16 Kasim 2018 Cuma

Leyl Süresi-2

11-03-2018 08:38 Güncelleme : 26-03-2018 11:26

Leyl Süresi-2

Muhakkak ki sonda ilkte bizedir.

Tümü ile zamanı kuşatan O’dur.  Hiçbir zaman yoktur ki onun kuşatmasının dışında olsun.  Bu hali ile o zaman üstüdür. Zamandan önce de vardır.

Zamanı yaratan O’dur.  O’ndan başka her şey zamanın kuşatması içindedir.  Şu halde onların kuşatıldığı bu zamanı O kuşatmıştır.

O ilktir.  Her şeyin yaratanıdır.  İlk olarak o varsa ondan önce veya onunla hiçbir şey yoksa diğer her şey sonradır .

O Sonsuzdur.  Her şeyin sonunu zaten o tayin etmiştir.  O halde o her zaman ve her yerdedir.

Bu hali ile o yarattıklarından ayrıdır.

Onun bu eşsizliği ona apaçık saygıyı gösterir.  Ona olan saygının hiçbir şeye olmamasını gösterir.  Herşeyden önce o var ise onu her şeyin önünde görmek gerekirken, sonunda onun olması, bu ilkten sonra gelen her şeyinde yokolup gideceğini ama onun sonsuz olacağını gösterir. O halde onu ilk ve bu ilkin devamı olarak saygınında, ilk olduğu gibi ilk heyecan ve ateş üzere sonrada devam etmek gerekliliğini ortaya koyar.  

Onun karşısında tüm her şey yaratılmıştır ve onlar ondan ayrı ama birbirleriyle eşittirler.

Buna rağmen ona saygısızlık niye? Cimrilik ya da malı kurtarıcı görmek niye? Ona rağmen onun verdiklerini  öne geçirmek niye? Onlar baki mi kalacak ki baki imiş gibi muamele edilmektedir?

Oysa şu sahip olunan her şeyin ilk sahibi o iken onları o vermiş iken yine onların kendisine dönecek olanda O’ndan başkası değildir.  Varis O’dur.

İnsan istese de istemese de olayların, işlerin, varoluşun doğumu nihayetinde O’na dönüşün işaretlerinden başka bir şey değildir.

Hiç kimse başlangıcı belirleyemez.  Hiçkimse ileriyi tayin ve takdir edemez.  Çünkü bu tümü ile Allah’a ait bir iş iken O’na saygı göstererek bağlanmanın bir ayeti olarak ta vardır.

Sizi alevler saçan bir ateş ile uyarıyorum.

Bu ateş alevler saçan ve insanların yanlarında duran bir ateştir.

O halde ona karşı her zaman uyanık olmak gerekir.  Çünkü bu ateş alevlerini saçarken bundan dolayı insanları da tutuşturur. O halde o ateş tutuşmadan insan tutuşmalıdır. Ateşle değil, ama ondan uzak durma endişesi ile. Bunun ateşi onu tümü ile sarıp ateşli bir şekilde bu uyarıya kulak asmalıdır.

O ateş her şeyi içine alarak alıp-götürecek onun tüm canlılık unsurunu ondan çıkarıp ,onu kısır ve çerçöp haline getirecek iken artık uyanmak gerekir. Ortalık yangın alanına dönmüştür. Bu yangında insan nasıl olurda hala gaflette bulunur?

Vermeyip, kendini yeterli gören ve en güzel olanı yalanlayan bir an önce bu durumundan uyanmalıdır.

Ona şakiden başkası yaslanacak değildir.

O kimse şakidir.  Uyarıdan ayrılmıştır. Yaratıcıya saygı göstermemiştir. Şu hali ile ondan ayrılmıştır.

O’nun ayrıldığı kimdir? Gerçekten ayrılması gerekn mi? Ya da kendisine karşı eşkiyalık yapılması gereken mi? Kendisine gece ve gündüz gibi ayetleri ve onların içindekileri verip,en güzel olanları vererek ,onları doğrulamasını isteyip kolay olanı kolaylaştırma vaadinde bulunana karşı şakilik yapıyor sa, bu ancak kendi nefsinin isteğinden ayrılmış olan ve ona karşı hucuma geçen bir şaki olmaktadır.  ,

Onun için zor olanın kolaylaştırılması var ise ve yaptığı tüm her şeyi ile birlikte kendisi de o ateşe girecekse ona yardım edecek olan kimdir? O tüm yardım ve dayanaklarından kendisini ateşe atarak uzak tutarken şimdi o apaçık bir şekilde ateşin ortasında durmaktadır. Onun önünden ve ardından o ateş onu sarmıştır.

Çünkü o

Yalanladı ve yüz çevirdi.

O alevli ateşe girecek olan öyle bir yalanladı ve yüzçevirdi ki onun bu eyleminin şiddetini ateşin alevinde görmek mümkündür.

Onun yalanladığı en güzel olandı.  Onun yüz çevirdiği en kolay olandı. Şu halde onun doğruladığı yalan ,yüzünü döndüğü ise en zor olandı.

O bu yaptığı ile kendi başına bırakılacak değildi.  Zaten böyle bir şey de olamazdı. Her halde tavrının karşılığını görecekti. Bu karşılığı o, şu andan itibaren gördü. Çünkü onun için zorluklar onun hayatında bir ateş olup onu kavurmaktadır. Gelecek olan o ateş ise daha şiddetlidir.

En saygılı olanda ondan uzak tutulur.

Saygısız olan o ateşe girecek iken saygılı olan onun gibi tutulmaz.  O bundan uzak tutulur. Çünkü o saygılıdır. Onun saygısı yapabileceğinin en üstünüdür. Bu halde o ondan uzak tutulur. Onun saygılı olması ateşten uzak durmak için değildir. Saygılı olmanın kendi üzerine düşen olduğunu bilen olmasındandır. . Bunun akabinde sonucu verecek olan onu bu ateşten uzak tutar.

 O halde ateşten uzak tutulma noktasında bireyin üzerine düşen yapabildiği oranda saygılı olmaktır.

Öyle ki o malını verir ve arınır.

O cimri değildir.  O verendir.  Kendisine verilen malı saygı duyduğundan dolayı verir. Bunu verirken aynı zamanda arınır. Yani o malını arınmak için verir.  O mal, onun üzerinde bir yüktür ya da bir emanettir.  Bu hali ile onların hak sahiplerine verilmesi gerekir ki hafiflesin.

Mala karşı bir harislik içinde olamaz.  Harislikle ateşten korunamayacağını da bilir.  

Bunun içindir ki onu vererek ateşin tutuşturacağı o yerden arınır.

Ama bu verme

Onun yanında hiç kimse için nimetten bir şey yoktur.

Verdiklerinden bir karşılık bekleme üzere değildir.  Onlara vermiş olmasından dolayı verdiklerinden bir karşılık beklemez.  Zira böyle bir verme  arınma olmaz.  Bu verme malı daha da arttırma için de verme değildir.  O halde arınmanın sözkonusu olması malı karşılık beklemeksizin vermekle mümkündür.

Malın karşılık beklemeksizin verilmesi aslında malda onların haklarını vermektir.  Şu halde onlara verilen onların hakkıdır. Onların haklarının verilmesinden dolayı da onlardan bir karşılık beklenemez.

Ancak

En yüce Rabbinin yüzünü arzulamak başka.

Onun vermesi hiç kimse ya da hiçbirşeyden bir karşılık bekleme olmaksızın iken aslında Rabbten de bir karşılık beklemeksizindir.  O Rabb’ten ne daha çok mal ister, ne de ondan başka bir nimet ister.  Ne de nimet cennetlerini.  Eğer bunlar isteniyorsa bu halde arınma olmaz.  O halde istenecek olan nedir?

İstenecek olan Rabbin yüzüne bakabilmedir.  O halde verilen her bir şey ancak Rabb için ama terbiyevi bir nitelikte verilmelidir.

Rabbin yüzünü isteme bu yönü ile terbiyevi bir nitelikte arzeder.  Zira onun yüzünü isteyen aslında nimetin kölesi olup onu elde etmek için onun için kendisini kul etmez.  O bu nimeti istemez.

Onun istediği, kendisine kul olunacak olan Rabbidir.  Çünkü o en yücedir.  Buna rağmen ondan başkası yüce olarak görülemez ve O’ndan başkası için de verilemez.  Onun en yüce olması onun gibi kimsenin olmadığını ortaya koyar.

Şu halde onu isteyerek bu nimetlere kulluktan kurtulunur ve onu istemenin önündeki tüm engellerden de arınılır.

Önemli olan o nimetlere erişmek için onun yüzünü istemek değil, onun yüzünü tüm her şeyden ari olarak istemektir.  Bu onun yüzünü arzulamaya konsantre olmaktır.

Razı olacaktır.

Bu onun kendisi içindir.  Çünkü bu insanın arzuladığıdır.  İnsanın razı olması buna bağlıdır.  O halde insanın rızası Yüce Rabbin rızasını arzulamaktan geçer.  Buna göre o en güzel olanların verildiği, kolay olana düçar olan, saygı duyulan biri olacaktır.  Bu durum salt sonda değil ilkte de olacaktır.  Şu halde bireyin üzerine düşeni  yaparak tekrar doğacağı andan itibaren başlayan bir razı oluştan bahsedilmektedir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA