17 Agustos 2018 Cuma

Tekasür Süresi Tefsiri

18-05-2018 21:38 Güncelleme : 05-06-2018 02:01

Tekasür Süresi Tefsiri

İnsanların sayılarının çok olması onlara verilen bu nimetlerinde bol olup onların bunlar peşinde gece ve gündüz demeden canhıraş bir mücadele içinde olması ya da insan tek başına olarak vicdanından başkasına hesap vermez türündeki bir takım kelime ve pratikler insanı sorumsuz bir varlık haline getirmez. O sorumlu olarak vardır. Verilenler bunu ona hatırlatır. Şu halde o bu sorumluluğunu her an hatırlamalıdır. Çünkü Rabbin verdiği nimetleri saymaya kalksa onu sayamaz. Hal bu iken çokluk yarışı bu sorumluluğu arkaya atan hatta onu bundan dolayı inkar noktasına getiren bir hale büründüğünde artık onun için hayat bir cehennemdir. Tüm uğraşları ateşin içinde yakıldığı bir hal alırken kendisi de adeta bu sorgunun sonunda buranın içine girmiştir.

1-Çokluk sizi oyaladı.

Hitap edilenler bir topluluk. Burada daha öncekilerden farklı olarak hitap çoğul olarak gelmektedir. Ki böylece çokluk ifadesine uygun düştüğü gibi. Bu durumun yalnızca belirli kişi ve inanca özgü değil,topluluklara arız olan bir durum olarak ona karşı ateşi yakılı tutmak hatta alevlendirmek gerekliliği üzere durulmaktadır.

Çokluk o şeydir ki bunun oyalama niteliği üzere olması gerekir.

Aslında bu hali ile o onlarda bereket anlamında bir çokluk ya da çoğalma anlamına gelmez.

Bu o çokluğu kullanamama anlamında çokluktan neşet eden bir arıza değil, onlardan neşet eden bir arıza olarak ortaya çıkar.

Buna göre çokluğun kendisi bu halin sorumlusu değildir. Malın ,evladın, altın ve gümüşler ile paraların,banka hesaplarının,katların ya da yatların, ticari karın çok olması bunların verilen insanların sorumluluğunu ortadan kaldırarak onları cehennem ateşi üzere yaktığı anlamına gelmez.

Onlara bu niteliği onlara yaklaşanlar verir. Şu halde kendilerine bunlar verilenlerin yaklaşım tarzı belirleyici olduğu gibi bundan dolayı da onlar sorumludur. o halde onlar bunlara bu niteliği vererek onu kendi dışlarında ama üstlerinde görerek onlara bağlılıklarını sunmaktadırlar.

Bu tür bir çokluk o insanları insanlığından çıkarmıştır.

Onları ciddiyetsizliğe, hayatı değersiz görmeye ve bilgisizlik ile ateşe doğru vurdumduymaz bir hale getirmiştir.

Çokluğun oyalaması, onları gaflete düşürmesidir.Onlar ile ilgilenen onları tutma ya da çoğaltma isteği içinde olan bu hali ile oyalanmaktadır.

Çünkü o, asıl işinden gafil olmaktadır. Samimi olarak yapması gerekeni, varoluş nedenini, hassas olması gerekliliklerini unutmakta ya onlara cahil kesilmektedir.

Bu hali ile onun yaptığı bu işlerin tümü onu asıldan alıkoyan diğer bir deyişle de aciz kılan bir hal almıştır.

O değerini daha doğrusu değersizliğini ifade etmiştir.

Bu durumda onun için bu oyalanma aldanmadan başkası da değildir.

Böylece yüce Rabb insanlara bir uyarıdan bahsetmektedir. Onların konumlarını ortaya koymaktadır.

Çünkü insan bunlara meyillidir.

Kadınlara, oğullara, altın ve gümüşten oluşturulmuş yığınlara, salma atlara, davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi, insanlar için süslenip püslenmiştir. Tüm bunlar geçici-iğreti hayatın nimetidir.Al-i İmran 14

Bu meyil ile o bunları daha çok arttırma içine girebilirken onun için gaflet, cehalet ve acizlik içine girme hali vardır.

Şu hali ile çokluk olarak nitelenen oyalayandır. Kalpte,zamanda ya da işte çok yer kapladığı halde bu durum sözkonusu edildiği üzere gafil kılıyorsa onları kendisi için bir aldanma haline getirmiştir.

Bu hal böylece topluluğu sarmış bir konum iken topluluk aslında böylece onu meşru kılmaktadır. Yani onun meşruiyeti topluluğun onunla oyalanmasındandır.

Bu durumda topluluk içinde çoğaltma yarışını ateşlemekte ve herkes birbirini böyle bir yarış içinde düşman görerek, sınır tanımaksızın gaspetmekte, çalmakta, kendince bunlaea meşruiyetler atfederek, tek başına üstün olma hırsı içine girmektedir.

Böylece bu toplum aslında  gaflet ve acizlik içinde aldanma yarışı içine girmektedir. Onların yarışı isteselerde istemeselerde nihayetinde buna doğru gitmektedir. O halde bu yarış  zamanı, mekanı ve hayatı yararlı şeylerden ne kadar uzaklaştırabilirim yarışı olmaktadır.

Ayete baktığımızda, kadınlara karşı sevgi ve arzunun çoğalarak onlara sahip olma isteğinin ünsiyet kurma niteliği olan insanda artarak onları çoğaltma arzusunu görebiliriz.Eşlerinin sayısını yalnızca çoğaltma ya da onlara olan bu gibi şehevi arzu temelli olarak çoğaltanlar kendileri için bu hali ile bir oyalanma edinenler olarak karşımızda duranlardır.

Onlar kendilerini bunlara kaptırarak bunun hududunu da belirleyemez ve bunu arttırırken diğer taraftan onun artan şehevi istek ve hevasından başka değildir. Buna göre o hevasını daha da arttıran olarak ortaya çıkar.

Oğulları kendisi için bir güç gören , onları kendisine karşı haksızlık yapanlar için değilde gücü elinde bulundurup insanlar üzerinde tahakküm kurmak üzere onları çoğaltma ya da çok olmaları ile adeta onları işlerinde koruyucu ve vekil olarak gören onlara dayanmıştır.Bu hali ile o kimseler kendilerini böylece avutmuş ya da Allah’a rağmen oyalamışlardır.

Onlar bu halde kendilerini zayıf ya da korunmaya muhtaç olarak telakki etmiş olmaktadırlar.Oysa onlar üzerinde kendisini sahip hissettiği halde bu durumda o onların korunması ya da desteği ile ayakta durmaya çalışmaktadır.

Mallar ve diğer katlat yatlar, banka hesaplarını arttırma yarışı içinde olanlarda aynı şekilde bunu kendileri için bir güç olarak görmektedir.Gücün ve rahat yaşamın kaynağını bunlar olarak görürken bunları muhafaza etmenin ya da arttırmanın çabası içinde bunlar peşinde koşarak dalanlardan olmaktadır.Nihayetinde bu da bir oyalanma içine girmektir.

Adamları ya da kavmi veya ırkına güvenerek bunların çok ve kendince asil olması ile gururlananlarda aslında onların etkisi altında zayıf düşmüş olanlardır.

Zira onlarda bu hali ile kendi değerini düşürürken kimliğini başkası ile tanımlayarak onunla kimlik bulduğunu düşünen olarak, gafil ve cahillerden olmuştur.

Ya da kendince akademik bilgi veya ilim denen o hususta uzman olarak nitelenenler veya  nitelenmeyenler  bilgilerine aşırı bir güven içinde olanlar olarak o bilginin kendilerine yeteceğini ve bu bilgi ile azgınlık seviyesinde olarak insanın kendi başına karar verip onu üstün ama öyle bir üstün ki mutlak bir üstün konuma getirdiğine inanarak oyalanmaktadırlar

Şu halde ortada bir oyalanma var iken bu oyalanma çokluk olarak nitelenen o unsurlar üzere iken bu oyalanma o insanları Kendilerine gelmekten, toplumlarına faydalı olmaktan , hak üzere yaratılan alemle uyum içinde olmaktan ve Bu alemin Rabbi ile izzet bulmaktan oyalamaktadır.

Zira onlar kendilerine verilen bu unsurları çokluğa kalbetme yarışına girerek zamanlarını, enerjilerini ve mekanları ile birlikte tüm değerlerini heba ederken, kendilerini kendi elleri ile yonttukları bu şeylerin kölesi haline getirerek kendilerini aşağılamaktadırlar. Bu hali ile onlar kendi nefislerine zulmedenler olarak ortada durmaktadırlar.

Toplumlarınıda ise bu kimseler bunlar için bir yarış alanı olan  arena gibi algılamaktadırlar.

 Arttırma isteği kişiselleştiğinden insanlar birbirlerine daha da yabancılaşmakta ve onların dertlerini kendi edindiği dertten olsun insani unsurlarının körelmesinden olsun ilgiyi zaten kesmektedirler.

Bu hali ile onlar bu yarışta birbirlerine faydalı olma bir yana ondakini nasıl alırım endişesi içinde olarak ondakini ilan ettiği gayri meşru yasaları ile tehdit ile ya da bir takım hilelerle alarak onun bu durumunu doğanın yasası, büyük balık küçük balığı yutar gibi gayri insani ama hayvani eylemler ile olarak meşru görmekte veya göstermeye çalışmaktadır.

Alemi ise kendisi için bir savaş alanı ve kendisinden bu arttırma isteğinin alacağı bir karşı düşman olarak ta görür. Bunun için doğa ile savaşmak kavramını ihdas eder.

Oysa o toprağından yaratıldığı doğa ile savaşarak apaçık bir şekilde ona nankörlük ederken, arttırma hırsı ile de onu yakıp yıkma çabası içine girer.

İnsanların ellerinin kazanmış oldukları yüzünden denizde ve karada bozgun çıktı. Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor ki geri dönebilsinler.

Rum 41

Tabii ki en büyük ve en temelli olarak ta Rab ile izzet bulmaktan oyalar. Her şeyin yaratıcısı, şekil vereni, doğru yolu göstericisi, medet umulacak, yardım istenecek, vekil ve veli olarak İnsanların ve cinlerin, Gaybı bilenin Tüm alemlerin Rabbine rağmen  onun verdiklerine takılarak sanki o yokmuş sanki o takdir eden değilmiş, sanki kendisine bunlardan dolayı şükredilecek o değilmiş gibi davranışta bulunmak, o insanları toptan bir yıkıma götürür.

Rabbin yanında izzet bulmaya rağmen başka şeyler peşinde koşmak onlar için yarışta bulunmak o insanları tatmin etmez ancak zelil kılar.

 Bu insanlar insanlıklarını farkına varamaz. Sürekli hasta ve komada birileri olarak, psikolojik sıkıntı ve hastalıklar içinde hastalıklarını ve acılarını daha da arttırma yarışı içine girmiş olurlar.

Bu oyalanma kendilerine şifa vermek isteyenden kaçma yarışına dönmektir.

Bu duruma rağmen onlar hala çoğaltma hırsı içinde çukurlarda olanlardan medet ummaya çalışmaktadırlar.

2-Öyle ki çukurları ziyarete kadar.

Oysa o çukurlarda olanlar kimlerdir. Hepsi çürümüş ve kemik yığını haline gelmişlerdir. Ama bunlar bu hale bürünen o insanları sanki bu halde değilmiş gibi medet ummaktadırlar. Sanki oralardan bir meyve elde edeceklermiş gibi.(kabir kelimesi yan anlamlarından biri de Çabuk meyva tutan hurma ağacı”dır.

Bu o insanların çukurdan medet ummaları itibari ile kendi seviyelerinin aşağının daha da aşağısına indirdiklerini gösterir.

Çukurlarda çürümüş ve kokuşmuşlara çokluk destekli olarak gitmeleri kendilerinin kokuşmuşluğa ve çürümüşlüğe talip olduklarını ifade eder.

İnsan çokluk duygusuna böylece bir kapıldı mı gerçekten kendisini kaybediyor da yaptığı bu işin nasıl kokuşmuş bir iş olduğuna dair burun delikleri tıkanıyor ve kendi durumunu koklayamıyor.

Onlar eskilerden medet umma yoluna onların sayıları ile gittiği gibi aslında onların inanç gelenek ve görenekleri ile kültürleri içinde onlara gidiyorlar. Ama sayılan bu unsurların iyi yönlerine değil, faydasız ve zararlı olan yönlerine itibar ederek onu sahiplenmeye çalışmaktadırlar.

Bu durumda çokluk onlara faydasız ve zararlı olanı alma noktasında şeçici davranmaktan beri kılmaktadır.

Son kertede bu durumda olan insanlar artık kendi elleri ile kendilerini kabirlere koyanlar olarak oraya ait olduklarını dillendirmekte ve böylece adeta yaşayan ölüler olmaktadırlar.

3-Hayır. Bileceksiniz.

Böyle olmamalıdır. Sizler dirisiniz ve diriler olarak kalmalısınız.Fakat ölüler gibi bilmez, görmez ve duymaz bir şekildesiniz.Şu halde yapılması gereken bu değildir.

Bu durumda olanlar apaçık bir şekilde cahillerdir.

Her haberin gerçekleşeceği bir vakit vardır.Sizlerde bileceksiniz.Aslında bu ifade ile bilinmektedir.Çünkü bu ifadeler ilk ve sonun Rabbi olandandır.

Bu kimseler her ne kadar bildiklerini söyleselerde, bilen olduklarını her tür ilim ve bilgiye sahip olup, bilgi çağında olduklarını söyleselerde..

Bu noktada akademiler ya da üniversal okullar kurduklarını söyleyip, çeşitli bilim adamları yetiştirdiklerini söyleselerde durum değişmez.

Hayır hayır onlar bilmiyorlar. Şayet bilselerdi böyle yapmazlardı.Çünkü ilim ameli olmayan değil ameli olan bir niteliktedir.

Şu halde ilme bilmek anlamından çok daha öte eylemsellik manası yüklenerek bilmenin ameli ihtiva eden niteliğe haiz olduğu belirtilmektedir.

4-Hayır, sonra yine bileceksiniz.

Bir kez daha aynı konu üzerinde duruluyor.Çünkü bu önemli bir mesele olduğu gibi kesin olarak dönülmesi gereken bir haldir de.

Şu halde ıslah olmak ve bulunulan arızalı durumdan yeni bir imar ile çıkmak üzere sonra kelimesi kullanılarak insanların hallerine bakmaları salık veriliyor.

Kendisine bilmediğini öğreten Rabbine karşı yine bilmediği bir şeyi öğreten olarak  tuğyan eden olmamasını aksine ikram eden olduğunu bilerek kendisini ıslah ve tamir etmesini istemektedir.

5-Hayır ,kesin bilgi ile bilseydiniz.

Şüphesiz bir bilgiden bahsediliyor.Öyle bir bilgi ki bunun gerçekleşmesi muhakkak. Gerçekleşmemesi ise muhaldir. her insanın bildiği gibi her insan ölecektir anlayışındaki gibi yakindir.

Şu halde böyle olan ya da böyle bilinmesi gereken bilinmemektedir.

Bu şekilde bilinmesi gerekir ki fayda versin.

Eğer bu şekilde bilinse idi baştan beri söylenen o durum bu insanlarda hasıl olmazdı.

Buna göre bilginin zihinsel bir olgu olarak ya da kitabi bir bilgi olarak kalmaması ameli düzlemde ifa olması ile onun yakin derecesine çıkması sözkonusu olabilir.

Şu halde yakin bir biliştir asıl olan ve olması gereken.

6-Alevli ateşi görürdünüz.

O ateş öyle bir ateş ki ateşi alevli ve şiddetlidir.Bu şiddetli ateşin yakıtı ise insanlar ve taşlardır.Bu durumda o taşları dahi eritebilecek şiddette olmaktadır.

O ateşin görülmesi halinde o ateş etkisini gösterir.

Onu görmek bilmek değildir.

O’nun gözleri fal taşı gibi açtırıcı, uyarıcı ve dönüştürücü olması manasındadır.Tüm cehalet ve bilgisizliği eritici bir bilgiye doğru koşturması anlamındadır.

Buna göre o ateş tehdit değil mevcut olumsuz hali yakıcı olmaktadır.

Çokluk ve arttırma yarışı içinde olanların bu yarışın alevli ateşin yemesine doğru üretim yapıldığını ve kendilerinin yarışının da bunun içine doğru gitmek olduğunu bilmeleridir.

O ateşi işte yakin bilgi içinde olanlar görür.O ateş hep orada uğultusu ve şiddeti ile çöl sıcaklarının yanında serinlik kaldığı bir şekilde durmaktadır.

O ateş bu hali ile onların karanlık kabirlerindeki bir ay, çiğliklerinden pişerek olgunluk veren bir ateş, ,çokluk yarışını kalpte eritici bir kor, yakin bilgiye sıcaklık veren bir güneş olmaktadır.

Onu görmek böylece onun etkileri ile hasıl olacaktır.

7-Sonra onu gözlerinizle göreceksiniz.

O gerçektir. Onun algılanması ise şimdi yakin bilgi ile iken.

Aynı zamanda bu herkes tarafından gözle görülecektir. Şu hali ile o muhakkaktır.

Onun gözle görülmesi halinde neler ortaya çıkacağı bir düşünüldüğünde bunun yakin ilimle de algılanması zarureti asıl olacaktır.

O zaman işte yakin ilimle yapılması gerekenler anılacaktır.

Gözle görülecek olan çokluk yarışının sonuçlarının ne olduğudur.

8-Sonra nimetlerden sorulacaksınız.

Bu çoklar, övünmek, anlamında verilmiş değildir. İster çok ister az olsun hiçbiri bir mülkiyet duygusu içinde meta olarak nitelenemez.

Bu duygu olduğunda sahiplenme hissi ile o şeyler dünyaya ait ve onunla sınırlı olarak mana yüklenir ki bu halde o kişinin dünyası bu dünya ile tahdit olunur.

O kişi artık kelimeleri ve kavramları düşünce metod ve ilişkileri ile amaçlarını bunlara yüklediği bu manalar ile ifade eder.

Oysa bunlar verilmiştir. Verilen bu şeyler bir nimettir.Şu halde onları verilmiş bir nimet olarak algılamak elzemdir.

Bunun anlamı onların sorumluluk isteyen bir nitelikte olmalarıdır.

Şu halde her nimet sorumluluğu hatırlatacak bir niteliktedir.

Buna göre nimet görüldüğünde, duyulduğunda, koklandığında onun kalpte sorumluluğu daha da perçinlemesi gerekir.

İnsanların sayılarının çok olması onlara verilen bu nimetlerinde bol olup onların bunlar peşinde gece ve gündüz demeden canhıraş bir mücadele içinde olması ya da insan tek başına olarak vicdanından başkasına hesap vermez türündeki bir takım kelime ve pratikler insanı sorumsuz bir varlık haline getirmez.

O sorumlu olarak vardır. Verilenler bunu ona hatırlatır. Şu halde o bu sorumluluğunu her an hatırlamalıdır.

Çünkü Rabbin verdiği nimetleri saymaya kalksa onu sayamaz.

Hal bu iken çokluk yarışı bu sorumluluğu arkaya atan hatta onu bundan dolayı inkar noktasına getiren bir hale büründüğünde artık onun için hayat bir cehennemdir. Tüm uğraşları ateşin içinde yakıldığı bir hal alırken kendisi de adeta bu sorgunun sonunda buranın içine girmiştir.

İşte Rabb ona yakin ilim ile görmeyi , gözleri ile görmüş gibi olarak sorumluluğu üzerinde olduğunu bilmesi ve onun gereğini ifa etmesini salık vererek onun bu ateş ile yanmasını ister.Bu durumda o sorumluluk sahibi olarak dirilir .

İşte refah içinde ve güzel yaşam budur. Hayattan bir lezzet almak böylece mümkün olur.O halde bu sorumluluk içinde olanın hayatı çokluk değil, bereket içinde rahat ve huzurlu bir hal alır.

Böylece Alim olan Allah  insanlara toplumsal ya da sosyolojik olarak refah içinde yaşamın yolunu da izhar etmektedir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA