21 Temmuz 2018 Cumartesi

Felak Süresi Tefsiri

16-06-2018 16:48 Güncelleme : 19-06-2018 11:35

Felak Süresi Tefsiri

Falaka ayakların hareket etmemesi için onları sıkıştıran kalın sopa ve ucuna bağlanan ipten müteşekkil bir düzenektir. İşte bireyde çeşitli şekillerde çeşitli unsurlar içinde böylece sıkışmıştır. Onun hareket etmeye mecali yoktur. Nefes alamamakta. Her yandan ağrılar ve acılar ona hücum etmiş sıkıntılar ona dünyayı dar etmiş ve o bunların sarması içinde sesi dahi çıkamamaktadır O adeta felaketlere düçar olmuştur. Taşla dahi kırılamayacak kabuğun içindeki çekirdek misali hapsolmuştur. Ama o Rabb ki ona o kadar yakın onun hemen yanında, onu görmekte ve onu izlemektedir. Onu bu halden kurtaracak olan yalnız odur. Taneyi ,çekirdeği kabuğu yararak çıkaran, taşları yararak çiçeği yetiştiren, karlara rağmen çiçeğini olgunlaştıran kardelenleri yaratan ,taşları yararak sular fışkırtan O’dur. Geceyi soyup gündüzü çıkaran odur. Ölüden diriyi, diriden ölüyü de çıkaran odur. Şu halde onun rabliği bu nitelikleri ihtiva eder.Ya da rablik böyle bir konumda olmak demektir. Rabb olan Allah bu konumda ise şu halde falaka gibi kelepçelerin tümü açılmıştır.Onların hiçbiri bireyi sarıp daimi olarak hareketsiz bırakamaz.Tüm kelepçelerin anahtarı elinde olan Rabb onların hepsini tek tek açar.

Felak Süresi

1-De ki: Ben yaran Rabbe sığınırım.

Hitap bireyedir.  O tek başına olarak muhatap alınırken,onun tek başına olarak değerli olduğu gösteriliyor. O, bunca varlık arasında ihmal edilmiş ya da unutulmuş değildir.

Hitabın ona olması ona sorumluluk ve aynı zamanda değer verirken, onun varlık ya da topluluğu içinde silik ya da eriyik olmadığını da gösteriyor.

O tek başına olarak da önemlidir.

Onun değeri ya da önemi  kendisine söyleneni söylemesi ile olur.

Bu söylem salt lafzi bir söylem değildir.Bu söylem hal lisanı iledir de.Şu halde “de ki” lafzı,pratik olarak hayatta varolan hatta hayata damgasını vuran bir nitelik arzetmektedir.

Söz ve eylem birlikteliği içinde terbiye edilmiş bir lafız ve eylem ahengidir.

Bu durumda o kendi bireysel sorumluluğu içinde tüm etkilerden beri olarak bu hal üzere olmalıdır.

Sığınma,Sığınak ya da sığınılacak olan yegane ve eşsiz olan Rabbdir.Ondan başkası ya da başkaları değil.

Bu sığınma kelimenin diğer anlamlarındaki gibi kemiğe yapışık et gibi olmalıdır.Ondan ayrılmamacasına,onunla hemhal olurcasına bir sığınmadır.

Yakalanması güç bir yere kuşların sığınması manasında da. Ona sığınan başkalarının, nefsinin ya da diğer şerlilerin yakalamasına imkan vermeksizin onlardan uzaktır.Bu aslında onun sığınıp sığınmadığının da sağlaması olmaktadır.

Zira şayet onlar onu yakalamış ve esir etmiş ise bu durumda o Rabbe sığınmamıştır.

Eğer sığınsa idi onların Rabbin indine çıkamayacakları hakikatine göre onu yakalamaları sözkonusu olmazdı.

Bu sığınma samimi bir sığınmadır. Onun samimi olması kendisinden kaçılacak olandan da nefreti gerektirir.(kelime anlamlarından)

Bu nefret onun sığınma arzusunu te’kid ederek bu arzuyu sevgiye tutkuya dönüştürür.

Şu halde tutkulu bir sıgınmadan bahsetmekteyiz.

Yerinden ayrılmayan deve manasında olarakta bu sığımada sürekli olmak, onun üzere sebatkar olmak manası çıkabilir.

Böylece sığınma yalnızca zor anlarda sıkıntılı işlerde, denizde dalgalara yakalanıldığında, yolculuğa çıkıldığında , elden bir şey gelemeyecek olan  olarak nitelenen zamanlarda, eli ayağı düzgün,efendi bir çocuk istendiği zamanlarda değil,her zaman bu sığınma üzere daim olmak gerekir.

Euzu kelimesinden türeyen diğer bir manada dört yıldızın ismidir. Bu sürede de dört karanlıktan bahsedilmektedir.

Yıldızlar insanları karanın derinliklerinde yol gösteren olarak, bu” sığınma”da bu dört karanlığa ,şer dörtgenine rağmen dört yıldızı ifade eder.

Yaratılanların şerri(nefis dahil),karanlığı çöktüğünde gecenin şerri, düğümlere üfleyenlerin şerri, Hased ettiklerinde hasetçilerin şerri.

Şu halde bu sığınma iyiliği isteme üzere olan , kötülük ve zarar verici tüm her şeyden uzaklaşma manası taşıyan,irade sahiplerinin de istemesi gereken yaratılış temelli bir sığınma olmaktadır.

Kim bu sığınmadan geri çekilirde ya da gevşek davranırsa o şerre doğru yol almıştır. Akleden kalbi olan hiç kimse şerri istemez.

Rabbe sığınmanın fıtri bir dayanağı bu şekilde varken diğer açılardan da ona sığınma farzdır.

Rabb kelimesinden türeyen manalara bakıldığında insanların idare edeni. Tamir ve ıslah etmek.Bir şeye malik olmak.Bir şeyi toplamak.

Devamlı olarak bir yerde ikamet etmek. Pek yakın olmak. Terbiye etmek. beslemek.

Efendi, sahip, düzene koyan.Toplanma yeri ve mahalli memleket anlamları vardır.

Rab kendisine sığınılacak olandır. Bu insanın ihtiyacıdır. Çünkü insan zayıf yaratılışlıdır.O halde yaratılışı itibari ile de o sığınmaya ihtiyaç duyar.

Fakat sığınılacak olan, Rabb olma niteliğine haiz olmalıdır.Buna göre kendisine sığınılan Rabb olarak  kavli ya da hal lisanı ile kabul edilmiş demektir.Ama onun hak Rabb olması insanlar tarafından verilen değil,kendinden olmalıdır.

Rabb işleri düzene koyan, ıslah ve tamir eden, besleyip büyüten ve terbiye edendir.

İnsan ise bunları ifa edemez. O kendi işlerini düzene koyamaz, kendisini tamir ve ıslahda edemez. Kendi kendisine beslenip,büyüyemez de.

O yalnızca böyle bir isteği ortaya koyabilir ama sonuçlar onun istediği gibi olacak değildir. Çünkü son her zaman Rabbani bir unsur olarak terbiyevi bir niteliğe bürünür.Bunu da ancak Rabb tayin eder.

Rabb yakın olandır. Onun kendisine en yakın hissettiği kendisine en çok bağlandığı ya da üstün gördüğü adını yücelttiği Rabbidir.

Bu Rabbin ise Allah olması muhakkaktır.Çünkü o insana şah damarından dahi daha yakındır.Şu halde o insana hayat damarlarından dahi daha yakın ise kendisine sığınılması gerekende ondan başkası değildir.

Zira huzurunda toplanılacak olan odur.İnsanların karşısında toplanacağı şu halde de toplanması gerekende ondan başkası değildir.

Bu Rabb kelimesinin türevlerindendir.

İşte sığınacakların toplanacakları, sığınak odur.

Birey  falakaya yatırılmıştır.

Falaka ayakların  hareket etmemesi için onları sıkıştıran kalın sopa ve ucuna bağlanan ipten müteşekkil bir düzenektir.

İşte bireyde çeşitli şekillerde çeşitli unsurlar içinde böylece sıkışmıştır. Onun hareket etmeye mecali yoktur. Nefes alamamakta. Her yandan ağrılar ve acılar ona hücum etmiş sıkıntılar ona dünyayı dar etmiş ve o bunların sarması içinde sesi dahi çıkamamaktadır

O adeta felaketlere düçar olmuştur.

Taşla dahi kırılamayacak kabuğun içindeki çekirdek misali hapsolmuştur.

Ama o Rabb ki ona o kadar yakın onun hemen yanında, onu görmekte ve onu izlemektedir.

Onu bu halden kurtaracak olan yalnız odur.

Taneyi ,çekirdeği kabuğu yararak çıkaran, taşları yararak  çiçeği yetiştiren, karlara rağmen çiçeğini olgunlaştıran kardelenleri yaratan ,taşları yararak sular fışkırtan O’dur. Geceyi soyup gündüzü çıkaran odur.

Ölüden diriyi, diriden ölüyü de çıkaran odur.

Şu halde onun rabliği bu nitelikleri ihtiva eder.Ya da rablik böyle bir konumda olmak demektir.

Rabb olan Allah bu konumda ise şu halde  falaka gibi kelepçelerin tümü açılmıştır.Onların hiçbiri bireyi sarıp daimi olarak hareketsiz bırakamaz.Tüm kelepçelerin anahtarı elinde olan Rabb onların hepsini tek tek açar.

Bu halde birey diğer taraftan kendisine de böyle falakalar ihdas etmemelidir.

Hayatın basit zevk ve eğlenceleri ile onların uğraşlarını kendisine daha yakın hissedip şah damarından daha yakın olan Rabbine yabancılaşması halinde o kendisini felekler içinde helezonik bir halde hapsetmiştir. O bu hali ile kıpırdayamaz. Acılar içinde kıvrandığında dahi acıları daha da artar.Çığlık atmaya başladığında boğazları acır. Karanlıklar içinde iken  kendisini Rabbten başka hiç kimse sabaha çıkaramaz.

2-Yarattıklarının şerrinden

Rab yaratandır. Yaratılan değil. Yaratan olarak ondan hiçbir zaman şerr sadır olmaz.Zira o rahman ve rahim olarak rahmeti üzerine yazmıştır.

Ama yarattıklarının bir çoğu şerr taşır. Nefis sahibi olarak bunlar nefis kabuklarının içinde şerri de tutarlar.

Yaratanın yarattıkları bireyin nefsi, kendi dışındaki insanların nefisleri veya her türlü nefis sahibi olanlardır.

Şerr kötülük tür.

Şu halde nefis sahibi olan olarak belirli bir ölçüye göre yaratılan nefislerde halaga kelimesi ile ilişkilendiğinde belirli bir ölçüye göre   kötülük potansiyel olarak vardır.

İnsanın kendi nefsinde bu potansiyel zaten fucur olarak nitelenmekte iken onun dünya ve içindekilere meylederek, kötülüğü ortaya çıkardığını görmekteyiz.

Sadece bu da değil, Allahtan başka bir takım sığınılacaklar ihdas edip onlara yönelten nefiste bu yönü itibari ile şerri ortaya çıkarmıştır.

Diğer insanların nefisleri ise yine bir takım kötülükleri olsun ya da sığınılacak olanlar ihdas etme noktasında olsun, bireye “nefis” gösterme yoluna gidecektir.

Esasen nefis odaklı olarak yarattıkların şerlerine yöneliş var iken yine nefsin onlara şerr yükleme fonksiyonu da vardır.

Verilen nimetlerde şerr yoktur. Onlar potansiyel olarak bunu taşımazlar.Ama onu nimetten öte kibir vesilesi kılan diğer bir deyişle böylece şerri yükleyen nefis sahibi olandır.Şu halde bu ve bunun gibi yaratıklara,  şerr yükleyen olarak nefis sahibine bunlardan Rabbe sığınması salık verilmiştir.

Burada diğer bir önemli nokta yaratılmışların belirli bir ölçü ve düzene göre yaratılmış olmaları itibari ile yaratılmışların sistematik özellikleri itibari şerr özelliklerinin gizlenmesi ya da nefsin onlara şer yüklemesine karşı bireyinde aynı ölçüde kapsamlı, ölçülü ve düzenli olması gerektiğidir.

Şu hali ile onun ölçüyü onlara karşı kaçıran değil,ölçülü bir şekilde yaklaşması gerekliliğidir.

Zira bu ölçü ile o yaratılmışlara yaratılmış gözü ile bakarken,onlardaki ölçü ve insicamında yine Rabbin yaratmış olduğunu görür.

Bu hali ile bilinç ve idraki açılmış, yaratılmışları yaratana sığınma vesilesi olarak gören bir uyanıklık içinde bireyin olması gerekir.

Şu hali ile sığınılacak olan yaratılmışlar değil, yaratandır. Kendisine sığınılacak olan odur.

 3-Çöktüğü zaman gecenin karanlığının şerrinden.

Bu öyle bir geceki bireyin üzerini bir yuva bilmiş ve onun üzerine göz görmemecesine çökerek onun görme yetilerini adeta silmiştir.

Bu hali ile gecenin karanlığının çökmesi,musibet ve acıların öyle yoğun olması anlamına gelir ki bunda birey akıl ve idrak ile ya da gözleri ile göremeyecek kadar bir çukur içine sokulmuştur.

Bu hali ile o yine çevrelenmiştir. İradi olarak adeta yetilerini kaybedecek raddeye gelmiştir.Dünyası kararmış,sağlıklı düşünemeyecek konuma gelmiş, kararları aydınlık olmayan nereye dönse nereye çevrilse karanlıklar içindedir.

Bu hal aynı zulumat içinde olanların durumudur. Zira onlarda Allah’tan başkalarına sığınanlar olarak her yerden karanlıklar üzerine çökmüş olanlardır.

Kötülük işleyenler ise, yaptıkları kötülük kadar ceza görürler. Kendilerini bir zillettir kaplayacak... Onları Allah’ın bu cezasından kurtaracak bir kimse yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gece parçalarıyla kaplanmıştır.Yunus 27

Ya da engin bir denizdeki karanlıklarabenzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. Nur 40

Şu hali ile bunlardan Rabbe sığınmak aslında nuru istemektir.

Allah göklerin ve yerin nurudur.Nur 34.

O nur ki insanları zulumattan aydınlığa çıkarır. Karanlık yollar ve geçitlerde kalanı,karanlık çukurlar içinde sahipsiz olanların aydınlatıcısı,onlara yol göstericisidir.

Şu halde bu karanlıklardan ona sığınarak çıkmayı istemek elzemdir.

Birey de bu elzemliğin idrakinde olan olarak bunu istemelidir.

Ona de ki denerek onun bunun üzerinde idrak sahibi olarak istemesinin delillerini de görmesi salık verilmektedir.

4-Düğümlere üfleyenlerin şerrinden.

 

Ugad:İpi düğümlemek.Ahid veya satışı bağlamak.Sağlamlaştırmak.Bir şeyi diğerine sıkıca tutturma.

Kaynatıp kıvama getirme.Dolaşıklaşmak. İnanmak,kalbini bağlamak.

Kardeşlik sabitleşip kökleşmek.Daire.

Tabiatı itibari ile alçak,büyücü,sihirbaz.

Nefes:Tükürmek,yılan zehir atmak. Kalbe bir şey koymak. Yara kan çıkarmak. Fısıldamak. Üfürme, Balgam.

Sözkonusu edilenler bir şeye bağlamak üzere nefes tüketenlerdir.

Bunlar Allah’a sığınmaya rağmen nefes tüketerek bireyi sıkıca bağlayarak onun Allah’a sığınmasına mani olmaya çalışan her nefes sahibidir.

Bu hali ile sözkonusu edilenler aldatıcılardır.

Onlar aldatmak için nefeslerini yaldızlı sözlerle çıkaran ya da yine nefeslerini aldatmak için ameli olarakta yorularak çıkaranlardır.

Bunların amacı Allah’tan başkasına bireyi bağlayarak onu onların esiri haline getirmektir. Bunun için onların zihinlerine, kalplerıne, ayaklarına ipler geçiriverirde onları böylece hareket edemeyecekleri bir falakaya yatırırlar.

Ya da bağladıkları bu ipler ile kimi zaman belirli bir serbesti içinde ama bağlı olarak belirli bir daire içinde hareket etmelerini salık verirler.

Bunlar tabiatlari itibari ile alçaklardır.

İnsanları aldatmaya çalışmak üzere yazılar yazan, zahiri güzel gibi görünen sözleri üfleyen, insanlar üzerinde derin tesirler bırakıcı, onları bukağılarla yakalayan , derin şüpheler üretmeye yönelten , kelimeleri  iyi kullanabilen şeytan türündeki nefis sahipleridir.

Onların kelimeleri ve amelleri ile insanlara, bireye attıkları tükürüktür,balgamdır.Yılanın zehiri gibi zehirlidirler.İnsanların yaralarını daha da kanatmak üzere fısıldarlar.

Bunların zehirlerinden, balgamlarından, esaretinden kurtuluşta yine yaran Rabbe sığınmakla olur. O, onların sözlerini giderendir.Gökten indirdiği su ile onların tükürük ve balgamlarını siler, kalplerde olana şifa olan sözleri  ile onların akıttıkları zehrin etkisini siler.

O halde O’nu tüm bunları yaran olarak görüp, ona sığınmak özgürlüğün, temizliğin ve şifanın ta kendisi olmaktadır.

5-Hased ettiği zaman hasetçilerin şerrinden.

 

Hased: Birinin fazl nimetinin ondan gidip kendine gelmesini istemek. Çekemeyen, hasedçi ve hased edilecek şey.

Bunların yaptıkları bu işin hiçbir gerekçesi yoktur. Onlar yalnızca bu işi çekememezlik nedeni ile yapmaktadırlar.

Bu hali ile onların isteği fazl ve nimet sahibi olan bireyden bunun alınması ya da ona bunun verilmemesidir.

Hasedçiler bireyin nefis sözlerle iyiliğini istediğini söylesede aslında onun kötülüğünden başka bir şeyini istemez.

Çünkü onun için hevesidir önemli olan.

Onun bu istememezliği eyleme de dönüşecektir. Zira o bu çekememezliği salt sözsel değil, etkili sözsel, provakatif olsun, eylemsel olsun bir hale bürümeye çalışacaktır.

Şu halde onun çekememezliğini ve bunun eylemlerinden, şerrinden de sığınılacak olan Rabbtir.

Bu sığınma hasedçi gibi olmaktan ,onun yaptığı işlerden, organize edip kurduğu sistemlerden, sözlü ve fiili olarak cenderelerinden, bu cendereyi yaran Rabbe sığınmaktır.

Ona sığınma  şu hali ile bir ferahlık, fazl ve nimete bürünmedir.

O hasedçi değil, fazl ve lutfu kendi dışındakiler içinde isteyen, onlarında buna nail olmasını isteyen iyilik sahibi bir birey olma çabası içinde Rabbe sığınandır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA