21 Ekim 2018 Pazar

İman ve Birr

27-05-2018 00:58 Güncelleme : 27-05-2018 00:58

İman ve Birr "Ey Rabbimiz! Bir çağırıcının, 'Rabbinize inanın!' diye imana çağırdığını işittik ve iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizin üstünü ört ve bize ebrarlarla birlikte ölmeyi nasip et." Al-i İmran 193 İman bir terbiyedir. Terbiye ise kalem gibi yontulmaya benzer. Böylece o kalem gibi yontulan birey hayatını kalıcı işler ile satır satır yazar. Bu durumda neden iman edeyim ki sorusunun da cevabı şekillenir? Çünkü bu iman iyiliği emreder. Onlar, 'çirkin bir hayasızlık' işlediklerinde: "biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, 'çirkinlikleri' emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?" Araf 28 De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Enam 12 Zira kötülüğü emreden iman ya da inançlar olduğu gibi Rabbe iman adı altında kötülüğü emreden inançların varlığı da söz konusudur. Hatta içlerinde Rabbe imana çağıran Musa gibi bir elçi olduğu halde rabbe imanı başka şekilde tanımlayanlar dahi vardır. Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer iman ediyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! Bakara 93 Sonra (samiri) onlara böğüren buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: 'Sizin ilâhınız da Musa'nın ilâhı da işte budur. Fakat o unuttu.'ta-ha 88 Görüldüğü gibi Rabbin elçisini Rabbi unutacak kadar cahil kılan bir anlayış ortaya çıkmaktadırlar. Zira bu Rabbe çağıran bir çağrıcının sesine kulakların tıkanmasından ya da onun sesinin bastırılmasından dolayıdır. Zira Rabbe imanın hak olan tanımını ancak Rabbin kendisinin seçtiği elçisi yapabilir ve gösterebilir. Bu çağrıcı Allah’ın kendi dininde seçtiği elçi ile en güzel örneklik (usvetul hasene) ile olur. Onun yokluğunda onun takipçileri olan herkesle de. İşte anne baba olarak elçinin takipçiliği Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. Ahkaf 17 Arkadaş olarak elçinin takipçiliği Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: "Sen, seni topraktan, sonra meniden yaratıp sonra da bir adam olarak biçimlendiren kudrete nankörlük mü ettin?" Kehf 3 Fakat bu çağrı Rabbe iman adı altında kendi cemaatine, tarikatine çağrılar da olmamalıdır. Hatta kurtulan grup olarak ta kendilerini tasvir ederek haşa kendilerini Allah’ın yanında ayrıcalıklı kullar olarak görüp, insanları kötülüklerine rağmen Allah’ın elinden(!) kurtaracaklarını söyleyecek kadar kendilerini haşa zalim olan Allahın elinden kurtaracak kadar üstün görmektedirler. Oysa Yalnız Rabbe terbiyevi bir şekilde çağıran çağrıcıların çağrısına icabet edilmesi gerekmez mi? Fakat bir icabetten söz ediyor isek bu icabet sadece dinleme değil dinleme ile birlikte çağrıya icabet edende bir değişimi meydana getirmeli değil mi? Çünkü bu değişimin meydana gelmemesi icabetin samimiyetsizliğinin kanıtıdır. Diğer bir deyişle bu icabet ciddiye alınmamış demektir. Çağrının ciddiye alınması ancak o insanlardan olmayı gerektirir ki o insanlar topluluğu ebrardır. Bunlar birr sahipleridir o halde birr nedir? Ayette Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre nail olamazsınız. İnfak etmekte olduğunuz her şeyi, Allah çok iyi bilmektedir. Ali imran 93 Birr’lerden olmak en sevilen şeylerin infakı ise bu noktada bireyin kendisine dönüp şunu samimice sorması gerekir. En çok gönül bağı kurup veremeyeceği şeyi nedir? İki eli ile sıkı sıkıya sarıldığı şey nedir? Bunun cevabı kiminde mesleği, kiminde makamı, kiminde serveti, kiminde çocukları, kiminde rahat yaşantısı, kiminde arkadaşı ve diğer şekillerde olabilir. O halde infak kelimesi sadece mal için değil, kişinin en sevdiği ne ise onu kapsama alanına alır. Bu durumda onu verebilecek olgunluğa ermek işte birr’lerden (ebrar) olmaktır. O halde çağrıcının çağrısına icabet etmek samimiyet ve ciddiyet ise işte bu samimiyet ve ciddiyetin kanıtı en sevdiğinden vermektir. Buna göre bizim en sevdiğimiz nedir? Ondan infakta bulunabiliyor muyuz? Ya da iman edenlerden miyiz? Birr üzere olmak ve hayatı bununla nihayetlendirmek bir hedeftir. O halde hayatın hedefi mal yığmak, makam peşinde koşmak, rahatlık içinde olmak değil. Birr sahibi olanlardan olarak can vermektir. Nefsi ıslah etmek ve salih olmak budur. İşte Yusufun ve Süleymanın dediği gibi, Rabbim! Sen bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat.'Yusuf 101 onun bu sözüne gülümsedi ve dedi ki: 'Ey Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi, senin hoşnut olacağın salih amel işlememi bana ilham et ve rahmetinle salih kullarının arasına kat.'neml 19

İman ve Birr

"Ey Rabbimiz! Bir çağırıcının, 'Rabbinize inanın!' diye imana çağırdığını işittik ve iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizin üstünü ört ve bize ebrarlarla birlikte ölmeyi nasip et." Al-i İmran 193

İman bir terbiyedir. Terbiye ise kalem gibi yontulmaya benzer. Böylece o kalem gibi yontulan birey hayatını kalıcı işler ile satır satır yazar.

Bu durumda neden iman edeyim ki sorusunun da cevabı şekillenir? Çünkü bu iman iyiliği emreder. Onlar, 'çirkin bir hayasızlık' işlediklerinde: "biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, 'çirkinlikleri' emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?" Araf 28

De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı.  Enam 12

Zira kötülüğü emreden iman ya da inançlar olduğu gibi Rabbe iman adı altında kötülüğü emreden inançların varlığı da söz konusudur. Hatta içlerinde Rabbe imana çağıran Musa gibi bir elçi olduğu halde rabbe imanı başka şekilde tanımlayanlar dahi vardır.

Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer iman ediyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! Bakara 93

Sonra (samiri) onlara böğüren buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: 'Sizin ilâhınız da Musa'nın ilâhı da işte budur. Fakat o unuttu.'ta-ha 88

Görüldüğü gibi Rabbin elçisini Rabbi unutacak kadar cahil kılan bir anlayış  ortaya çıkmaktadırlar.

Zira bu Rabbe çağıran bir çağrıcının sesine kulakların tıkanmasından ya da onun sesinin bastırılmasından dolayıdır.

Zira Rabbe imanın hak olan tanımını ancak Rabbin kendisinin seçtiği elçisi yapabilir ve gösterebilir. Bu çağrıcı Allah’ın kendi dininde seçtiği elçi ile en güzel örneklik (usvetul hasene) ile olur. Onun yokluğunda onun takipçileri olan  herkesle de.

İşte anne baba olarak elçinin takipçiliği

Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. Ahkaf 17

Arkadaş olarak elçinin takipçiliği

Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: "Sen, seni topraktan, sonra meniden yaratıp sonra da bir adam olarak biçimlendiren kudrete nankörlük mü ettin?" Kehf 3

Fakat bu çağrı Rabbe iman adı altında kendi cemaatine, tarikatine çağrılar da olmamalıdır.

Hatta kurtulan grup olarak ta kendilerini tasvir ederek haşa kendilerini Allah’ın yanında ayrıcalıklı kullar olarak görüp, insanları kötülüklerine rağmen Allah’ın elinden(!) kurtaracaklarını söyleyecek kadar kendilerini haşa zalim olan Allahın elinden kurtaracak kadar üstün görmektedirler. 

Oysa Yalnız Rabbe terbiyevi bir şekilde çağıran çağrıcıların çağrısına icabet edilmesi gerekmez mi? Fakat bir icabetten söz ediyor isek  bu icabet sadece dinleme değil dinleme ile birlikte çağrıya icabet edende bir değişimi meydana getirmeli değil mi?

Çünkü bu değişimin meydana gelmemesi icabetin samimiyetsizliğinin kanıtıdır. Diğer bir deyişle bu icabet ciddiye alınmamış demektir.

Çağrının ciddiye alınması ancak o insanlardan olmayı gerektirir ki o insanlar topluluğu ebrardır. Bunlar birr sahipleridir o halde birr nedir?

Ayette

Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre nail olamazsınız. İnfak etmekte olduğunuz her şeyi, Allah çok iyi bilmektedir. Ali imran 93

Birr’lerden olmak en sevilen şeylerin infakı ise bu noktada bireyin kendisine dönüp şunu samimice sorması gerekir. En çok gönül bağı kurup veremeyeceği şeyi nedir? İki eli ile sıkı sıkıya sarıldığı şey nedir?

Bunun cevabı kiminde mesleği, kiminde makamı, kiminde serveti, kiminde çocukları, kiminde rahat yaşantısı, kiminde arkadaşı ve diğer şekillerde olabilir.

O halde infak kelimesi sadece mal için değil, kişinin en sevdiği ne ise onu kapsama alanına alır.

Bu durumda onu verebilecek olgunluğa ermek işte birr’lerden (ebrar) olmaktır.

O halde çağrıcının çağrısına icabet etmek samimiyet ve ciddiyet ise işte bu samimiyet ve ciddiyetin kanıtı en sevdiğinden vermektir.

Buna göre bizim en sevdiğimiz nedir? Ondan infakta bulunabiliyor muyuz? Ya da iman edenlerden miyiz?

Birr üzere olmak ve hayatı bununla nihayetlendirmek bir hedeftir. O halde hayatın hedefi mal yığmak, makam peşinde koşmak, rahatlık içinde olmak değil. Birr sahibi olanlardan olarak can vermektir. Nefsi ıslah etmek ve  salih olmak budur.

İşte Yusufun ve Süleymanın dediği gibi,

Rabbim! Sen bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat.'Yusuf 101

onun bu sözüne gülümsedi ve dedi ki: 'Ey Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi, senin hoşnut olacağın salih amel işlememi bana ilham et ve rahmetinle salih kullarının arasına kat.'neml 19

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA