16 Kasim 2018 Cuma

Leyl Süresi-1

04-03-2018 18:04 Güncelleme : 26-03-2018 11:25

Leyl Süresi-1

Gece Örttüğünde.

Gece karanlık olarak yer yüzündeki her şeyin görünebilirliği önüne çekilen bir örtü gibidir. O bunları sarar ve gizler. Bu, dünya durdukça varolacak bir ayettir. Gecenin karanlığının bürümesi bu hali ile içinde aynı zamanda bir çok şeyi sakladığını da ifade eder. O halde bu karanlık ya da örtü içi boş değildir.

Gecenin örtüsü insanlar üzerinde bir yorgan misali örtüldüğünde onlara sukun verip onlar için bir dinlenme vesilesi de olur.

Gecenin örtüsü her insanın önünde vuku bulan bir olgu olarak bunun üzerinde durması gerekmektedir. Zira her gün gözler önüne serilen bu ayet bir şeyi hatırlatmak ya da unutturmamak için vardır.

Buna göre ona sadece karanlığın örttüğü bir zaman dilimi ya da sadece uyku vakti olarak değil, bundan daha geniş ve fayda verici olarak bakmak gerekir.

Gecenin örtmesi salt bu şekilde anlaşılmaması gerektiği gibi diğer taraftan tamamlayıcı bir unsur olarakta görülmelidir, gündüzün takip edicisi olarak.

Gündüz ortaya çıktığında.  

Sürgün ya da hapis gibi duran gündüzün ortaya çıkması, onun sanki gece karanlığında saklanan olduğunu ortaya koymaktadır.  Buna göre gece örtüleri her ne kadar gündüz aydınlığını gizlemeye çalışsa da gündüz apaçık bir şekilde tezahür edecektir.

Gündüzün tezahürü her şeyin görüleceğini de ortaya koyar. Gizli saklı hiçbir şey olmayacaktır.

Üzüntü gam ve kederler gece ile hasıl olsa da gündüzün tecellisi gibi bunların tümü dağılabilir.

Gece ve gündüz sanki zıt gibi görülse de aslında bunların birbirlerini tamamlayan, birliği ifade ettiği görülür. Şu halde onlar tevhidin ayrılmaz unsurları olarak birbirlerini gerektirir. Böylece bunların devranı içinde yaşam sürmektedir.

Bireyin ya da topluluğun yaşamında geceler gibi olup onun nefsini örten karanlıklar hasıl olabilir.  Onu yaşam sanki sadece karanlık içinde olmak imiş gibi gösterip gam ve kedere boğarak üzerindeki örtü içinde debezelenip dururken, kimi de bu örtüleri atarak kendisi için gündüzü ortaya çıkarabilir.

O, gündüzün gecenin karanlığından sonra ortaya çıkacağını bildiğinden gam ve kedere bürünmez. O bu düşünce ve eylemden itibaren  aslında gündüzün içine girmiştir.

 

 

 

 

 

Erkeği ve dişiyi yaratana.

Herşeyi bir takdire göre yaratan ,erkeği ve dişiyi de bir takdire göre yaratmıştır.

Bunları da birbirlerine üstün ya da muhalif olarak değil birbirlerinden ve yine birbirlerini tamamlamaları için yaratmıştır.

Her canlının erkek ve dişiden yaratılması yaratılmanın bunlar görünümü ile yapılması insan algılamasına ayetler vermektedir.

Bunlar yaratılmanın ayetleridir.  Erkek ve dişi birbirlerinden olarak ve birbirlerini tamamlayan olarak görüldüğünde yaratıcı akla gelmelidir.  Onun yaratmasının gücü ve takdiri…

Her canlıyı aynı değil farklı ama birbirini tamamlayan şekilde yaratmaktadır. İnsanı iki tür halinde yaratmıştır; biri erkek biri dişi.  Fiziksel görünümü fizyolojik şartları tümü ile farklı.

Bu farklılık yaratıcının dilediği gibi yaratmasını da ortaya koyar.

Aynı zamanda bunlar direk olarakta aslında yaratıcıyı hatırlatır.

Erkeğin anma anlamına gelen(zeker)kökünden gelmesi ve dişininde ilk olarak erkekten yaratılması apaçık bir şekilde insanı yaratıcıya bağlamaktadır.  

Erkeği ve dişiyi yaratan onlar ile de yaratmasını hala devam ettirmektedir. Bu, aslında onun yaratmasının sürekli olduğunu ifade ederken erkek ve dişiye bakışında bu minvalde yaratıcıyı hatırlatması şeklinde olması gerektiğini ortaya koyar.

Yaratıcının, yaratmayı sebepler ve birbirlerini tamamlayan diğer yarattıkları ile ifa etmesi yaratmayı sebepler ve görünümler içinde algılamanın gerekliliğini ortaya koyar.

Yaratma, üzerinde akletmenin hiçbir şekilde olmayacağı bir saha değil aksine görünür ve anlaşılabilir olduğu yanları itibari ile akletmenin ve ilişkilerin ortaya çıkarılması gereken   bereketli ve çok çeşitli bir alandır.

Muhakkak ki sizin çalışmanız çeşit çeşittir.

Yaratıcı tek iken onun yarattıkları çeşit çeşittir.  Onların hepsi tek yaratıcının elindendir.

İnsanları da erkek ve dişiden yarattığı halde o insanları farklı kabiliyet ve yetenekte yaratmıştır.  Oysa dışarıdan bakıldığında iki ayrı insan gibi gözükse de bu iki ayrı insanın her birinin apayrı bir alem olduğunu hatta her bir erkek ve dişinin kendi içinde dahi apayrı alemler olduğu görülür.

Bu ayrılık farklı yetenek ve eğilimler içinde kendini gösterir.

Şu halde bunların yaptıkları işler farklı farklıdır.  Kimi gecenin karanlığında, kimi gündüzün aydınlığında çalışır. Gecenin karanlığında ya da gündüzün aydınlığında çalışanlar da bu vakitlerde farklı ya da birbirlerini tamamlayıcı işler yaparlar. Hatta aynı işi yapanlar dahi o işi farklı, daha iyi veya daha kötü, yaparlar. Şu halde herhalde bir farklılık vardır.

Ama bu bir çeşittir.  Bu çeşitlilik insandan sadır olurken aslında dişiyi ve erkeği yaratanın verdiği bir nitelik olmaktadır.

Şu halde bu çeşitlilik yaratana bağlanması gereken bir çalışma olmalıdır.  O halde bu çeşitli işler de ancak yaratan için olmalıdır.  Bu çeşitli işlerde üretim ya da erkek ve dişideki gibi doğum yaratana adama şeklinde  ifa edilmelidir.

Şüphesiz kim verir ve sakınırsa ve en güzeli doğrularsa ona kolay olanı kolaylaştırırız.

Genel bir hükümden bahsedilmektedir.  Bu genellik her bir birey için söz konusudur.  Bundan dolayı hiçbir kimseye pozitif ya da negatif bir ayırımcılık verilmez.

Bireye yaratılışından dolayı verilmiş olanlar vardır.  Verilen bu şeyler çeşit çeşittir.  Verilen bu şeyleri o her halde verecektir.  Çünkü vererek o hayatta kalacağını ya da rahat edeceğinin bildiği gibi, daha fazlasını alacağını da bilmektedir.

Ama sorun bunun hayatı kolaylaştırılıp kolaylaştırılmamasındadır.

Bireyin üzerine bu noktada düşen iş, vermektir.  Ama yalnızca vermek….  Verilecek olan ise sadece mal değildir.  Verilecek olan mal ile birlikte, evlat, zaman, enerji, emektir de.  Son tahlilde sahip olduğu ve/veya sevdiği her şeydir.  O halde vermek için her zaman bir şeyler vardır. Zaten erkek ve dişi şeklinde yaratılma ve işlerin çeşitliliği bunu apaçık bir şekilde ortaya koyar.

Erkek kendi durumuna göre , dişi kendi durumuna göre verecektir. Bunların işlerinin çeşit çeşit olması bu çeşitlik içinde vermeleri anlamına gelir. Şu halde hangi iş içinde olunursa olsun onda verilecek olan vardır. Zira bu çeşitlilik verme üzere ihdas edilir. Şayet yok gibi görülüyorsa nihayetinde o iş terk edilmek sureti ile verilir.

Fakat vermenin    niyet boyutu önem arz eder.  Bu da saygı ile olur.  Şu halde verilen saygı ile arz olunacaktır.  Bu saygı, samimi ve içten olmalıdır.

O halde vermenin usulu ve onun anlam kazanması ona saygının katılması ile mümkündür.

Saygı yaratıcıya duyulan saygıdır.  Zira her şeyin ortaya çıkış yeri onun elidir.  Şu halde saygının ona gösterilmesi gerekir.  Bu diğerlerine saygısızlıkta değildir.  Zira Ona saygı onun yarattığı her şeye saygıdır.  Zaten verilecek olanları bireye emanet edende o değil midir? O halde bunların verilmesi verene saygıdır.

Verilecek olan ise en güzel olan olmalıdır.  En güzeli de yine yaratıcı tayin etmiştir.  Hem en güzeli yaratmış hem de en güzelin ne olduğunu bildirmiştir.  Şu halde en güzel olanı vermek ancak onun için olur.  Aslında hem en güzel olanın verilmesi hem de verilenin güzelleşerek en güzel olması ona saygı ile verilmesi olur.  

Bu durumda aslında güzel olan verilen değil, onun saygı ile verilmesindendir.  Verilenin maddi değeri, küçük ya da büyüklüğü onun en güzel olmasını ya da güzel olmasını belirlemez.  Verileni güzelleştiren hatta en güzel kılan onun saygı ile verilmesidir.  O halde en güzel olan, bireyin saygı ile verdiğidir.  

İşte bu verme doğrulamadır.  Doğrulama ise bir sınanmayı gerektirir.   Sınanma yaratılmışlarla olan sınanmadır.  Bireyin erkek gibi güçlü algıladığı ya da dişi gibi doğuran ama  karanlık gecelerde ortaya çıkan  sinsi yada gündüz aydınlığında görülenlere rağmen en güzel olanı doğrulama sınamasıdır.  Doğrulama tüm iç ve dış etkilere ,etkilenmelere rağmen ifa edilmelidir.

Bireyin yapacağı budur.  Onun sınırları bu doğrulamanın en son raddelerine kadar devam etmedir.

Sonucun tayini ise yaratanındır.  Böylece bireyin yaptığı iş bir dişi ve erkeğin yaratmaya vesile kılınması gibidir.  O yalnızca kendi üzerine  düşeni  yapacaktır.

Sonucu ise tayin eden yaratıcıdır.  Zira sonuç bir başka yaratma ise ve yaratıcı da o ise o halde sonucu yaratanda, ondan başkası olamaz.

Ama o bunu kendi üzerine alan olarak onun için hiçbirşeyi zorlaştırmaz.  Zira o kendisi için veren ve saygı duyana, en güzel olanı doğrulayana neden zorlaştırsın ki?

O ancak kolay olanı verir.  Kolay olanı verirken onu bireyden uzaklarda bir yere koyup onun erişmesi içinde yolları zorlaştırmaz.  Aksine ona kolay olanı verdiği gibi kolay olanı onun kolayına koyar.  Hatta o kolay olanı, yakınına koyduğu gibi daha da kolaylaştırır.

Şu halde bu o bireyin duasıdır.  O büyük bir saygı ile ellerini(amel ifa eden) kaldırıp ona en güzel olanı sunarak doğrulamış iken şimdi onun elleri içindekine karşılık ellerine kolay olanı konulmuştur.

Nedir bu kolay olan? Kolay olan verilecek olanın kolay verilmesi, saygının nefsin kibirine rağmen içten ve samimi olması, en güzel olanın   verilmesidir.

Ama kim cimrilik eder ve kendini yeterli görürse.

Bu kişi diğerinin tam aksi biri.  Esasen aksi de biri.  Çünkü  gidilmesi gereken yönden aksi istikamete doğru gitmektedir.

Bu kişi yanında tutar.  Bu hali ile o mevcut durumunu koruyacağını zanneder. Aynı şekilde verilenleri sahibine  vermeyerek cimriliği ihanete dönüşmüştür. O bunlarla  kendini yeterli görmektedir.

Kendisini bunlarla tanımlayıp vermemeyi ya da biriktirmeyi bir güç olarak görmektedir.  O bunu yaptığında tüm eksiklerini tamamlayacağını zanneder.

Böylece hem verilenlerin sahibi olarak kendisini görmekte hem de sahip oldukları ile güçlü olduğunu zannetmektedir.  Bu durumda aslında O,  verilenleri kendisine sahip kılmaktadır.

Hem kendini yeterli görmekte ne demektir? Kimdir kendisini yeterli görecek olan ? Fiili olarak o kendisini böyle görse de aslında cimriliği ile farkında olmasa da böyle olmadığını göstermektedir.

Çünkü onun  cimriliği zayıf ve aciz olmasından başka bir nedene dayanmaz.

Ve en güzel olanı yalanlar ise

Bu kişi doğal olarak en güzel olandan kaçar ya da onu gördüğü ve idrak ettiği halde onun üzerini örter.  Onun örtmesinin nedeni en güzel olanın cimrilik ve müstağniliği reddeden ve yine bunun ortamını lağvetmeye yönelik teşvikleridir.  Zira o içinde bulunduğu durumun güzel dahi olmadığını bildiği halde bundan meneden ya da buna karşı olanı hem zihinsel planda toprağa gömüp çürütmeye çalışacak hem de hayatta onu öldürüp toprağa gömmeye çalışacaktır.

Bu kişinin hayatında artık güzellik yoktur.  

Çirkinlik olan bu hayat hep yalanlar ile doludur.  Bu kişinin hayatı baştan aşağı yalandır.  Hatta hayatı bu çirkinlileri doğrulaması nedeni ile kokuşmaya başlamıştır.

 

Ona zor olanı kolaylaştıracağız.

Onun şu halde ki duası istemediği halde yalanlama üzere olarak zor olanın adeta kendisine kolaylaştırılmasıdır. Rabb onu yalnız bırakmamış iken onun bu duasına da yine icabet etmiştir.

Ama o nasıl dua edeceğini bilmekte değildir.  Yaptığı dua başına iş açacak olan ağır bir duadır. Çünkü fiili olarak isteği çirkinlikler iken onun asıl istemesi gereken güzelliklerdir. Bu hali o ne istediğini bilmez. Ama istediği de Rabb ona vermiştir. Ona zor olanı kolaylaştırmıştır.

 

Düştüğünde malı ona fayda vermez.

 

O artık aşağılara yuvarlanmıştır.  Değersiz ve acı içindedir. O Rabbe saygı göstermedi , verilenleri saydı ve bunlar ile sayılacağını zannetti. Ama şimdi sayılmanın bu olmadığını anladı ve çukurlara düştü. Şimdi ona malları hiçbir fayda sağlayıcı değildir. Çukura atıp üzerini örttüğü o en güzeller değil aslında kendisi idi. Çünkü o en güzeller onun kendi içinde olan idi. Bu hali ile o kendisini yuvarladı.

Onu değerli kılacak ya da yükseltecek olan malı değildi. Zaten o malını kendisinin sahibi olarak görerek bu faydayı kendisi için zor bir hale sokmuştu.

O gece gibi karanlıklar içinde artık gündüzü olmayan biridir.  Onun yaptığı işler verimsizdir.  Onun ne kendisine ne de etrafına faydası vardır. O ancak o  karanlık işler içinde, zorluklar içinde, kendisini soyutlamış bir halde çamur çukurunda acılar içinde yuvarlanıp durur.

Muhakkak ki hidayet bizim üzerimizedir.

Hidayet yaratıcınındır.  O’ndan başkasının değil.  Zaten başkasının hidayeti göstermeye ya da iletmeye ne yetkisi vardır ne de gücü.

Hidayet gösterme Yaratıcı üzerinedir.  Çünkü yarattıklarını bilen odur.  O, yarattığının  nefsinin zayıf ve güçlü yönlerini , yollarının iniş ve çıkışlarını, tümsek ve çukurlarını, köprülerini ve virajlarını ancak o bilir. O yarattığını bilmez mi? Elbette bilir. Ama onun gibi kimse bilemez. Hidayet ancak ona ait iken ondan başkasının bilmesi zaten mümkün değildir. İnsana ilimden az bilgi verilmiş değil midir?

Hidayeti göstermek ona ait olduğu gibi hidayete iletmekte ona aittir.  O hidayetin sahibi olarak  dilediğini hidayete eriştirir.  Dilediğini ise eriştirmez.  Bu noktada kimsenin bir dahli olamaz.  Ne meleklerin ne de elçilerin.  Bunların hidayete, en güzeli doğrulama anlamında, erdirmesi söz konusu değildir.

Diğer   taraftan hidayet çağrıları ile çıkanların durumu ise ancak delalette olmaktır.  Onlar kendilerine ilimden az bilgi verilenler olduğu gibi, güzel olarak sundukları şeyler ise (ki onlardan bir kısmı bu şeylerin en güzel olmaktan çok uzak  fakat mevcutlar içinde iyi yada ehveni şer olarak nitelemişlerdir. )en güzeli yalanlama üzere kurulmuştur.

Bu halde onların hidayet olması söz konusu olamaz iken, hidayete erdirmeleri ise mümkün değildir.  Nasıl olurda hidayet yerine konulan delalet hidayete erdirebilir.

Hidayet denen bu delaletlerde en büyük ve temel unsur olan  yaratıcıya saygı yoktur.  Oysa hidayetin en temel unsuru budur.  Ne tek başına insan ne de tek başına en güzel olan, hidayeti oluşturur.  Hidayet bunların yaratıcıya yönelmesi ile tamam olur.  O halde hidayet yaratıcı odaklı olarak ortaya çıkar.

Zira insan olsa hidayet olsa ve insan, bu hidayetin üzerine düşen tüm gereklerini ifa etse bile yine de hidayette olmayabilir.  Çünkü onu hidayete eriştirecek olan, üzerine düşen o sebepleri ifa etmesi değildir.  O sebepler sonuçları tayin etmez.  Zira biraz önceki ayetlerde, kim verir ve sakınırsa, en güzel olanı doğrularsa denerek bireyin üzerine düşeni yapmasından bahsedilirken, ona kolay olanı kolaylaştırırız denmektedir. Yani o kolay yola ulaşır denmiyor. Yaratıcı bunun belirleyicisinin kendisi olduğunu ortaya koyuyor ve bunu “biz  kolay olanı kolaylaştırırız. ”diyor. Buna göre birey kendi üzerine düşeni yapacaktır. Sonucu tayin edecek olan onun yaptıkları değil ancak yaratıcıdır. Zaten Alemlerin Rabbi dilemedikçe siz dileyemezsiniz denerek hidayetin dahi dilenmesinin ondan olması gerekliliği vurgulanmakta değil midir?

Yaratıcı bu sonucu bunları ifa edenlere vereceğini söylerken, bunları hiç yapmayan hatta ona saygısızlıkta bulunanları    hidayete erdirmez.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA