20 Ekim 2018 Cumartesi

Kafirun Süresi Tefsiri

26-05-2018 09:54 Güncelleme : 05-06-2018 01:55

Kafirun Süresi Tefsiri

Zaten abd kelimesinde bir şeye yapışmak ayrılmamak manası vardır.Bu hali ile muvahhid Allah’a hizmeti bir tutku haline getirmiştir.Onun için Allah kendisine yapışılıp bir daha ayrılınmayacak kadar sevgilidir.Bu sevgi görüldüğü üzere bireyin nefsinin isteklerinden dahi daha üst bir konumda candan dahi daha değerli olmaktadır. Kelimenin diğer anlamlarından olarak ayçiçeği bu kelime ile ifade edilir.Çünkü ayçiçeğinin yüzü daima güneşe doğru hareket halindedir.O güneşe tutkundur. Ona karşı bu tutku, gözlerin ferini,kalbin nuru olan aklı çekip alan bir nitelikte de değildir.

1-De ki: Ey kafirler,

Yüce Rabb şimdi konumu netleşmiş olan bir kitleyi sözkonusu ederek bireye bu topluluğa karşı ilişkilerini onlar ile olan mesafesini kendi dini ile olan ilişkisi bağlamında ortaya koyuyor.

Daha önce maun süresinde dini yalanlayandan bahsederken şimdi onların durumu bir başka açıdan zikrediyor.

Diğer taraftan Allah  bireyi elçisi olma şerefine haiz kılarak o kafirlere söylemesi gerekeni de vahyetmiştir.

Bu hali ile bile bu seçkin bir konum olmaktadır.Rabbin bireyi muhatap alarak ona söylemesi gerekeni elçilik ile söylemesi büyük bir feyizdir.

Sözkonusu edilen kafirler Dini yalanlayanlardır. Yetimi gagalayan,yoksula yedirmekte teşvikçi olmayan, en ufak yardımı dahi esirgeyen,heva odaklı olarak hevasına  ve onun gösterdiklerine ibadet eden biri ya da birileridir.

O kişilerin kafir olması onlara ayetlerin geldiği anlamındadır. Kafir örten ve inkar eden olarak onun örttüğü veya inkar ettiği ayetler var demektir.

Onlara  ayetler dışarıdan geldiği gibi fıtratlarından da o ayetleri doğrulaması gerekliliği ya da onların doğru olduğuna kanaat getirilecek deliller olduğu halde çamurdan yaratılan nefisleri içine onları bulaştırarak bu ayetleri gizleme, örtme yoluna gitmişlerdir.

Şu hali ile o neyi gizleyip örttüğünü bilen ve bu noktada kendisine şahit olan bir topluluk olarak karşımızda durmaktadır.

Ama bunlar salt örtme ile kalmamış, kafirler ibaresi gereği aslında organize olmuş hizipler olarakta karşımıza çıkmaktadır.

Şu halde bunlar çeşitli siyasi, ekonomik, kültürel veya sosyal oluşumlar olarak organize olmuşlardır.

Ama birey tekdir. Bu teklik onun zayıf olduğu anlamında değildir.Aksine emrolunduğu merciden kaynaklanan büyük bir gücü olduğunu ortaya koyar.

Zira böyle bir şey olmasa idi ona bu sözler emredilmezdi.

Şu halde birey tek başına kalsa dahi karşısında ne tür organizasyonlar olursa olsun onlara boyun eğme bir yana, bunun bahsi dahi olamaz iken, onlara apaçık bir şekilde meydan okuyacaktır.

Onun bu noktada dayanağı kendisine emredendir. O görev adamı olarak kendisine her ne emredildi ise onu arttırma ya da eksiltme olmaksızın,eğip bükmeden söyleyecektir.

Şu halde biz bu bireyin cesurluk ve gözüpeklik niteliğine haiz olduğunu görebiliriz.

Şayet bu niteliğe haiz olmasa idi Rabb ona bu sözü indirmez idi.

O meydan okuyan cesur biri olarak onları dikkat edilirse sadece inançsal boyuta bir nitelemeye tabi tutmaktadır. Onların ekonomik, siyasi, ahlaki, kültürel ya da ırk boyutundan değil,ayetlere ya da Rabbe karşı olan tavırlarından dolayı bir nitelemede bulunmuştur.

Şu halde niteleme ya da kategori bu kritere göredir. Bu kritere göre

2-Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.

Kulluk, örten o insanların hizmet ettiklerine olmaz.

Çünkü onların ibadet ettikleri onların örtme üzere ibadet ettikleridir. Diğer bir deyişle onlar asıl kulluk edilecek olana kulluğu örtmek üzere kulluk edilecekler ihdas etmişlerdir.

Üstelik bunların sayıları da çoktur.

Onların kulluk ettikleri onların örtmek üzere ihdas ettikleri ise şu halde onların kulluk ettikleri kulluk edilecek olan değildir.

Onların kulluk ettikleri onların kendi elleri ile ihdas ettikleri ise buna göre onları kafirler aslında kendilerini daha da aşağılamak için ihdas etmişlerdir.

Şu halde onlar kendilerini zelil,muhtaç ve acınası duruma sokmuşlardır.

Onların bunlara bir medet ummak üzere yanaşmaları da bu nokta da karşılıksız kalır.

Gerçek dua yalnız O'nun için yapılır. O'nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri, şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz. Ra’d 14

Oysa insan zayıftır. Bu zayıflığı itibari ile kendisine destek olup, kendisinden medet umacağı birini arar.

Zayıf insanın kendisine muhtaç olduklarına kulluk etmesi ise onun daha yükünü daha da arttırır. Zira insan kendisine dahi yardım edemeyecek iken bir de elleri ile yonttuklarına yardım etme endişesi onu daha da meşgul edip acizliğini arttıracaktır.

İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür." İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınız üzerine sabırlı olun.; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti. Sa’d 4-6

Oysa ki, o ilahlar bunlara yardım edemezler. Tam aksine, bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır. Yasin 75

Şu halde kendisine meydan okunan guruh apaçık bir şekilde acizler güruhu olarak görülmelidir.

Birey bu acizlere karşı meydan okuyarak kendisini aşağılamayacağını, acizlik ve delalet içinde olmak istemediğini, hakkı örtmek istemediğini izhar etmektedir.

3-Sizlerde benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.

Bireyin kulluk ettiği ise kulluk edilmesi gereken tek ilahtır.Şu halde izzet,şeref, yardım ve basiret gözlerinin açılması gereken olarak, hakk olarak ortadadır.

Bireyin tek başına kalsa da yaptığı ya da yapacağı tercih bu iken o bu tercihe rağmen onların kulluk etmeyeceklerini söylüyor.

Zira onlar böylece ona kulluk etmeyerek, izzet,şeref, yardım ve basiretlerden mahrum kalacaklardır.Onların tek ilaha kulluk etmemeleri onların bu hali istediklerini ve bu halde ondan başkasına kulluk ettikleri sürece de böyle olacağını gösterir.Böylece birey  onlar açısından bir durum değerlendirmesi yapmaktadır.

4-Ben de sizin kulluk edeceklerinize kulluk etmem.

Muvahhid kararlılığını bir kez daha ortaya koymaktadır. O sadece kendisine dönecek olan bu sonuçlardan değil, kulluğu bir tutku olarak algılamasından dolayı bunları izhar etmektedir.

Zaten abd kelimesinde bir şeye yapışmak ayrılmamak manası vardır.Bu hali ile muvahhid Allah’a hizmeti bir tutku haline getirmiştir.Onun için Allah kendisine yapışılıp bir daha ayrılınmayacak kadar sevgilidir.Bu sevgi görüldüğü üzere  bireyin nefsinin isteklerinden dahi daha üst bir konumda candan dahi daha değerli olmaktadır.

Kelimenin diğer anlamlarından olarak ayçiçeği bu kelime ile ifade edilir.Çünkü ayçiçeğinin yüzü daima güneşe doğru hareket halindedir.O güneşe tutkundur.

Ona karşı bu tutku, gözlerin ferini,kalbin nuru olan aklı çekip alan bir nitelikte de değildir.

Bu tutku onu akıllıca bir seçime götüren, kendisini aşağılamak ve değersiz kılmak isteyen tüm her şeye karşı boyun eğmeksizin duran kararlı bir şahsiyet kılmıştır. Ona kişilik vermiştir.

Şu halde  bu kişilikten ancak kişilik sahibi olmayanlar uzaklaşır ya da onlar bunu istemez.Kişilik sahibi ise bunun üzerine sebatkar olarak durur.

5-Sizlerde benim kulluk ettiğime kulluk etmezsiniz.

Onlara bir kez daha ve üzerine basarak onların kulluk etmediklerini söylüyor. Bu hal üzere durdukları sürece de onların Allah’a kulluk etmelerinden bahsedilemez.

Ondan başka ilahlar edinen bu insanlar, mallar ve oğullar, yatlar, mallar,gayrimenkuller makam ve mevki ile bunların orijini olarak hevesini ilah edinmiş olanlar bu halde bulundukları sürece Allah’a kulluk etmiş olmazlar.

Onlar her ne kadar Allah’ı kabul ettiklerini veya ona kulluk ettiklerini söyleselerde durum değişmez.

Onlar da da bir Allah inancı vardır.Onlardan da namaz kılanlar büyük miktarlarda bağışta bulunanlar vardır.

Fakat bunlar hep heves odaklı olarak ,  Allah’ı ardlarına atmış iken onlar ona kulluk etmiş olamazlar.

 (Ey iman edenler! Allah'ın ve resulünün önüne geçmeyin! Allah'tan korkun! Allah işitendir bilendir.Hucurat 1 )

Onların kulluk ettikleri Allah ile muvahhidin kulluk ettiği Allah bambaşkadır.

Onlar Allah’ı gereğince tanımamış onun takdirini onun tanımladığı şekilde hak terazisinde değil,ölçü ve tartıyı eksik yaparak yapmışlardır.

 

 

Allah'ı, şanına yaraşır biçimde takdir edemediler. Allah elbette Kavî'dir, Azîz'dir.Hacc 74

Nasıl olurda kendilerine fayda veremeyen bir sineği dahi yaratmaktan aciz olan(kendi nefisleri ya da elleri ile yonttukları ) o kulluk ettiklerini ,kulluk ettikleri ile beraber her şeyi yaratandan daha değerli görmek üzere onlara yüzlerini dönerek adeta tutku ile bağlanabilirler.

Bu tür bir bağlılık muvahhidçe bir bağlılık değildir. Buna göre de  Allah’a kulluk edilmiş olunmaz.

Bu din başka bir dindir.

6-Sizin dininiz size benim dinim banadır.

Bu din sizin uydurduğunuz dindir.Bu din sorumsuzluğu emreden bir dindir.Oysa din hesaplaşmak anlamında iken sizin bu dininiz hiçbir sorumluluğu yüklememektedir.

Onların dini kötü şeyleri emreden bir dindir.Bu din Allah’a eşler koşmayı emrettiği gibi,ona aracılar vasıtası ile ulaşılabileceğini söyleyen bir dindir.Zira aracılar ile ulaşılacağı söylenen bu dinde bu sefer aracılar hoşnut edilmek istenmektedir.Doğal olarak aracılar ile yaklaşma olursa şu halde aracıları memnun edip onları hoşnut etmek gerekecektir.

Oysa yüce Rabb elçisi ile doğrudan muvahhide emretmektedir.Bu emre göre arada birisinden ya da birilerinden bahsetmekte değildir.

Diğer taraftan bu dinde Allah adına bir takım yasaklar koyan bir grupta vardır ki onlar helali haram haramı helal yaparlar.İyiliği nehy kötülüğü ise emrederler.Üstelik bunları da Allah adına yaptıklarını söylerler.

Diğer bir kısmı da yabancı ve bilinmeyen varlıkları Rabbe ortaklar koşarlar.Onlar ile Allah arasında bir bağ kurarlarda onlara yüzlerini dönerler.Medyum,cinci,müneccim,astrolog v.s ad altında olanların gaybi bilgiler sahibi olarak görerek onlara yönelirler.

Hatta İsa ve Uzeyr a.s gibi elçileri dahi Onun haşa oğlu olarak nitelerler. Nitelerler de onlara ibadet ederler.

Bu ve bunun gibi ihdas olunmuş dinlerin tümü, dinde Allah’a ortaklık anlamına gelir. Diğer bir deyişle hizmette Allah ile beraber onlara da hizmet etmek ve onların hesap soruculuğunu kabul ya da onlara boyun eğerek Yüceltilmesi gereken Rabbi haşa aşağılamak anlamına gelir.

Bu dinlerin hepsi  şirk dinidir.

Muvahhidin bu ve bunun gibi dinler ile ilgisi olamaz. Onun dini tevhid dinidir.

Bu dinde Allah kendisine hizmet edilecek  tek merciidir. Yaratıcı olarak görülen, yüzün kendisine çevrilip, tutku ile bağlanılacak olan, kendisinden gaflet uykusunda olunan değil daima diri ve her şeyin üstünde olan, rızık verici; toplumsal gelenek ve göreneklerin tayin ve tesbit ettiği ya da onların kötülüklerinin içine sızdığı bir din olmamakla ,haram ve helali belirleyenin yalnız Allahın olduğu,aracıların bulunmadığı, izzet ve şerefli bir dindir.

İşte muvahhid böyle bir dine sahip böyle bir dinin mensubudur.

Onun için diğer dinden kötü bir sızıntı olamaz. O din kendi yapması gereken hizmeti aksatamaz. O Allahın hizmetkarı ve O’nun karşısında hesap verici olarak ona karşı sorumlu olduğunu bilerek bu sorumluluk içinde dinini ayakta tutandır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA