan tümü ile karanlıkla içine çekilen, nefsin ve insanların savurmaları ile duvarlara çarpan, her yerden bir şekilde darbe yiyip, üstelik bunun nereden geleceğini bilmeksizin her an saldırıya uğrama endişesi içinde cinlenmiş(aklını kaybeden) olacaktır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA