22 Mayis 2018 Salı

Tekvir Süresi Tefsiri-1

19-01-2018 21:40 Güncelleme : 20-01-2018 22:02

İnsanlar kendi alemlerinde birilerini ya da bir şeyleri aydınlatıcı olarak görürler. Onları bu manada alemlerinin güneşi olarak görürüler. Gördükleri bu güneşler ise onlar için aslında bir aydınlık değil karanlıktan başkası değildir. Zira onlar güneş olarak gördüğü bu şeyle karanlıklar içinde kör olmuştur. Oysa güneş kör değildir. Ama o insanlar güneşi , güneş olarak değil başka birini ya da birilerini ama güneş olmayanları güneş yerine koymuşlardır.(güneşe tapanlar hala var iken, kendi dünyasının aydınlığı ve nuru manasında edinilen güneşlerde aslında insanları alacakaranlığa sokmaktadır. Allah ise göklerin ve yerin nurudur.)

 

Güneş köreldiğinde.

Aydınlığın kaynağı olarak var olan güneş dünya aleminde insanlık için büyük bir ayettir. Onun aydınlığında, insanlar bir çok uğraşlar içinde bulunurlar. Bu hali ile onların tüm uğraşları için gündüz ve onun delili olan güneş bu ilişki içinde insanın gözünün ışığıdır.Zira insanlar işlerinin önemli ve büyük ekserisini güneşin aydınlık vaktine göre belirlemektedirler.

İnsanların ona bakışları ise sadece gözleri ile olurken bu bakış gözü alırcasına ona bakamamalarından kaynaklanmıştır. Böylece onların onu değerleme ona basiretler ile bakma değil yalnız ışıkları ile dünyayı aydınlatan sığ bir değersizlik ile olmuştur.

Oysa ona basiretler ile bakıldığında onun durumu gerçektende insanın gözünü kamaştırır ve onun insan hayatındaki etkileri insanın alemini aydınlatır.

Bu hali ile güneşe bakılması ve onun idrakine varılması elzemdir.

Fakat alışılagelen bakıştan çok daha farklı bir durum daha vardır ki o da aslında Güneş’in kaderinin bir parçasıdır. Güneşte bir gün sönecek, körelecektir. Bu mutlak olarak olacak gaybi bir vakıadır.

Onun bu hale gelecek olması mevcut durumun ne kadar büyük bir nimet olduğunu idrak etme açısından daha da bir önem kazanır.

Güneşin körelmesi şu alemde belirli bir zamanda olacak iken onun insanın aleminde körelmesi sadece o zamanda değil, insanın ölümü ile güneş onun için körelecek iken yaşadığı şu alemde de güneşi kendisine kör kılabilir.

Güneşin kör kılınması bu mana da anlamlıdır.

İnsanlar kendi alemlerinde birilerini ya da bir şeyleri aydınlatıcı olarak görürler. Onları bu manada alemlerinin güneşi olarak görürüler. Gördükleri bu güneşler ise onlar için aslında bir aydınlık değil karanlıktan başkası değildir. Zira onlar güneş olarak gördüğü bu şeyle karanlıklar içinde kör olmuştur. Oysa güneş kör değildir. Ama o insanlar güneşi , güneş olarak değil başka birini ya da birilerini ama güneş olmayanları güneş yerine koymuşlardır.(güneşe tapanlar hala var iken, kendi dünyasının aydınlığı ve nuru manasında edinilen güneşlerde aslında insanları alacakaranlığa sokmaktadır. Allah ise göklerin ve yerin nurudur.)

O halde yapılması gereken kör eden bu güneş(!)leri, körleştiriciler olarak kabul ederek onlara kör kesilmek olmalıdır.

Aslında olması gerekende budur. Zira bunlar güneş değillerdir. Güneş olmadıkları gibi de güneşin aydınlatıcılığını da sahip değillerdir. O halde aleminizin güneşi kim ki sönmeyen nur(Allah) ile bakamıyoruz?

Yıldızlar kararıp döküldüğünde.

Gündüzlerin ışığı olarak güneş var iken şimdi karanlıklar içinde yol gösterici olarak yıldızlardan bahsedilmektedir.

Yıldızlar insanlık aleminde bu niteliğe haiz iken insanların bu manadan olarak kendilerine yol göstericiler olarak edindiklerini de ifade eder.

İnsanlar şu veya bu şekilde alemlerin içinde kendilerine yol gösterici bir kılavuz aramışlardır. Bu onların ihtiyacıdır.

Onların yıldızlar edindikleri ise acaba gerçektende yıldız konumunda mıdır?

Eğer ki onlar karanlıklar içinde kaldıkları halde kendilerine yıldızları yıldız ediniyorlarsa bu durumda karanlıkları delebilirler.

Fakat yıldız olmadıkları halde kendilerinin yıldız olarak görüp, yıldız vasfı verdikleri o şeyler onlar için yıldız olamaz. Ama buna rağmen onlar hala onları yıldız olarak görülüyorsa bu durumda onlar karanlıklar içinde kalırlar. Zira bunlar  yıldız olma niteliğine haiz değillerdir.

Yıldızların kararıp dökülmesi, hem edinilecek olanın yıldız olması vasfına haiz olması açısından önemli iken diğer taraftan zaman kaybetmeden gerçektende yıldızların yol göstericiliğine tabi olmayı gerektirir.

Zaman geçebilir ve artık yapacak bir şey olmadığında o kişiye yol gösteren olmaz. Onun için artık yıldızlar kararmış ve dökülmüştür.

O halde yıldızın kim? Film yıldızları mı?, Pop yıldızları mı? Ya da akademisyen olarak görülen bir takım insanlar ile, omuzlarında yıldız taşıyanlar mı? Ya da atalar, beyler veya büyükler mi ?

Dağlar yürütüldüğünde.

Dağlar yeryüzünün sabiteleridir. Yerin durulacak yer olmasında Rabb onlara bu görevi vermiştir ki insanlar  yeryüzünde sarsılmadan durabilsin.

Onların yürütülmesi onların bu konumlarını yapamamaları anlamına gelmektedir. Öyle ise şu anda onlar ile bu yerde durmak, üzerinde durulması gereken bir nimettir. Dağlarında bu şekilde insan ile kuvvetli ve sarsılmaz bağları vardır.

Bu nokta da onlarında üzerinde düşünülmelidir.

Dağların yürütülmesi bu yerin artık kalınacak yer olmadığını ya da olamayacağını ifade eder. Buna göre bu yerde hiçbir insan sabit değildir ya da bu yerde sabit değildir.

Eğer burada ilelebet sabit durulacağı zannediliyorsa bu durumda bu sabit fikirliğin karanlığından kurtulmak gerekir.

Dağlar bu şekilde insanın hayatındaki algılar ile de ilgilidir. Onun, alemini kuracağı sabiteleri de ifade eder.Şayet bu sabiteler gerçekten insanın  sarsılmasına mani oluyor ise sabite olarak edinilmesi gerekirken, savrulup ayağının altındaki zeminden kayıyorsa onun sabite edindiklerinden derhal arkasını dönerek kaçması gerekmektedir.

Bu nokta da onun dağlar gibi olan hatta karşısında dağların dahi parçalanacağı sabitelere sahip olması gerekir.

Şayet biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. Haşr 21

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doğurmaya yakın develer bırakıldığında.

 

Sözkonusu edilen develer insanların etinden, sütünden ve kendisinden çok yönlü olarak faydalandığı bir bereket kaynağıdır. Şimdi ise onun bu bereket kaynağını bırakması sözkonusu. Deve nezdinde sözkonusu edilen insanların ellerinde bereket kaynağı olarak gördükleri her şey olabilir.

Şimdi bu bereketlerin terk edilmesi ondan daha önemli olanı ya da daha bereketli olanı alma anlamına da gelebilir.

İnsanlar peşlerinde koşup hırs edindikleri o şeyleri onlardan daha bereketli olan şeylere tercih etmemelidirler.

Çünkü onların tercih ettikleri doğurmaya yakın develer...  onların aslında gerçektende bırakması gerekenler olabilir. Zamanı geldiğinde bunu bırakabilmelidirler. Zira onlar istemeseler de bir gün muhakkak ki onları bırakacaklardır.

Onları bırakmaları onların daha bereketli olana doğru gitmeleri sözkonusu olduğu gibi  onların bunları dert edinmemeleri anlamına da gelir.

Diğer bir deyişle her an doğurmaya yakın develeri bırakma iradesi olmalıdır. Böylece fiili durum belirli bir zamanda olurken ,  bırakabilme iradesi de her zaman olmak durumundadır.

Aslında  bırakılacak olan sadece bereket kaynağı değil, çöl insanının hayatında deveye bakıldığında en temel ihtiyaçlarını ondan karşıladığı da görülür.

Bu halde en temel gibi görülen ihtiyaçları dahi terk edebilecek, fiili durumda bu fiilin ifa edilmesi gerektiği gibi, bu fiili ifa edebilme iradesinin de diri olması gerekmektedir.

İşte alemi güneş ışıkları ile aydınlanan ya da ısınan , aleminde yıldızlar ile yol bulanlar ile ayakları dağlar gibi yere basanlar  bunlardır.  

Vahşi hayvanlar biraraya toplandığında.

Vahşi hayvanların dahi bir araya toplanması zamanın dehşetini ortaya koyar. Zira vahşi olanhayvanlar o korkunç durumdan dolayı vahşiliklerini yitirmiş ve bir araya gelmişlerdir.

O halde onların vahşiliğini körelten bu hadise bu ayetlere muhatap olanlar da da aynı etkiyi husule getirmeli değil mi ?

İnsanların o günün dehşeti ile yabaniliklerini ve vahşetlerini köreltip, yıldızlar gibi parlamaları  gerekmez mi? Birbirlerini avcısı olup, kan döken, kız çocuklarını vahşice, diri diri , gömen o insanların birbirlerini kovalamaktan vazgeçip bir arada yaşamaları gerekmez mi?

Şu halde bu ayet o günkü durumu görsel bir şölen değil, o günü bu zamana taşıyarak insanlık hayatının nasıl olması gerektiği şeklinde bir tespitte de bulunmaktadır.

Sanki yaşanıyormuşçasına anlatılan bu hadiseler karşısında insan vahşi hayvanların vahşiliklerini unuttuklarını görürken o hadiseler içinde olarak kendi vahşiliğini de insanlar ile bir araya gelme önünde engel olmaktan kaldırmalıdır.

 

 

 

Denizler kaynatılıp birbirine karıştığı zaman.

Yeryüzünde bulunan denizler arasında varolan  engellerin kaldırılması haline vucuda gelecek olan durum gerçekten de çok büyüktür. Bunun akabinde vucuda gelecek olan durum, büyük seller, her tarafın su basmasıdır.Artık  yeryüzü yaşanacak bir yer olmaktan çıkacak ve her şey sular altında kalacaktır.

 Artık bu alem yaşanacak yer değildir. Burası yaşanacak yer olmaktan çıkmış ve yeni bir hayat ortamına ihtiyaç hasıl olmuştur.

Bu hal muhatabın içinde bulunduğu güneşi kör, yıldızları bulanık, sarsıntılı  alemi yıkması ve sel suları ile temizlemesi anlamını da ifade eder. Bu alem üzerinde yaşamın olduğu ebedi bir alem de değildir. O, bu aleme bakışını bu haller başına gelecek olan bir yer olarak değerlemelidir. Böylece bu alemi ebedi bir alem değil, sonlu olarak görmelidir.Hal böyle iken düşünüş ve amellerini de bunu göre ifa etmelidir.

Onun bu şekilde görecek gözlerinin nuru işte bu hadisedir. Ona bu alemin bu hale geleceğinin yıldızları da yine bu hadisedir. Şu halde bu dünyada vahşileşip, saldırgan olmamalıdır. Aynı şekilde yaşanacak olan bu hadiselerin gerçekliği karşısında da sanki onlar olmayacakmış gibi yabani de kesilmemelidir.

 

Nefisler çiftleştirildiğinde.

O halde kendine gelmelidir. Şimdi o yeni bir hayata başlamalıdır. Bu hayata başlama onun nefsinin arzu ettiğidir.Zira bu onun nefsinin eşidir. Onsuz bu yeni hayat olmaz. Buna rağmen ona nefse biçilmeye çalışan ya da onunla evlendirilmeye çalışılanlar o nefsi ayağa kaldıracak olanlar olamaz. Çünkü  bunlar o nefsin eşi değildir. Onlar hep bu nefse zarar vermiştir. Güneşlerini karartmış, yıldızlarını dökmüş, sabitelerini tarumar etmiş, denizlerini fışkırtarak ona bu dünyada durulacak yer bırakmamıştır.

O halde Güneşin ışığı ile yıldızların yol göstermesi  ile en bereketli olan ile ihtiyaç olarak görülenin terk edebilme iradesi ile ,bu dünya hayatına bağlılık arzusunun sulara gömülmesi ile o nefis eşini bulur ve yeryüzünde durulacak bir yer bulabilir.

Daha genel anlamda ise sözkonusu edilen nefsin eşi ile birleştirilmesi tüm insanlar için sözkonusudur da. Artık şu alem tümü ile yıkılmış ve sular altında kalmış iken  yeni bir hayat başlamıştır.

 

Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda

Şimdi alemin sular altında kalıp mahvolması yapılan işlerinde o şekilde geçmişte yıkıntılar arasında çürüyüp kaybolması veya denizin onu içine alarak karanlıklarında boğması anlamına gelmez.

İnsanlığı karşı işlenen en büyük suç sorgulanmaktadır. Çünkü söz konusu edilen insanlık neslinin devamını sağlayacak olan erkek nefsinin eşinin yok edilmeye çalışılmasıdır.

Nefislerin eşlerinden uzak tutularak o eş olarak görülmemekte böylece insanlık alemi karartılmaya çalışılmaktadır.

Dikkat edilirse o insanlar eşin daha ne olduğundan böylece bereketin ne olduğundan dahi habersiz olmaktadırlar. Ya da haberleri olduğu halde insanlık alemine vahşice saldırmaktadırlar.

Kız çocuklarının diri diri gömülmesi onların salt bilindik manada toprağa gömülmesi anlamında değildir. Çocuklarının eğitimi ile ilgilenecek olan bir anne ve eşinin sukun bulacağı bir eş olması  veya toplumsal konularda faydalı olabileceği alanlar itibari ile onun eğitici bir anne veya sukun buldurucu bir eş ya da toplumdan soyutlanarak uzak tutulması da anlamlıdır.Bu halde o çocuklar için ölü bir anne, ölü bir eş,toplum için ailedeki ve toplumdaki görevlerini ifa etmeyen bir ölüm hali içinde olur.Ölmemiştir, Fiziksel olarak diridir.Fakat o bu işlevini yapmayarak şayet bir leş haline dönerse etrafına da da bu hastalığı saçacaktır.

Olayın en yakın mağduru olan bebek ya da biraz büyümüş olan masum kız çocuklarına bu sorulacaktır.

Ya da bu Anne veya eş ya da toplumda faydalı   olma konumunda olması gerekenlere de.

Hangi suçtan öldürüldü.

Onun suçu  ne idi? Onun suçu yalnızca kız olarak yaratılması mı? O şeytandan bir parçamı taşıyordu. Anne-babası için yüzkarası mı idi? Kardeşlerinin başını belaya sokan mı idi? Süslenip te yalnızca gözetilmesi gereken bir yük müydü ? Ya da tüm fesadın kaynağı mı idi?

Bu nedenle hep ikinci planda tutulup aşağılanmalı, sert davranılmalı ve ev hapsinde tutularak esir muamelesi mi görmeli idi? Bunlar insanlığa karşı işlenmiş suçlardır..

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA