22 Mayis 2018 Salı

Ala Süresi -2

24-02-2018 19:29 Güncelleme : 26-02-2018 09:05

Ala Süresi -2

Salla kelimesi ateşe doğru salınan olarak ifade edilirken diğer taraftan Rabb için her hayra destek olan kimse olarak zikredilmiştir. Bu manada salat ateşe sallanmaktan alıkoyan bir unsur olarak vardır. Bunun olabilmesi içinde o hatırlatma içinde olmak ,öze dönmek elzem olmaktadır.

Öyleyse hatırlat.  Fayda verecekse hatırlat.

Bu okutma kolay olanı kolay bir okutma iken bu okutmanın kolaylığı onun yabancı olmamasındandır.  Okutulacak olan aslında okuyacak olanın aşina olduğudur.  Şu halde ona okutulacak olandan kaynaklanan bir yabancılık yoktur.

O halde bu hatırlatma yaratmaya,  seviyelendirmeye, takdir ve yola uygun bir hatırlatmadır.

Kolay olanın kolaylaştırılmasının diğer nedeni de kolay olanın,  yaratmaya seviyelendirmeye, takdir ve

 

yola uygun olmasıdır.

 

Bu hatırlatma kolay olanın kolaylaştırılması için ise insanlara hatırlatılacak olanda kolay olandan başkası olmamalıdır. Zaten kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız şeklinde nebinin söylemi ve yine ondan bahsedilirken …. . Güzel şeyleri onlara helal kılar,  pis şeyleri onlara yasaklar.  Sırtlarından ağırlıklarını indirir,  üzerlerindeki zincirleri,  bağları söküp atar.  Ona inanan,  onu destekleyen,  ona yardım eden,  onunla indirilen ışığa uyan kişiler,  kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.  A’raf 157

Denmesi hatırlatıcının ve hatırlatanın niteliğini açıkça ortaya koyar.

Hatırlatıcıdan ve hatırlatmadan bu şekilde bahsedilirken diğer taraftan bunların devreye konulacağı zamandan da bahsedilmektedir.

 

Fayda verecekse hatırlat.

Bu zaman her zaman değildir.  Ama hiçbir zaman da değildir. Bunun zamanı şartlar olgunlaştığında her zamandır.  Buna göre o hatırlatmanın fayda vereceği zamanın tesbiti ve ne şekilde hatırlatmada bulunulacağı önem kesbetmektedir.

Hatırlatma uygun şartlarda, uygun kişiye, uygun bir lisan ile olmalıdır.

Bireyin hatırlatmadan fayda görmesi umulmuyorsa bu halde hatırlatma da bulunulmaz.  Çünkü bu durumda yapılan hatırlatma her halükarda ters tepip farklı yollara kayabilir.

Hatırlatma bir defa da olacak değildir.  Yani yapılan hatırlatma akabinde hatırlatılan fayda görmüyorsa bu durumda hatırlatmadan vazgeçilecek te değildir.

Hatırlatma bireyin ömrünün sonuna kadar muhatap olacağı bir nitelik arzeder.  Buna göre hatırlatma farklı şekillerde uygun ortam ve lisan ile devam edecektir. Şu halde fayda verme o kişinin ömrü boyunca bir ortamda olmasa da farklı bir ortamda fayda verebilir.

Bu durum hatırlatmanın hatırlatma olmaması , hatırlatmadan kaynaklanan bir akasaklıktan değil,  uygun ortam ve lisana rağmen muhatabın durumundan kaynaklanmalıdır.

Muhatap yaratılmışlar etkisinde kalarak,  takdirini ve yolunu değiştirmek istemeyebilir. Fakat O,  yaşadığı sürece hatırlatmanın yumuşak, tatlı sert ya da sert uslupları ile muhatap olmalıdır. .

Ancak korkan öğüt alacaktır.

O halde öğüt alacak olan o kimse hürmet ile birlikte korkunun kendisini kapladığı kimsedir.

Bu kimse Rabbin yüce ismi karşısında onu büyük görerek korkar.

O bu korku ile hiçbir şeyden artık korkmaz.  Rabbin yüce isminden korku onu diğer tüm unutturucu olanlara karşı cesur kılmıştır.  Buna göre öğüt alan,  cesur olandır.

Öğüt alacak olma ile korku arasındaki bu ilişki anlamlıdır.

Yüceliği ile Rabb’ten korkma ,  onun okutmasını en yüce görmedir. Esasen bu onun yaratmasının seviyelendirmesinin , takdirinin ve hükmünün de en yüce olmasındandır.

Bu durum bireyde onu tazim etme , büyük görme,  husule getireceği gibi onun heybetinden dolayı da bir korku husule getirir.

Dolayısı ile bu korku pısırık bırakıp,  aşağılayan bir korku değil, aksine bireyi kendisine getiren(yaratılışına uygun) öğüt olmaktadır.

Bu öğüt müzakerecinin kendisi içinde geçerlidir. O da unuttuğu kendisine hatırlatıldığında haşyet ile birlikte o hatırlatmadan öğüt alacaktır.

 

 

Pek bedbaht olan ise kaçınacaktır.

Diğeri daha vardır ki bu korkanlardan değildir.  Ona yapılan hatırlatmaya karşı da öğüt alacak şekilde yaklaşacak değildir.

Onun niteliği pek bir ayrılıkçıdır.  O yaratılışından ayrılmıştır. Nefsinden ayrıldığı gibi insanlar arasındada ayrılık çıkaran en azgın kişilerdendir.

Onun şakiliğinin böylece en üst seviyede olması onun öğüt almasına manidir.  Çünkü o yaratılışından kaçmaktadır ya da ona karşı şakilikte bulunmaktadır. Eşkiya,  hatırlatmadan anlar mı? Kaba, vahşi insanlıktan tümü ile çıkmış,  yaptığı yalnızca yakıp, yıkmak olan bu kimseden başka ne beklenebilir ki? Buna göre o öğüt bu kimseler için fayda vermese de bunun dışındaki herkes için fayda verebilir.

 

Öyle ki o en büyük ateşe yaslanacaktır.

Yapılan bu öğütler ateşe yaslanmaktan beri durmak içindir. Şu halde o bir kurtuluştur. Ama buna rağmen o öğütten faydalanmayanlar için artık hayat anlamsızdır. Onun için hayat bir cehenneme dönüşmüştür. Acı,  ızdırap,  korku ve huzursuzluk içinde kıvranmadan başka bir şey yoktur.

Bu onun yaptığı işe uygun bir karşılıktır. O büyük bir iş yapmıştır. Yaptığı bu büyük işe karşı da büyük bir ateşe yaslanmıştır. Bu halde onun yaslanacağı tüm her şey ateş içinde erimiş iken geriye ateşten başka bakiyede kalmamıştır.

 

Sonra orada ne ölür ne de hayat bulur.

Şaki olan için bir kurtuluş olacak olan ölüm olmadığı gibi,  yaşanacak bir hayatı da yoktur.

O kurtuluştan kaçmış iken kendisine hayat verecek olandan da kaçmıştır.  Böylece belirsizliğin endişe ve korkusu içinde terk edilmiş olarak orada kalır.

Oysa öğüt onu alıp çıkaracaktı.  Onu ateşlerden koruyup serinlik verecek  hayatın idrakine vardıracaktı.  Onu yükseklere doğru da tırmandıracaktı.

 

Muhakkak ki arınan felah bulmuştur.

Felah bulmanın tek yolu vardır.  Bu yol muhakkaktır. Bundan başka felah bulma sözkonusu değildir. Buna göre felah ancak bu şekilde bulunur.

Felah bulma arınma ile mümkündür.

Arınma ile hatırlatma kelimelerinin aynı kökten olması arınmanın bu hatırlatma ile olacağını ifade eder.  Şu halde arınacak olan bu hatırlatma ile arınacak olandır.

Birey nefsini yaratılış seviyelendirme,  takdir ve yol ile ilgili olmayan ile yani uzak durulması gereken  çamur ile sıvamaya başlamış iken ona yapılan bu hatırlatma temiz bir su gibidir.  Bu hatırlatma ile o  hem yaklaşacak olan ateşi söndürecek iken  hem de çamurlarını temizleyecektir.  Böylece ferahlar.

Rabb  onun durumunu ortaya koyarken ona bu durumdan kurtulma yolunu da izah etmiş olarak bir kez daha yüce adının anılmasının delilini kuluna göstermiştir.

Rabbinin adını anan ve salat eden..

Hatırlatmanın ne olduğu veya ne üzere olacağı şu halde açıklanmıştır.

Hatırlanılacak olan yaratan,  seviyelendirip,  takdir edip yol gösteren yüce Rabbin adıdır. Bu anış bu niteliklere haiz olan olarak ona olmalıdır. Zira bu niteliklere haiz olan odur. Bunlar bireyin hayatını tümü ile sarıp bireyin hayatı da bunlar üzere olmalı iken bu anma böylece hayatın üzerine olacağı temel ve sürekli bir nitelik arzetmelidir.

O halde Rabbin adının anılması arındırıcı terbiyevi bir etkiyi bireyde hasıl etmelidir.

Bu hasıla ise salat etmeyi da gerektirir.  Zira salat kötülük ve fahşadan alıkoyup,  Rabb ile bağları güçlendiren olması hesabı ile Onun adının anılması noktasında büyük bir dayanak olmaktadır. O halde salat bu şekilde bir hasılayı ifa ediyorsa namaz vasfını kazanabilir. Yoksa arındırmayıp Rabbin adını anma noktasında bir dayanak ta olmuyorsa o namaz birey için bir çürük bir asa olur ki birey yerlere düşerde kendisini kirletebilir.

Salla kelimesi ateşe doğru salınan olarak ifade edilirken diğer taraftan Rabb için her hayra destek olan kimse olarak zikredilmiştir. Bu manada salat ateşe sallanmaktan alıkoyan bir unsur olarak vardır. Bunun olabilmesi içinde o hatırlatma içinde olmak ,öze dönmek elzem olmaktadır.

Bir yanda ateşe yaslanacak olan şaki diğer yanda Rabbin adını sürekli hatırlayarak arınan ve  ona yaslanan haşyet içindeki biri.

Haşyet içinde olan bu birey yaratmaya uygun,  seviyeli,  güzel takdirde bulunan ve doğru yolda olandır.

 

Doğrusu siz dünya hayatının esiri oluyorsunuz.

Fakat öyle insanlar vardır ki bunlar esir olmuşlardır.  Hem de öyle bir esir olmuşlardır ki sadece bedenleri ile değil, adeta ruhlarını da bu esarete kaptırmışlardır.

Bunlar yakın olup geçici olan şu hayatı tercih edip onu üstün tutmaktadırlar. Fakat bu sadece hal ile ilgili değildir. Bu durumda onlar geleceği de bu tercihlerinin esareti altında tutarak geleceği de buna göre yorumlamaktadırlar. Şu halde geleceklerindeki refahı,  halde dünya olanı tercih etmekle olacağını ya da onun esiri olmakla olacağını zannetmektedirler.

Dünya hayatının esiri olan geleceğini yakmış olandır.  O hatırlatma suyu ile şu dünyasında tohumlarına su vermeyip onları çerçöp haline getiren çiftçi gibidir.

Bunlar bu hali ile arınmada gözü olanlar değildir.  Dünya hayatı bunlar için onları kirleten bir pislik haline dönüşmüş ve zamanla kaskatı bir çamur olup, taşlaşarak onları altına almıştır.

Oysa Rabbin terbiyesi bu esaretten onları arındırarak kurtarmak içindir.

 

 

Ahiret hayırlı ve süreklidir.

Gelecek olan ise hayırlıdır. Onun hayrı onun faydalı olmasındandır. Onun hayrı onun esir tutmamasındandır. Şu halde bunun bırakılması hayrın bırakılması ise alınan da şer olmaktan başka ne olur ki?

Diğer taraftan gelecek olan süreklidir de.  Onun kesintisi yoktur. Geçici olup, zaman içinde kaybolucu da değildir. Çünkü o zamanın esiri değildir. Onun devamlı olması ve bu devamın sürekli olarak hayırlı olması hayrın  kesintiye uğramaksızın sürekli olacağını ifade eder. Sürekli hayırlı olanın içinde  ise şer’e yer yoktur.

O halde dünya hayatı isteğinden,  gelecek hatırlanarak arınılmalıdır.

Şüphesiz bu ilk sahifelerde de vardır. İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde.

Bu zamanın her dönemindeki bireyler için geçerli olan eskimeyen hatırlatmadır. İlk insandan bu yana hep vardır ve var olacaktır.  Şu halde Rabb bireyin yaratılışına(Özüne) dönmesini istediği gibi insanlık tarihine de bağlanmasını istemekte ve evrensel hatırlatmada bulunarak bireyler için en iyi ve güzel olanını istemektedir.

İşte İbrahim a. s. Rabbin yüce adını anan biri olarak tüm insanlığın babasıdır.  O arınma pahasına ateşlere girmiş ama Rabbin yüce adını büyük bir meşgale olarak görmesi ile ateşler ona yakmamıştır. Hatta onlar onun bu mesgul meşalesi yanında selam olmuştur.

O İbrahim ki,  Rabbin yüce adını anmak üzere babasını ve kavmini terk etmiş, en sevdiği oğlunu kurban etmekten geri durmamıştır.

İşte insanlığın babası olan İbrahim a. s insanların yollarından gitmesi gereken olarak  kitaplarının sahifelerine onu yazmalıdırlar. Eğer onun torunları ise ya da ona uyduğunu söylüyor ise onun kitabına uymalıdırlar.

Musa a. s. Yüce olan Rabbin kuluna yakın olup ona değer verdiğini göstermek üzere kendisi ile konuştuğu  bir peygamberidir.

Sekiz ya da on yıl Medyen’de büyük bir imtihana çekilip arındırılarak Rabbin mübarek ateşinden istifade etmiştir . Bu ateş içinde ve etrafında olanlar mübarek kılınmışken O’na burada dirilişin büyük ayetleri okutulmuş , arınmanın(elin bembeyaz olması) ayetlerini de  müşahade etmiştir.

İşte ona tabi olduğunu söyleyenler de onun sahifelerine  uymalı kendi kitaplarının sahifelerine bunu yazmalıdırlar.

O halde birey eğer atalarının yoluna uyacaksa işte atası olan İbrahim a. s ‘ın yolu.  Bu yolda Musa gibi eğitim ve  değer verilmesini istiyorsa,  işte Rabbin okutmayı üzerine alması ve bu hatırlatma ile konuşması…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA