21 Nisan 2018 Cumartesi

Fecr Süresi- 1

17-03-2018 21:07 Güncelleme : 26-03-2018 11:26

Fecr Süresi- 1

Hicr sahipleri tüm etkilere ve savrulmalara rağmen taşlar gibi yerinden oynamayan savrulmayan ,çizgileri belli olan özü ve sözü doğru insanlardır.Yaşadığımız çağda ve geçmişte kendi durumlarını unutup gerek sıkıntılar içinde gerekse bolluklar içinde savrulan nice insanımız vardır.

Fecr’e

Aydınlığın karanlıktan ayrıldığı bu vakit   aydınlığın sanki karanlığın baskısını uzun bir çabadan sonra yarıp   fışkırması gibidir

Bu tür bir oluşum   içinde derin ve geniş anlamları barındırır  Bu  ayetlerle muhatap olanlar kendi hayatlarında bunların yansımalarına görmelidirler

Nefsinden ya da çevresinden baskı görüp   karanlıklar içinde tutulmaya çalışanlar fecrinde varolduğunu bilirler  Onlara yapılan bu baskı aslından fecrin şiddetini daha da büyütecektir  Ne kadar baskı olursa bu baskıya dirençte o kadar artmalıdır Çünkü Hakk  Göklerin ve yerin Nuru olan Allah’tır

Şu hali ile baskı unsurları bu baskıları ile sindirip eritemezler  Yokedemezlerde  Çünkü baskı kurup sindirmeye çalıştıkları muhakkak ki bu baskıdan bir şekilde ayrılacaktır

Bu Rabbin yasasıdır ve bu yasa işler Hiçkimse bu yasanın önüne geçemez

Hicr sahibi olanlarda bu noktada sözkonusu baskıya rağmen kendilerini bu baskılar ile amaçlanan sonuçlardan korumalıdırlar Onlar bu şekilde bir baskıya nefislerinden ya da çevrelerinden maruz kalsalar da bu tür bir baskı hicr sahibinin direnci ile bir yerden patlak verip delinecektir Bu muhakkak ki olacaktır Zira fecr haktır Fecr apaçık bir yasadır

On geceye

On gece hakkında çeşitli görüşler var ise de sadece bu   demek ayeti sınırlandırmaktır.  Buna göre on geceyi daha geniş manada değerlemek gerekir

On sayısı anlamlıdır Bu sayı iki elin parmaklarının toplamıdır ya da iki ayak parmaklarının toplamı. Bu hali ile kemali ve sonu ifade eder. Aynı zamanda bir başka başlangıcı da.

Gece ile ifade edilen ise hem sıkıntı ve zorluk hem de sukun ve huzurdur. Şu halde bunların birbirlerini gerektirmesi için yeterli süreyi ifade eder Yani sukun ve huzur bulmak için on gece geçmesi gerekirken   zorluk ve sıkıntıya düçar olmak için de bu sukun ve huzurun yeterince olması gerekir.

Hicr sahiplerinin fecre çıkmaları içinde belirli bir olgunluğa erişmeleri gerekir.  Fecre çıkmak hemen olmaz Ancak onun belirli şartları vardır ki bu şartlar olgunluk şartlarıdır. Bunlar ifa olduktan sonra fecre çıkmak mümkündür

Bu olgunluk şartı ise sözkonusu baskı unsurları içinde belirli bir olgunluğa erişerek bu baskıları göğüste eritip onların yönlendirmesine rağmen istikametten sapmamadır

Bu, hem onun olgunlaşması için gerekli iken diğer taraftan içi cerahat dolu çıbanın olgunlaşarak patlaması için geçen süreyi ifade eder.

Şu halde on gece olgunluk süresidir Zaten Musa ile otuz gece sözleşilirken buna on gece daha eklenerek böylece kırk geceye on ile tamamlamak ta bir olgunluk işaretidir   

On sayısının şekilsel bileşenleri de ilginçtir  Arapça’da” I” ve noktanın(.) bileşmesi ile meydana gelir

Bu durum noktadan olgunlaşarak ayağa kalkmanın işareti olamaz mı? Bu nokta içinde olgunlaşma potansiyeli taşıyan olarak geceler ile birlikte kıyama olgunluğa erecektir.

Şu halde hiçkimse olgunlaşmadan acele ile bir şey istememeli veya böyle bir beklenti içine girmemelidir. Bu durumda her fecr bir olgunlaştırma gayreti olarak ortaya çıkmalıdır. Bu gayreti gösteren bu gayret sonucunda bir ayrılık ya da kırılma noktasına gelecek ve kendisi için fecri görecektir. Bu noktada istenen huzur veren bir fecirdir. İnsanın kendisinden yaratılışından ayrılan bir fücur gayreti içinde olması onun aydınlıktan kırılma noktasına son kertede karanlığa gömülmesine vesile olacaktır.

Çifte ve Tek’e

Birbirine tamamlar yada birbirine benzer olan ile yine birbirinden ayrılıp tek olarak varolana dikkat çekilmektedir

Böylece bir aheng ve uyumdan söz edilirken bu ahenk içinde ahengi oluşturanın erimiş bir halde değil   kendi varlığı ile teki ifade ettiğini göstermektedir. Bu durum   çiftin birbirini gerektirdiğini ifade ederken bu gereklilik içinde her birinin ayrı ve doldurulamaz yeri olduğunu ifade eder

Hem bu çift birbirleri ile teki oluşturacaklar hem de bu çiftin her biri vazgeçilmez anlamında teki ifade etmektedir.

O halde bütünlük içinde değerleme yaparak topluluğa uyma ve onun baskısı altından fışkırarak bunun karanlıklarına rağmen on gecede olgunluğa ererek   bu olgunluk ile çiftleşerek tek olunabilir.

Hicr sahibi olmak için on gece vaz geçilmezdir  Onun tek olarak ortaya çıkması böylece mümkün iken aslında gece onun kendi lehine varolan bir olgu olarak varolmaktadır

Zaten tüm yaratılmışlarda çiften(ana-babadan) tek olmakta değiller midir?

Tek olarak ortaya çıkma böyle bir çifti gerektirirken bu durumda hicr sahibi olanın kendi konumunu bilerek olgunlaşması gerekir.  Diğer bir deyişle olgunlaşma bir şey üzere olmalıdır ki bu da aslında on gece şeklinde vardır

Bu   bir olan Allah’ın karşısında kendisini nokta olarak görmek ve o bir olmaksızın bir hiç olduğunu idrak etmektir. Ancak Allah yanında olarak anlam ifade eden bir tekliğe(şahsiyete) bürünülür.

Yürüdüğünde geceye

Gecenin yürümesi kendiliğinden olmaz. Ya da aslında bu zamanla olacak ta değildir.

Birey olgunlaşmadığı halde gece   onun üzerinde bir karanlık olarak durup onunla uğraşıp onu silmeye çalışacaktır

Bireyin olgunlaşması ile artık gecenin orada durması sözkonusu olmaz Çünkü onun için artık orada kalınacak yer yoktur

O çöktüğü yerden ayağa kalkıp yürüyerek uzaklaşacaktır.

Hicr sahipleri için bunlarda bir yemin var mı?

İfade edilen bu olay ya da oluşumlar o kimseler için üzerinde durulmaya değer şahit olunacaklardandır

Bu kimseler hicr sahipleridir Hicr sahibi olanlar akledenlerdir Bunlar bu olgularla kendileri arasında bir bağ kurar ve kurdukları bu bağ ile kendilerini korurlar

Şüphesiz onlar fecr vaktinin gelmesi için on gece içinde olgulaşırken bu durumda akıllarını kaybedecek derecede ya da Rabbimiz aklımıza sahip çık diyecek derecede zorluk ve sıkıntı içinde olacaklardır

Ama bu durumdan aslında onların muhatap oldukları o şey ya da içinde bulundukları o olgu kendilerinin korunması için bir ayettir de  Şu halde onlar hicr sahibi olduklarında  bunu anlayabilirler

Hicr sahipleri aklını koruyanlardır Akıllarını ifsat  edecekmiş gibi geceler içinde olsalar dahi ona mukayyet olan ve onunla kendi beden ve ruh çiftini akılları ile tek olarak tutanlardır

Hicr sahipleri cahiller değillerdir Kendi akıllarını işlevsiz bırakan ya da onun çalışmasına mani olacak olanlardan kendilerini koruyanlardır

Aslında akletme bir korunma unsuru iken buna sahip olmayanlar savunmasız bir halde saldırıya açık olanlar olmaktadırlar

Hicr sahipleri kendileri için güçlü bir koruma edinmişlerdir Bu hali ile onlar sağlam kaleler gibidirler. Hicr sahipleri savrulmayanlardır, depremlere karşı direnenlerdir, sular içinde boğulmaya rağmen çaba sarfedenlerdir. Nihayetinde hicr sahipleri fıtratlarını, özlerini koruyan olarak tertemiz olarak kalmak isteyenler olarak kendilerini muhafaza edenlerdir.

Yaşadığımız çağda bir çok sınanma neticesinde savrulan ve kendisini koruyamayan insanlarımıza baktığımızda çetin kayalar gibi olmanın hicr sahiplerinden olmanın ne kadar büyük bir kazanım olduğunu anlamak zor olmasa gerek.

Zayıf şahsiyetli olan   cahil ya da taklitçi olanlar hicr sahibi olamaz Onlar bu halleri ile aslında korunmaya muhtaçtırlar Her ne kadar bunlar kendilerini yeterli görüp   mallar ve oğullar ile çeşitli nimetler içinde kendilerini güçlü olarak görseler de onların bu görüşleri   onlar hakkındaki bu hakikati değiştirmez.

Rabbin Ad’a ne yaptı görmedin mi?

Terbiye edicinin Ad’a yaptığı o şey, terbiye niteliğine haiz bir fiildir.  Bu fiil Ad’a salt azab etmek ve onlara acı çektirmek için değildi  Onlara ve onlar nezdinde tüm hicr sahiplerine terbiyevi olması içindi

Şu halde hicr sahipleri Rabbin Ad’e yaptığını kendi korunmalarını daha da tahkim edici bir vesile olarak görmelidirler.

O halde hicr sahipleri akıllarını daha da korumalı ve onu işletmelidirler

Fakat aklı koruma ve işletme eylemi bireyde salt zihinsel bir olgu olarak kalmamalıdır  Hicr sahibi olan bağ kuracak olan iken aslında kendisini tehlikelere atacak olanlara karşı kendini bağlayanlardır  Bunu akletme ile yapacak olanlardır

O halde tehlike ve korkunç sona karşı akletme bir koruma vesilesi olabilir

Zaten Ad’ın başına gelen de onların hicr sahibi olmamalarından dolayı değil mi?

İşte hicr sahibi olmamanın müşahhas sonucu Ad’ın başına gelenlerde kendini göstermiştir

Yüksek binalar sahibi İrem’e ki beldeler arasında onun benzeri yaratılmamıştı

Ad kavminin en büyük nişanı(irem) oraların yüksek binalar üzere inşa edilmiş olması idi Sadece yüksek binalar değil  bereketli ve verimli topraklara (belde) sahip eşsiz bir yerdi Zira o zaman kadar onun gibi bir belde yoktu Diğer bir deyişle o zamana kadar en ileri teknoloji ve bereketler içinde yaratılmış verimli bir yerdi Herşeyi inceden inceye tartılıp   ölçülüp biçilerek ortaya çıkarılmıştı.

Fakat onlar bu yaratılmaya karşı sıradanlaştılar  Bu sıradanlaşmaları hicr sahibi olmadan taviz verici ve ondan uzaklaştırıcı idi  Kendilerini korumadan   verilenleri korumaya ve onların etrafında taştan bir duvar gibi olmaya başladılar

Ad kavmi hicr sahibi olmamanın en büyük nişanı(irem)olarak ortadadırlar  Onlar korunmasız(hicr) bir şekilde kendilerini hedefe koymuşlardır

Onca verim ve berekete rağmen ki bunlar  çok korunmanın(hicr)ayetleri olarak onların önlerinde olduğu halde onlar kendilerini saran tüm bu elbiselerden sıyrılarak avret yerlerini örtecek bir elbiseden dahi kendilerini mahrum bırakmışlardır

İşte verim ve bereketi koruyucu bir nitelik olarak hicr sahibi olmak apaçık ortada iken onlar bundan kendilerini sıyırarak bir savrulma içinde(kasırga ile yok edilmişlerdir) felakete uğramışlardır. Çünkü bunlar mimariyi ve şehirleşmeyi ebedi olarak kalacakları inancı ile inşaa etmiş ve yeryüzünde kazık çakmanın nişanesi olarak imar etmişlerdi. Ama onlar akıllarına sahip olamadı ve savruldular. Nimetler onları o kadar etkiledi ki serhoşlar gibi ayakta duramayacak oldular ve akıllarını örttüler. Hatta kaybettiler. Özlerinden uzaklaştı, muhafaza etmeleri gereken fıtratlarını bozmaya kadar gitti.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA