21 Mayis 2018 Pazartesi

Duha Süresi Tefsiri

28-04-2018 22:49 Güncelleme : 30-04-2018 10:25

Duha Süresi Tefsiri

Bu durumda muhatap apaçık bir şekilde insanlara gönderilen onların faydalanacağı ,ama ondan zarar görmeyecekleri, onlar için lezzetli ama acı ve tiksindirici olmayan bir nimettir. Bu hali ile kendi örtüsü içinde ya da alemi içinde “bana dokunmayan bin yaşasın.” deyip geri çekilen,”etliye sütlüye karışmayan”veya ”ne me lazımcılık”hayat tarzı içinde olamaz. O yetimin, ihtiyaç sahibinin ve aynı zamanda tüm insanların Rabbten gelen ama “haber verici bir nimetidir”.

Kuşluk vaktine, Çöktüğü zaman geceye, Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.

Bundan önceki süre fecr ile başlarken bu süre fecrin daha ötesi olan kuşluk vakti ile başlamaktadır. Daha önceki süredeki gibi öncelik geceye değil, fecre ya da bu sürede kuşluk vaktine verilmiştir.

Bu vakit güneşin ışığının ve ısısının yoğun olduğu bir vakit olduğu gibi bir şeyin apaçık beyan olduğu anlamına da gelir.Bu manada kuşluk vakti aydınlığın ve ısının her şeyi kapladığı bir zaman olmaktadır.

Bu vakit asıldır.İlk zikredilmesi de onun ilklerden olmasındandır.

O anda her şey ortaya çıkacak ise buna göre o haberlerin açığa çıktığı, sonuçların harmanladığı bir zamandır.

Gecenin çökmesi, o gecenin kendisini belirgin bir şekilde hissettirmesi manasındadır.Gece ile kastolunan onun içindeki sıkıntı ve zorluk, onun kör etmesi ya da kuşluğun apaçık aydınlığına rağmen, gözgörmez yoğun bir karanlıktır da.

Bu unsurlar basit bir tabiat oluşumundan çok öte ve yüce ,derin manalar içeren olarak üzerinde hep düşünülmesi gereken birer ayetlerdir.

Hitap olunan bireye,  Rabbin O’nu  terk etmeyip, O’na darılmadığı söylenerek moral verilmektedir.

Birey kuşluk vakti, aydınlıklar ve ferahlıklar içinde de olsa ya da onun üzerine koyu karanlıklar gibi zorluk ve acılar çökse de Rabbi onu ne terk etmiş ne de ona darılmıştır.

Bolluk içinde olan birey bu hali ile nimetlenen olarak da kendi kendisine yeter olarak değerlenmez. Çünkü ona verilenler onun Rabbinin yerini tutamaz. Bunlar onun Rabbini daha yakın ve yanında hissetmesi için birer işarettir.

Esasen bunları verende ondan başkası değildir.

Karanlığın çökmesi halide böyledir. Bireyin üzerine karanlıkların çökmesi, onun sıkıntı, acı içinde ;savunmasız, ızdırap, aç, susuz ya da muhtaç olduğu zamanları ifade eder.

Bireyin bu zamanlar içinde olması onun  Rabb tarafından terk edildiği ya da Rabbin O’na darıldığı anlamına gelmez.

Gece ne kadar çökerse çöksün, sanki oraya konaklamış ve hiç kalkmayacakmış gibi de olsa bu durum değişmez.

Bazıları içinde bulunduğu bu durumu Rabbim beni terk etti ya da bana darıldı derken diğer bir kısmı da sanki Rabb ondan yüzünü öte tarafa çevirmiş gibi “Rabbim yüzüme baktı” şeklinde bir takım cahilce sözler de sarfetmektedirler.

Oysa Rabb ne terk eder ne de darılır, ne de kulların yüzünden yüzünü çevirir.

Bu geceler bu şekilde yer etse de kuşluk vakti muhakkak ki gelecektir. O ya bu dünya içinde ya da ölümden sonra muhakkak ki vuku bulacaktır . Bu bir sünnetullahtır.

Kimi için bu dünya da bunu görmek mümkün iken kimi ölümden sonra görecek iken en genel manada Rabbini isteyen birey için şu andan itibaren kuşluk vakti hasıl olmuştur.

Onun için kuşluk vaktinin hasıl olması kuşluk vakti gibi aşikardır. Kuşluk vaktinin onun için olacağının kanıtı da gecenin karanlığıdır.Bu karanlıkta kuşluk vaktinin işaretidir.

Dolayısı ile gece karanlığı rahminde kuşluk vaktini taşır.

Birey tek olarak hitaba muhatap iken, ona tek başına kalsa dahi Rabbin terk etmeyip,darılmadığı izah edilerek tahkimatta bulunulmaktadır.

Zira Rabb asla terk etmez ve darılmaz. Bu kuşluk vakti gibi aşikardır.Eğer o terk eder ya da darılırsa bu, bireyin gerçektende perişan olması anlamındadır.

Rahman ve rahim olan, gafur(örten) olarak onun bu niteliklerinden bahsedilemez. Hem o Rabb iken alemlerin Rabbi ve Din gününün de sahibi iken nasıl olurda onun terkinden ya da darılmasından bahsedilebilir.

Diğer taraftan onun terk ya da darılmasını, onun için karanlıklar içinde olan bunun kendi hatasından neşet ettiğini söylüyorsa bu durumda O Rabbi istiyor demektir ki, o kendisini isteyene de asla sırtını dönmez.

O halde ancak kulun O’nu terki ve O’na darılması sözkonusu olabilir.

Gecenin karanlığı ya da kuşluk vakti bunlar Rabbani olarak varolan unsurlardır. Rabb bunları terbiye için bireyi muhatap kılmaktadır.

O halde bunlar ile Rabbin onu terk etmesi ya da ona darılması sözkonusu olmadığı gibi bireyin de bunlar içinde Rabbi terk etmesi ya da ona darılması sözkonusu olmamalıdır.

Senin için son ilkten daha hayırlıdır.

Rabbi onu terk etmemiş ve ona darılmamıştır. Bu büyüklerdendir. İlki, hali ve geleceği tayin eden O’dur.

Bu vaadi veren Rabb, ilk ve son kendisinin olan Rabb’ tir.

Bu hali ile bu söz haktır.Bu söz gerçekleşmiştir.

Ama bu sözün gerçekleşmesinin birey nezdindeki şartı bireyin terbiyevi bir nitelikte olarak Rabb’i her zaman yanında idrak etmesi  ve yine O’na muhabbet duymasıdır.

Bu durum zamansal bir olgu olarak ortaya çıkmalıdır. Bunun anlamı Rabble her zaman ve mekanda bu şekilde bir muhabbetin olması anlamına gelir.

Bu durumda aslında zamanı aşan Rabble muhabbet, zamanı tümü ile hayırlar ile doldururken bu hayırlar daha da aşan bir niteliğe bürünür.

Bireyin tüm zamanı hayırla dolar. Ama bu hayır durağan değildir.Her an zaman içinde bir öncekine göre daha hayırlı olacaktır. “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” denmesi bu minvalde anlamlıdır.

Bu halde bir gelişimden ama hayra doğru bir gelişimden bahsetmekteyiz. Bu gelişim ise karanlık geceler içinde olacak iken(Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde, bir yaratıştan öbürüne geçirerek oluşturuyor. İşte Allah! Budur sizin Rabbiniz! Yalnız O'nundur mülk ve saltanat! İlah yoktur O'ndan başka! Hal böyle iken nasıl oluyor da gerçeğin tersine döndürülüyorsunuz?! Zümer 6)kimi zamanda kuşluk vakti içinde olacaktır.

Ama bu tür sınanma içinde bulunmak onların etkisi altına girmekten uzak durmayı gerektirir.Buna göre karanlık gecenin çökmesi o karanlık içinde bireyin içini karartarak orada sinmesi anlamına gelmediği gibi,kuşluk vakti içinde olduğunda da o vaktin rehaveti içinde de olmamalıdır.

Sürekli bir gelişim ve ilerleme içinde Rabb ile muhabbet ve onun yanında olduğu idrakinde olarak hayırlara mazhar olmak gerekir.

Hayırlı gelişim bu şekilde iken bundan başka birisi ya da birileri için hayrın var olduğundan bahsedilemez.

Her ne kadar teknolojik gelişme ve ilerleme ile çağdaş olmadan demokratik v.s ile gelişmişlikten bahsediliyorsa da bunlar içinde İlk ve sonun Sahibinin adının anılmaması orada hayrın değil, ancak fesad ve şerrin olduğunu gösterir.

Birey için Rabbani işlemeyen bir zaman hayra doğru asla götüremez. Çağdaş olmak, muasır olmak zamanın ancak Rabbani olarak değerlenmesi ile mümkündür.

Her kim Rabbani unsuru soyutlarsa onun durumu Ad, Semud ve Firavn durumundan farklı olmaz. Nasıl ki o zamana kadar Ad gibi bir kavim yaratılmadığı halde, son kendileri için hayırlı olmadı ise bu zaman içinde olanlar içinde aynı durum sözkonusu olacaktır.

Şu halde onların dillerdirdiği kavramlar ancak büyücülerin attığı iplerin insanlara hareket eder gibi gözükmesinden başka bir şey değildir.

Onlar için son hayırlı olmaz. Son ancak Rabbin yanında olan ve ona muhabbet besleyenler için onların üzerine karanlık geceler kabus gibi çökse de hayırlıdır.

Rabbin sana verecek ve razı olacaksın.

Bireye bu halde hediye verilmişken şimdi daha da çok hediye verileceği vaadinde bulunulmuştur.

Ona bunu verecek olan Rabb’tir.Rabbin ona bunu vermesi onun sözkonusu hallerin tesirinde kalmamasıdır.

O bu tesirler altında kalmadığı gibi hala Rabbini istemekte ve onun kendisini terk edip ,darılmasından endişe etmektedir.Onun derdi Rabbidir.

O Rabbi büyüklemekte, O’nu yüceltmektedir.

Rabb bu bireye hitap ederek ona iltifat ederek ona baştan büyük bir hediye verirken ,şimdi ona bununla birlikte daha büyük hediyeler verme vaadinde bulunmaktadır.

Bu hediyeler insanı razı edecek olan bir hediyelerdir.

Razı olmak önemlidir.

İnsanın razı olması mal veya evlat veya diğer dünyalık unsurlar ile olmakta değildir.Çünkü bunların tümü geçicidir.Burada sözkonusu olan razılık ise devamlı bir unsur olarak vardır ki, buda şu dünya ve içindekiler ile tahdit edilemeyecek kadar geniş ve büyüktür.

Bu razılık zaman ve mekanı aşar.

Seni yetim bulup barındırmadı mı?

İşte Rabbin verdiği hediyeler.Bu hediyeler onun sonunun ilkinden daha hayırlı olduğunu gösterirken  onun üzerine çöken gecelerinde kuşluk vaktine çevrildiğini ifade eder.

Birey zayıf, savunmasız ve sahipsiz idi. Bu salt son nebi için değil, tüm muhataplar için sözkonusudur. Zira dünyaya gelen her zaman bu şekilde gelir. O tek olarak gelir,güçsüz ve savunmasız olarak. Ama bundan sonra Rabb onu savunur ve onu barındırır. Anne-babasına sevgi ilham eder.Annesinden ona rızık verir, öyle ki anne –babası yemez yedirir,içmez içirir.O’na büyük bir şefkat ve merhamet duyarlar.

Şimdi birey başlangıçta yetim iken o’nu Rabb en güzel şekilde barındırmış değil midir?

Ayrıca Anne-babasız olup topluluk içinde yine savunmasız ya da insanlar tarafından itilip-kakılmış olan bireye karşı bir şahsiyet kazandırarak O’nu güçlü kılarak barındırmakta değil midir?

Daha genel anlamda düşünüldüğünde her insan doğduğu andan itibaren yetimliği yine devam etmektedir. Zira O ayaklarının altından ya da başının üstünden gelecek olan tehlikelere karşı savunmasız iken, rızkını dahi temin edemez iken , suyu getiremez iken o apaçık bir şekilde yetim değil midir?

Onlar için yeri durulacak kılan, göğü tutan, gökten tertemiz suyu indiren, onların rızıklarını veren, hastalıklarına şifa veren,içiren onları  barındırmakta değil midir?

Şu hali ile aslında yetimlik her insan için sözkonusu iken onun bu yetimlik içinde Rabbin kendisini barındırdığını bilerek O’nu terk etmeyip, darılmadığını da bilmesi gerek.

 

Seni delalette bulup-hidayete erdirmedi mi?

Hidayette, barındırma gibi Allah üzerinedir. Leyl süresinde “Doğru yolu göstermek bizim üzerimizdedir.”denmektedir.

Üstelik burada salt hidayeti göstermekten bahsedilmiyor bir de bu hidayete erdirilmeden bahsedilmektedir. Şu halde yapılan hayır çok büyük bir hayır olmaktadır.

Delalet insan için büyük tehlikeler anlamındadır. İnsanın yolunu kaybetmesi ,onun korkular içinde,belirsizlikler içinde sürekli bir endişe ve kaygı verici bir hal içinde olması demektir ki bu insan acılar içinde, aşırı yorgunluk ve üzerine çökmüş karanlıklar ile bunalıma girer.O apaçık bir şekilde hastadır.Bunun insanda meydana getirdiği etki delalette olan insanların şizofren veya ruhsal hastalıklar ile etkisi bedensel olarak patlayan hastalık artışlarında da görmekteyiz. Sadece bu da değil bu insanlar artık intiharları da seçebilmektedirler.

Fakat Rabb Hidayet verdi. Onu söz konusu olan bu unsurlarla karşılacağı o yoldan çevirdi de doğru yola iletti.

O delalette iken esasen bir yetim idi. Çünkü ürkek ve yalnız idi, Hasta idi.Yeryüzü O’na dar bir zindan gibi geliyordu.fakat Rabbin O’nu hidayete iletmesi ile şimdi o yeryüzünde barınacağı ortamı elde etti.Onun hastalıkları kayboldu,karanlıkları kuşluk vakti ile arkasını dönüp gitti, acıları sevince,yorgunlukları sukuna çevrildi.

Rabbin hidayet etmesi gerçektende ayrıcalıklıdır. Buna mazhar olan gerçekten de seçilmiştir.

Seni dilenecek halde bulup zengin kılmadı mı?

Bu hal öyle bir haldir ki ,Birey zavallı ve fakirdir.Kendisinin ve Ailesinin iaşesini temin edemeyecek kadar sıkıntılı iken,bu darlık içinde hayat yürüyüşünde sağa ve sola savrulmaktadır..Bu kişi en insani olan özelliklerinden mahrum bir halde adeta dilenci gibi bir hale gelmiştir.

Fakat Rabb O’nun bu durumunu da düzeltmiştir. Onu bu durumdan sadece fakiriğini gidermek ile de kalmamış,O’nu daha da ötelere götürerek zengin kılmıştır.

Fakat bu zengin kılma salt mal ve çocukların çok verilmesi anlamında değildir.Zira Nebi bu şekilde biri değildi.

Fakat burada ki durum bireyin kendisini içinde gördüğü dünya ile ilgilidir.O’nun ihtiyaçlarının ne olduğunu bilerek ,zenginliği mal ve evlatlar ile değil,mal ve çocuklara muhtaç olmamak olduğunu anlamasıdır.

O’nun hidayetle değişen dünyasında fakirliğin kaynağı mal yoksunluğu değildir.Aynı şekilde zenginlikte mal ile değildir.

O’nun dünyasında zenginlik bunlardan bağımsız olmaktır.Diğer bir deyişle bunlar karşısında fakir olmamaktır.

Aksine fakirlik, onlar ile zengin olunduğunu zannetmektir.

Şu halde zengin kılınan,bunlara karşı muhtaciyetini hidayet ile birlikte ortadan kaldırandır.

Bu mal çokluğu olmayacak anlamında değildir. Ama o, mala rağmen kendisini bunlar karşısında muhtaç olmadığını bilmesi gerekir.Zenginlik bu “muhtaciyetin olmadığı” inancı oranında artar.

O halde yetimin hakkını gaspetme.

Yetimin bireyde ve toplumda hakkı vardır.Bu hak her türlü olabilir.

Birey yetime ikram eder olmalı idi.”Fecr süresinde yetime ikram etmiyorsunuz.” diyerek bir uyarı var iken şimdi daha özel olarak bu toplum içinde bulunan bireye “yetimin hakkını gaspetme” denilerek uyarıda bulunulmaktadır.

Yetimin koruyucusu olan Rabb onun bu hali ile itilip kakılması gereken ya da aşağılanarak zayıf olması hesabı ile güçlünün onu ezmesine izin vermekte de değildir.O “büyük balığın küçük balığı yuttuğu “hayvani bir ilişkiden men ederken insani bir ilişki içinde yetimin insani yaşama hakkına saygı duyulup,onu ihya etmeyi emretmektedir.

Birey yetimliğin ne olduğunu çok iyi bilir. Çünkü o da bir yetim idi. Üstelik en genel anlamda da hala kendi kendine yeter değildir.

O bu yetimliği bilirken yetimin hakkına saygı gösterilmesi gerekliliğini bilir.

Burada yetim olan aynı zamanda Rabbi terekeden ya da ona darılandır.Zira bu kişi böyle yapmakla hamisini yitirmiş delalette olan olarak kendisine yetemez(yetim).O, zavallı ve zayıftır.Bu durumda O’nun bireyde hakkı varken bireyin onun kendi üzerindeki hakkını reddetmesi de sözkonusu olamaz.

Bunların onun üzerindeki hakkı ,bireyin onların gönüllerini bu terk edişten çevirmeye yönelik sözler ve eylemler içinde olmasıdır.Ayrıca da bunların yetimlerin haklarına gaspetmelerine karşı durmasıdır.

Bu hali ile birey bilinen anlamda yetimlerin haklarını bireysel olarak gaspedemez iken toplumsal gaspa da karşı dururken diğer taraftan Rabbe veda edip O’na darılmış olan bilinen manada yetim olmayıp,zengin ya da aristokrat olan yetimlerin haklarını da gaspedemez.

Bu hali ile bireye toplumsal ve bireysel olarak hakkı gözetme sorumluluğu yüklenmiştir.

İsteyeni azarlayıp kovma

Birey dilenecek konuma (ail) gelecek olduğu  zamanlariçinde de bulunmuştur.O bu durumu çok iyi bilendir.

 İsteyen ihtiyaç içinde olandır. Onun ihtiyaç içinde olması itibari ile yetim gibi onunda hakkı vardır.Şu halde o hakkı olanı isteyendir.

Hakkı olanı isteyene ise hakkı olanın verilmesi gerekir

Buna rağmen onun hakkını istemesinden dolayı azarlayan ancak gaspçılar olabilir.

Zira gerek yetimin hakkını gaspetmekten men ile isteyeni azarlamaktan men bireyin barınması ya da zengin kılınmasına rağmen gözetmesi gereken diğer unsurlar olmaktadır.Şu hali ile o barındırıldığı için yetimin durumuna kayıtsız kalamaz ya da zengin kılındığı için ihtiyaç sahibi içinde olanı dışlayamaz. Aksine onun yetimlikten barınma ve ihtiyaç sahipliğinden zengin olma sürecini bir bütün olarak Rabbani bir şekilde değerleyerek bu insanların sorunlarını kavrayarak içinde bulunduğu barınak ve zenginlikle onlar arasında kuvvetli bir bağ kurmalıdır. Zaten O’nun barındırılması,zengin kılınması, O’nunda barınma ve zenginliğe vesile olması için iken,hidayete erdirilmesi de hidayete vesile olması içindir.

O halde Rabbin nimetini anlat.                                                    

Muhatap nimetlere mazhar olmuştur. Ama bu nimetler O’na Rabbani olarak verilmiştir.Şu halde o bu nimetleri Rabbani olarak değerleyecektir.

Rabbin ona veda etmeyip, geleceğin hayırlı olacağını kuşluk vakti ile müjdelemesi, yetim iken barındırması, delalette iken hidayete erdirmesi,ihtiyaç sahibi iken zengin kılması ona verilen nimetlerdir.

Bu hali ile muhatap, üzerinde olaylar vukubulmuş ayrı bir nimettir. Bu nimetinde kendisini insanlardan mahrum bırakması olmaz. Çünkü nimetler insanlar içindir.

Bu durumda muhatap apaçık bir şekilde insanlara gönderilen onların faydalanacağı ,ama ondan zarar görmeyecekleri, onlar için lezzetli ama acı ve tiksindirici olmayan bir  nimettir.

Bu hali ile kendi örtüsü içinde ya da alemi içinde “bana dokunmayan bin yaşasın.” deyip geri çekilen,”etliye sütlüye karışmayan”veya ”ne me lazımcılık”hayat tarzı içinde olamaz.

O yetimin, ihtiyaç sahibinin ve aynı zamanda tüm insanların Rabbten gelen ama “haber verici bir nimetidir”.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA