20 Temmuz 2018 Cuma

Fatiha Süresi Tefsiri 4-6

06-01-2018 07:35 Güncelleme : 06-01-2018 07:42

Alemleri Rabbi varken onların bu Rabb karşısındaki konumu başka bir şeydir, o da hizmetten başkası değildir. Şu halde tüm alemler ancak onun hizmetkarı olmaktadır. Bu hizmetin hiçbir istisnası yoktur. Alemlerin efendisi ifadesi bunu gerektirir.Buna göre ne güneş, ne ay, ne yıldızlar, ne de başka biri ya da bir şeyler hizmetkarlıktan öte geçemez. Aynı şekilde insan ya da insanlardan bir kısmı ya da birisi de. Ne melekler, ne Meryem’in oğlu İsa, ne Son nebi, ne alim ,şeyh, üstad, Hoca vs. isim ve unvan altında olanlar. Bunların hepsi ama hepsi yalnızca bir hizmetkardır. Değer ancak hizmetkar olduğunun bilincinin artması ile hizmetin gereğini ifada ortaya çıkar. Ama hiçbir zaman efendilikten bir parçayı onlara katmaz.

Ancak sana hizmet eder ve ancak senden yardım dileriz.

Allah alemlerin Rabbi iken Rabbi olduğu alemlerin konumu ise rablik değildir. Ne toprak, ne gök , ne de yer, ne de insan. Onların Rabbi varken onların bu Rabb karşısındaki konumu başka bir şeydir, o da hizmetten başkası değildir. Şu halde tüm alemler ancak onun hizmetkarı olmaktadır. Bu hizmetin hiçbir istisnası yoktur. Alemlerin efendisi ifadesi bunu gerektirir.

Buna göre ne güneş, ne ay, ne yıldızlar, ne de başka biri ya da bir şeyler hizmetkarlıktan öte geçemez.

Aynı şekilde insan ya da insanlardan bir kısmı ya da birisi de. Ne melekler, ne Meryem’in oğlu İsa, ne Son nebi, ne alim ,şeyh, üstad,  Hoca vs. isim ve unvan altında olanlar. Bunların hepsi ama hepsi yalnızca bir hizmetkardır. Değer ancak hizmetkar olduğunun bilincinin artması ile hizmetin gereğini ifada ortaya çıkar. Ama hiçbir zaman efendilikten bir parçayı  onlara katmaz.

Alemler içinde bulunan tüm deliller bu hakikati izhar etmektedir.

O halde ona hizmet zorunlu olmaktadır. Zira onun alemlerin rabbi olması her şeyi rahmet olarak vermesi din gününün sahibi olması O’na hizmeti zorunlu kılmaktadır.

Hizmetkarlık bu noktada bir rahmettir. Zira ondan bunu istemekte rahmeti istemektir. Rahman ve rahim olana Hizmetkarlık etmek gerekmez mi? Tümü ile Hizmetkarlarına rahmet edip onlar ile arasındaki ilişki Rahim olana Hizmetkarlık , Hizmetkarlığın rahmetten başka bir şey getirmeyeceğini ifade eder. Rahman ve rahime Hizmetkar olan, rahmetten başka bir muamele görmez. Rahmete düçar olan bu Hizmet aslında rahmetten de nasibini almış olan olmaktadır. Şu halde o da rahmet için vardır.

Biz seni alemlere rahmet olmaktan başka bir şey için göndermedik. Ayet…Ayeti salt Son nebi için değil onun yolunun elçileri olan her bir Hizmetkar içinde sözkonusudur.

Diğer taraftan Hizmetkarlık sorgulanmayı da kabul etmektir. Zira kendisine Hizmetkarlık edilecek olan Rahman ve rahim iken o aynı zamanda sorgu günününde sahibidir. Buna göre Hizmetkarlık ona karşı sorumluluğu ilham eden bir hesap verme şuuru oluşturan hal almaktadır. Bu durumda Hizmetkarların söz ve eylemleri  sorgulamada esas olacak bir nitelikte kabul edildiğinde Hizmetkarların söz ve eylemlerini sorumsuzca ifa edip azgın ve fesat ile nefsine ve başkalarına Hizmetkarlık etmesi sözkonusu  olmaz. Buna göre sorgulama başkasına Hizmetkarlıktan menedici iken başkasına Hizmetkarlık ederek Hizmetkarların onlar karşısında kendilerini aşağılık görmesinden de men etmektedir.

O halde Rabbin nitelikleri Hizmetkarlara da rahmet ve şeref vermektedir.

Şu halde onun varlığının ve Rububiyyetinin idrakinde olmak  gerekmektedir.

Tüm insanların ortak noktası budur. Hepsinin söylemesi gereken hakikat bundan başkası değildir.

Fakat bunu ifa ederken ortaya çıkacak olan engelleme, saptırma gibi nefisten ya da nefsin dışından gelecek olanlar Hizmetkarlığa zarar verici ya da onu zor kılıcı olarak ortaya çıkabilecektir.

Bu halde yapılması gerekende Hizmetkarlık edilenden yardım   beklemektir. Şu halde alemlerin efendisi olan Allahtan rahmetini yardım olarak bir kez daha istemek gerekmektedir.

O Allah yardımı kendi üzerine almıştır. Bu noktada da Hizmetkarlarını kendi halini bırakmış değildir.

Bu durumda Hizmetkarların ona Hizmetkarlık etmesine mani hiçbir engel olmadığı gibi onlar hiçbir mazerette ileri süremezler. Sürdükleri mazeretlerin tümü baştan geçersiz olmaktadır.

Hizmetkarlığın ifası şu halde insanın kendi güçleri ile ifa edemeyeceği kadar zor iken onun Hizmetkarlık ettiği alemlerin  Rabbinden yardım almadan ifası da mümkün değildir.

Bu, Hizmetkarlığın dosdoğru ve istikrarlı bir şekilde yapılmasını sağlarken ona olan bağlılığı da arttırır.

O halde her kim ona Hizmetkarlık için yönelirse yardımı da ancak ondan istemelidir.

 

Şayet nefsi ya da nefsinin dışındakilere bu noktada yardım mahiyetinde sığınması halinde onun Hizmetkârlığa tehlikeye girecektir. Zaten Onların ona yardım etmeleri daha baştan mümkün değildir.Çünkü onlar yardıma muhtaç olup,kendilerine dahi yardım edemezler ki.Bu konum tüm alemler  içinde böyledir.Onların her biri ancak onun kudret eli ile ayakta durmakta ve rızıklanmaktadır.

Bu noktada Hizmetkarlık edecek olanın Hizmetkarlık noktasında onlardan yardım istemesi kendisinden daha zayıf olandan yardım istemesi anlamına gelir ki bu durumda o kendisini aşağılamış olur.

Diğer taraftan bu durum Hizmetkârlığın ifası noktasında onların yardım gibi unsurları karşısında sapmayı husule getirir. O halde onların karşısında Allah’a Hizmetkârlığa yaraşır bir dik duruş ve kuvvetlice durmak gerekir.

Yardım da Hizmetkarlık gibi ancak Alemlerin Efendisi odaklı olmalıdır.

Bu durum diğer taraftan insanın zayıflığını  da ortaya çıkmaktadır. Zayıf olan olarak onun her zaman Alemlerin Rabbine muhtaciyeti   söz konusudur. Zira her şeyini Alemlerin Rabbine borçludur. Yer, gök ve ikisi arasındakileri ıslah edip onun için yaşanabilir hale getiren ve ona rızık veren ondan başkası değildir. Şu halde o ancak Allahın yardımı ile yaşamaktadır. Onun desteğini çekmesi halinde onun adı bile okunmaz.

Bu durum gayri iradi olarak böyle iken iradi olarak ta farklı değildir.

Zayıf olan olarak onun Hizmetkârlığı ifada zorlanması , hatalara düşmesi, yanılgılar içinde olması mümkündür. Bu onun hamde layık olmayan olduğunu bir kez daha gösterirken diğer taraftan onun Hizmetkar olmasının da apaçık işareti olmaktadır.

Hizmetkarlık kendisinden yardım istenecek olana yapılacak ise şu halde ondan başkası kendisine dahi yardım edemez iken onlara Hizmetkarlık ta edilemez. Hizmetkarın, Hizmetkarlık etmesinin en temel özelliği kendisine yardım edilmesidir. Onun kendisine yardım etmeyecek ya da edemeyecek olana  Hizmetkar olmasının hiçbir alem(ilmi) de yeri  yoktur. Buna rağmen böyle birine Hizmetkarlık edenler ancak cahiller olarak adlandırılır.

Hatta bu durumda yardım edecek olandan kendisini mahrum bıraktığı için yardıma daha da muhtaç aciz ve zavallı bir duruma düşer.

 

Bizi doğru yola ilet. Dosdoğru istikamet üzere.

Hizmetkarlık insana verilen büyük bir hediyedir. Çünkü Hizmetkarlık onu değersiz kılan ya da aşağılayan bir konum değil. İnsan ancak bu hediye ile değerli olur. Hizmetkarların istediği de bu olmalıdır. Onların Alemlerin efendisinden isteyeceği hediye kendilerini dosdoğru bir istikamet vermesidir.

Hizmetkarların isteyeceği ne mal ne oğullar ne de başka imkanlardır. Onların istemesi gereken ancak Hizmetkarlık hediyesinin kendisine verilmesi ya da bunun güçlenmesi hediyesini istemesidir.

 

Hizmetkar bu hediye almak için  bir yol edinir. Bu yolu edinmesi için Hizmetkarın kendi varlığını hediye etmesi gerekir. Buna göre o tüm zaman ve mekanı ile çetin dağlara karşı onları aşan bir istikamet edinmelidir. Bu istikamet onun istediği yardımın çerçevelerini belirler. Buna göre o doğru yola iletilmek üzere yardım ister.

Hizmetkarlık, tutulan doğru bir yol ise bu istemenin de özü Hizmetkarlık yapma olmalıdır. Salt Hizmetkarlık yapma şeklinde değil o Hizmetkarlık üzere dosdoğru kalma şeklinde de olmalıdır. O halde biz Hizmetkârlığın sürekli bir olgu olduğundan bahsedildiğini anlıyoruz. Yani tüm zaman ve mekanlara ait tüm zaman ve mekanlarda alemlerin efendisini Efendi kabul edip ona yöneliş halinde olmak anlamına gelmektedir.

İstikamet bulmak böylece o yol üzere daim olmak anlamına gelir.

Alemlerin Efendisine   Hizmetkarlık etmek ile Doğru yol üzere olunur ise şu halde doğru yolun sahibi de o demektir. O halde ondan başkasının doğru yola iletmesi mümkün değildir. O halde kendisinden doğru yola iletmesi istenecek olan da alemlerin Rabbi’dir.

Doğru yola iletecek olanın niteliği alemlerin Rabbi olmak ise doğru yolun tüm alemler ile ilişkisinin olup onlar ile bir şekilde bağ kurma anlamına gelen bir yönü de vardır. İşte bu yönü bilen ve alemler ile doğru yol arasına köprü kurabilecek olan da ancak o Alemlerin rabbi olan ile doğru yolun sahibi olabilir. İşte bu ikisinin sahibi de Allah’tan başkası değildir. O halde doğru yol ile Hizmetkar arasına köprü kuracak olan Allah’tan başkası olamaz.

Bu noktada insanların bir araya gelmesi onların doğru yol üzere insanı iletmeleri ya da bu yolda istikrar buldurmaları söz konusu olamaz. Zaten hepsi birden hidayeti Alemlerin Rabbinden istemektedirler.

Bu istek iradi olarak hasıl olabilirken iradi olarak hasıl olmayabilir. Ama bu, yine de son kertede iradi olarak istemeyenlerin istemedikleri anlamına gelmez. Çünkü onlar bunu istemedikleri takdirde düştükleri haller, zayıf, aciz ve yardıma muhtaç durumları onların bu dualarını lisan hali ile ifade etmese de halleri ile ifade eder. Şu halde her halükarda Hizmetkarlar doğru yolu isteyerek ya da istemeyerek ondan istemektedirler.

 

Doğru yolda olmak Hizmetkarlık üzere olmak ile mümkün ise  bunun manası ondan başkası içinde Hizmetkarlık edilmeyeceğidir. Çünkü Ondan başkasına Hizmetkarlık edilmesi ile  doğru yolda olunamaz. Zira doğru yol ancak Allah’a Hizmetkarlık üzere olabilir.

 

Öyle bir yol ki nimetlendirdiğin kimselerin yolu. Gazaba uğramış ve sapmışların değil.

Bu yol, üzerlerine nimet verilenlerin yoludur. Bu yolda olmanın kanıtı Rabbin o yolda olanlara nimet vermesidir. Şu halde her kime nimet verilmiş ise onlar doğru yoldadır ve onların yolu istenen bir yoldur.

O halde kimdir bu nimet verilenler?

Bunlar doğru yolun önderleri konumunda olanlardır. Bu bağlamda Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler ve Salihlerdir.

Bunlar ise kendilerine nimet verilmiş olanlardır. Peygamberlik nimeti, sıddıklık nimeti, şehitlik ve Salihlik nimeti verilmiş olanlardır.

Onlara bu nimetlerin verilmesi onların Hizmetkarlık ve yardım noktasında yaptıkları sözlü ve fiili yönelişlerinden dolayıdır. Onlar Allah’ı alemlerin Rabbi olarak görürken, onu Rahman ve rahim olarak kabul edip, sorgu gününde de sorgulanacaklarının idraki içinde sorumluluklarını en iyi şekilde ifa etmiş olanlardır.

Şu halde istenen, bunlar gibi olmak ise o halde onlar gibi bir hayatın nimet sahibi bir hayat olduğunu anlıyoruz. Bu hayatta Alemlerin Rabbi Efendi olarak kabul edilmiş iken, onun Rahman ve rahim olması ve din gününün sahibi olması ile hamd yalnızca ona tahsis edilmiştir.

Bu durumda nimetleri de nimet olarak görmek gerekir. Nimetleri nimet gibi görerek ve nimetin verildiği kimseler gibi olarak algılayanlar kendilerine nimet verilmiş olanlardır. Nimete kendilerini vermiş(kaptırmış) olanlar değil. Zira bu halde onlar için o nimetler nimette olmaz kendileri de nimet verilenler olmaz.

Kendisine mallar ve oğullar ile dünyalıklar verilmiş Karun gibi olanlar kendileri gibi olunması imrenilecek olanlar değillerdir. Çünkü bunlar nimeti takdir edemeyenlerdir.

Böylece kendilerine nimet verilenler nimeti bu şekilde takdir etme nimetine eriştirilenlerdir. Bu tür bir nimete erişmek ise Alemlerin Rabbine Hizmetkarlık edip ,  bu nimetler üzere durarak ondan yardım dilemekle olur.

Bu şekilde onların hayatında her şey yerli yerinde olarak düzenli ve refah içinde bir yaşam sürdürebilirler. İşte istenen de bu tür bir yaşam tarzı(yolu)sürdürmektir.

Ama gazaba uğrayan ve sapanlar için bu tür bir yaşamdan bahsedilemez.

Bunlar Allah’ı alemlerin Rabbi olarak görenler değillerdir. Onun Rahman ve rahim olmasına inatçı kesilip hiçbir şeyden dolayı da sorumlu olmayıp ,sorgulanmayacağını iddia edenlerdir. Bu hali ile onlar kendilerini bir Hizmetkar ve yardım dileyici olarak görmeyip yeterli görenlerdir. Bu şekilde onlar Allahın kızdıklarındandır. Zira onlar kendilerini Allah’a rağmen ön plana çıkarıp onun Efendiliğini kendi alemlerinden çıkarmaktadırlar. Oysa her zaman onun nimetine mazhar olup varlıkları da onunla ile devam etmekte iken.

Onun rahmetine her daim mazhar olurken. Üstelik bir de kendilerini ona karşı sorumsuz hissederek onun yerine hevalarını koyarak.

Bu halde nefislerini Alemlerin efendisinden ayırmışlardır. Delalete düşmüşlerdir.

Bunlar kendilerine nankörlük edenler olmaktadırlar.

Allah’ı kızdıranlar ondan ayrılmış olan nankörlerden başkası olamaz.

Allah onlara kendisinde ayrıldıkları için delalete düştüklerinden dolayı kızmıştır.Yani kendilerine zarar verdiklerinden dolayı.

Bu sürenin en güzel örnekliğini gösteren ve en güzel övgüde bulunan Son nebidir. Onun adı Kur’anda hep hamd kökünden gelen kelimeler iledir. İsa (a.s)’ın müjdesi  ‘ahmet’tir. (Saff 6)(En çok Öven), Kuran’daki adı da yine ‘Muhammed’dir.(övülecek işler yapan)

Onun bu şekilde adlandırılması onun Alemlerin Rabbine hamdetmesindendir. Hizmetkârlığını övgüye mazhar olarak yapması(Muhammet) alemlere rahmet olması(Biz seni Alemlere rahmet olmaktan başka bir şey için göndermedik) ve sorgu gününden korkmasındandır(Allah’a ve ahret gününe inanan ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Resulu en güzel örnektir).

Ama o buna rağmen Allah’ın resulu ve Hizmetkarıdır.

İnsanların muhtemel düşecekleri hataları haber verirken onların bu hatalara düşmemesi çağrısında da bulunmaktadır. Zira Allah’ı en çok hamdeden Ahmet, bu hali ile övülmeye layık işleri yapan Muhammet olmuştur. Fakat buna rağmen onun Allah’ın Hizmetkarı olmasından öte bir niteliği olmamıştır. o Allah’ı hamdettiği sürece övülecek işler yapmıştır.

Muhammet(a.s) bunu çok iyi bildiği içindir ki son nefesinde ümmetine bir kez daha Fatiha süresinin yorumlamıştı.“Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı yücelttikleri gibi siz de beni aşırı yüceltmeyin. Ben, sadece ve sadece bir Hizmetkarım. O halde ‘Allah’ın Hizmetkarı ve elçisi deyin.” (Buhari, Enbiya 3484).

O Allah’a çok hamdeden olması itibari ile kendinden sonrakiler arasında aşırı bir övgüye mazhar olacağını biliyordu. Bunun önüne geçmek için şu mesajı vasiyet etti. O’nun vasiyyeti hamdin  Allah’ın elçisi ile gösterdiği gibi yapılması ama onun yapmış olduğu bu hamdden dolayı Allah’ın elçisinin hamdedilen değil hamdeden olduğunu, Çünkü Allah elçisinin yerinin ancak sana Hizmetkarlık eder, ancak senden yardım dileriz diyenlerin yeri olduğunun vurgusudur.

Hamdin, Hizmetkardaki yansıması Hizmetkarlık ile ya da Allah’a hamdetmesi ile mümkündür.

Şu hali ile övülecek işler ancak Allah’a hamdetmek üzere yapılan işlerdir. Bu işler de Hizmetkarlık odaklı ve yansımalı işler olmalıdır ki böylece o kişi de övülsün. İşte İsa(a.s)’ın kendisinden sonra gelecek olan son nebinin  adını en çok hamdeden manasına gelen Ahmet olarak adlandırılması Ahmetin nefsini, kabilesini ya da ırkını veya bunların yaptıklarını övünç vesilesi olarak kabul ettiğinden değildir. Aksine onun Alemlerin rabbine hamdın ifası için ne kadar hamdetse bunun Alemlerin Rabbini övmekte yetersiz kaldığı bilinci içinde  olmasındandır. Ama Hamdi de yapabildiği kadarı ile nefsini, malını, canını ortaya koyarak tüm imkanları ile ifa etmeye çalışan olmasındandır. İşte onun övülmeye değer(Muhammet) işler yapması onun böylece en çok hamdeden(Ahmet) olmasındandır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA