22 Mayis 2018 Salı

Fatiha Süresi Tefsiri 1-3

16-12-2017 08:15 Güncelleme : 27-12-2017 11:35

Fatiha Süresi Tefsiri 1-3

Allah'ın alemlerin Rabbi olması onun övgüsünün tüm alemi kapladığını şu halde başka bir övgüyede boşluk bırakmadığını ifade eder. Bizler sorulacağız eğer sorulmazsak zaten o zaman Rabb olduğumuzu iddia etmiş oluruz.Bunun içindir ki Din günü(borç) insanın Rabb olmadığın hatırlatan bir şiardır. İşte borçlu olduğunu bilenler, kendilerine iyilik yapana borçlu(din) olduğu bilinci içinde bu borç için Alemlerin Rabbine hizmet edeceklerini vaat ederler.

Hamd alemlerin Rabbi Allah’adır.

Bu sure doğrudan doğruya insana hitap ile başlamamıştır. Allah öncelikle kendisini tanıtmıştır.Böylece kendisinin nasıl takdir edilmesi gereğine dikkat çekmektedir.Buna göre insanlar Allah’ı hangi vasıf ve sıfatla ama aleminin içinde algılama ve böylece kendi alemlerini imar etmeleri gerektiği üzerinde düşüneceklerdir.

O zamana kadar olan Allah tasavuru insanlarda da gereği gibi değil. Zira o insanlar Allah’ı ya göklerin ilahı ya da vicdanlarda hapsolmuş veya  belirli zamanlarda anılan olarak yeryüzüne indirmişlerken  veya  bazı konularda Rabb bazı konularda  Rabb olarak kabul edilmeyen olarak adeta kendi alemlerinin Rabbi değil misafiri gibi görmekte idiler.

Oysa Allah kendisini onların takdirlerinin üzerinde tanımlamaktadır. Zira o insanların takdir ettiği Allah tanımı temelde Allah’ın alemleri yaratması ve Rabliğinin yüceliği düşünüldüğünde gerçektende toz zerresi kadar kalmaktadır.

Alemleri yaratan ve Rabbi olanın insanların tanımladığı bu küçüklük ve basitlikte olması mümkün mü?

Onun yalnızca göklerin ilahı olduğu ya da insanların vicdanlarına hapsolmuş veya bazı hükümlerine uyup bazılarını zamana ayak uydurmuyor, pratiğimize uygulayamıyoruz v.s gibi çeşitli nedenler ile alemine silik olarak sokmak ya da tümü ile aleminin öznesi değil nesnesi olarak sokmak gayri insani ve gayri aklidir.

Buna rağmen hiçbirşey  yaratmayıp,hatta bir sineği dahi yaratamayacak iken  kendileri dahi yaratılmış ve fayda ile zarar veremeyecek iken nasıl olurda bunlar  ondan daha değerli olarak görülür,onun önüne geçirilir ya da ondan daha çok sevilir ve anılır.

Ya da onlar nasıl olurda   ona yakınlaşmak için kendilerine hizmet edilenler olur. Allah’a yapılması gereken hizmetler onlara yapılır.

Güzel şeylerle övülecek olan Allahtır. Onun övgüsü onun eşsizliğindendir. Zira onun Allah olması  ve Alemlerin Rabbi olması eşsizliğini apaçık bir şekilde ortaya koyar. Bu hali ile ona olan övgü yalnızca ona has olmalıdır. Ona olan övgü asla başkasına olamaz.O halde biz kimi övüyoruz.Allah'ı mı evlatlarımızı, eşimizi, işimizi, makam ve mevki mizi mi? ;ya da Hocamızı mı? Alim denilen kişiyi mi? Şeyhimizi veya başka birilerini mi? Nefsimizi mi?

Alemlerin Rabbi O her şeyi yerli yerince ve en mükemmel şekilde yaratıp, şekil veren ,takdir ederek yolunu gösterendir. Hamdın Allah’a , Alemlerin Rabbi olarak ait olması esasen ondan başka kimsenin mutlak manada övgüye değer olmadığını gösterir. Bu, ona ilahi bir nitelik olarak ait ise şu halde ilahi nitelikte olarak kimse bu şekilde bir övgüye mazhar olamaz. Zira onun alemlerin Rabbi olması onun övgüsünün tüm alemi kapladığını şu halde başka bir övgüyede  boşluk bırakmadığını ifade eder.

Esasen gerçekte de bu durum Allah kelimesi ile de ortaya çıkmaktadır.

Zira her şeyin varlığını ona bağlaması yine her şeyin ölümünün de onun tarafından tayini de onun övülmesinin işaretlerindendir. Zira hiçbiri onsuz olamaz. Varlığını hiçbiri ondan ayrı kılamaz.

Onların rızkını veren onların şifalarını veren, onlar için gerekli ortamı yaratıp ıslah eden odur.

Üstelik bunları yaparken onlar arasında ne bir uyumsuzluk ne bir çatlak ne de bir haddi aşma vardır. Hepsi  onun kudret elinde  fesatsız bir şekilde akar gider.

Bu halde övgünün ondan başka birine ıtlak olması alemlerin reddettiği bir hakikattir.

Hamdın kanıtı alemler ise şu halde her bir alem onun Rububiyyetinin   delilidir.

Onun Rububiyyeti  onun onlar üzerinde eğitsel bir niteliğini gösterir. Bu niteliğe göre hepsi yalnızca onun elinin ürünüdür. Onların hepsi onun terbiyesi altındadır. Onlara bakan bunu görebilir. Eğer her biri bunu apaçık bir şekilde gösteriyorsa onun her yerde ve her zaman olmasından  da bahsedebiliriz. Çünkü her zaman ve yerin zaman ve yer olması ile olsun orada vücuda gelenler itibari ile olsun  her şey ona bağlıdır.

Rahman ve Rahimdir.

O Allah merhamet,iyilik ve lutuf sahibidir.

Bu onun niteliğini ve alemler ile olan ilişkisini gösterir.

O tüm aleme karşı lutufkar ve ihsan edendir. Bunları o onlardan bir karşılık beklediği için değil ya da onlara borçlu olduğu içinde değil, kendi üzerine almış olduğundan dolayı yapar.

Bir ayette dediği gibi: O rahmeti kendi üzerine yazmıştır.

Hal bu iken hangi şey veya olay olur ise olsun bunların tümü şu halde onun rahmetinin eseridir.Hiçbir şey ondan bağımsız değildir. Onun Rububiyyeti onlar üzerinde ise bu Rububiyyet de alemler üzerinde rahmet olarak  tecelli etmiş ve etmektedir de.

İnsanların başlarına gelen afetler ya da geçmiş kavimlerin üzerine gelen azaplarda rahmetin tecellileridir.

Böylece zulmeden topluluğun kökü kurutuldu. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'adır.En’am 45

Çünkü bu kavimler geride kalanlara haksız yere zulmederken ,alemi fesada da bürüyeceklerdir.Hatta kendi nefislerine dahi zulmedip içten içe acı da çekiyorlardı.

Rabb onları bu acıdan kurtarırken geride kalanlara rahmet etmiş ve alemleri de onların fesadından rahmeti ile korumuştur.

Onlara hesap gününde azap edilmesi ise onların kendi elleri ile istediklerinin onlara verilmesidir. Yoksa Allah asla kullarına zulmedici değildir.

Bu halde her bir oluş veya hareket Rahmet üzere tecelli etmiştir. Onun tüm takdiri bu manayı ifade eder. O halde onun takdirlerinden rahmet ayrı değerlenemez.

Zaten düşünüldüğünde onun zulmetmesi içinde bir neden yoktur. O insan gibi değildir ki ona kötüyü fısıldayan bir şey olsun. Ya da o, kullara zulmederek otoritesi artsın ya da  azalsın.

İşte onun alemlerin    Rabbi olması onun alemlerden tümü ile bağımsız olduğunu ama bu bağımsızlık uzaklık anlamında değildir. O uzak olsa kul için yaşam acı ,   ızdırap, çile ve çekilmez olur. Fakat o kulunu bu halde bırakmamıştır. Onu bu halde bırakmaması onun Rahman ve rahimliğindendir. Hatta ona şah damarından dahi daha yakın olması Rahman ve rahimliğinin kuvvetini gösterir. Kulda onun rahmetini böylece kuvvetlice hissetmelidir.

 

Din gününün sahibidir.

Din günü nedir? Onun sahibinin olması ne anlama gelir?  ya da neden ifade bir anda din günü olarak değişti.

Din gününün sahibi ibaresi hem tüm varlık hem de insan için geçerlidir.

Malik olarak o günde varolan her şeyin sahibidir. Yerler ve gökler ile yine onlar arasında bulunanlar, cennetler ve cehennem ile tüm varlıkların sahibi ve onlar üzerinde mutlak tasarruf sahibi O’dur.

Şu halde söz konusu edilen bu zamanın değişmesine rağmen onun mülkiyetinin ilelebet kaldığıdır. Buna göre onun Mülkiyeti geçmiş, hal ve gelecekte de devamlıdır. Böylece hamdin ona sorgu gününde  ait olması söz konusu iken sorgu gününde de onun rububiyyetinin kesintiye uğraması söz konusu  olamaz.

Din günü ifadesi anlamlıdır. Çünkü  onun kullar üzerindeki rahmet ve rahim olmasının bir karşılığının olması gerekir. Buna göre insan rahmete her daim mazhar olurken bundan dolayı hesap verecektir.

Bu hesap onların Rahmete karşı olan tavırlarının sorgulanmasıdır. Çünkü onlar Alemlerin Rabbi gibi değildir.

Alemlerin Rabbi alemlerde olanı yaratıp terbiye ederken onu bundan dolayı kimse sorguya çekemez. Onun yaptığı her iş hikmete mebnidir. Zaten  onun Rabb olması doğruyu ya da rahmet olanı belirleyenin de O olması anlamına gelir.Yani onun yaptığı tüm her şey Rahmettir. Rahman ve rahim olanın yaptığı başka bir şekilde nitelenemez.

 Ama bizler sorulacağız. Eğer sorulmaz isek zaten o zaman konumumuz haşa Rabb gibi olurdu.

Fakat bu sorgunun olması ve rahmetin o gün bir hükme bağlanması elzemdir.

Hangi şey olursa olsun o şey insana verilmiştir. Her halde o şey Rabbanidir ve verilen o şey Rahmettir.Ya emredici ya da nehyedici olarak. Buna göre onun en ufağından en büyüğüne kadar varolan tüm bu rahmetten dolayı  onu kendi uhdesine alıp kendi tasarrufu altında dilediği gibi kullanma hakkı yoktur. Zira bunlar ona onun çabası karşılığı verilmiş olmadığı gibi ona dilediği gibi kullanması içinde verilmiş değildir.

O halde o verilen bu rahmetten dolayı hesap vereceği bilinci içinde olmak durumundadır.

Bu bilinç ona kul olarak yerini bildirirken hikmeti de verir. Zira verileni rahmet olarak algılar.

O verilenlerin boyunduruğu altına girip onlar tarafından sürüklenen bir esir ya da onlar ile kendisini ve çevresini görmeye çalışan bir kör olmaz. Bu halde O etrafındaki tüm her şeyi ancak ve ancak rahman ve rahimin rahmeti olarak basiretlerle görür.

Eğer onları rahmet olarak algılar ise onlarda Rahmanı görür ve bunların artması içinde rahimden ister.

Bu noktada kendisinin yaratılmasından etrafında olanlara ve yakın çevresi ile malları ile oğullarına varıncaya kadar tüm her şey onun için bir rahmet ise o bunlar üzerinde Rahmanı  anarak ve onu daha çok anmaya vesile olarak kullanımda bulunur.

Eğer ona mallar verildi ise o bu malları güç iktidar ya da azgınlık vesilesi olarak değil ya da bunları o günde kendisinin değerli kılacağını zannederek değil, yoksula yedirmek, açlıktan karnı sırtına yapışmış miskine vermek, insanların haklarını vermek , arınmak ve onu israf etmemek  üzere kullanırsa bu halde onun için o malları bir rahmet olarak algılamış ve eylemleri ile(Salih amel) onu din günü için geçerli bir rahmet haline çevirmiştir. Bu halde onun rahmeti arttırma imkanı ona daha çok verilerek ona rahmet edilir. Bu diğer tüm imkanlar için de söz konusudur.

O halde o rahmeti kullar kendileri için zahmet değil ona kendilerinden katarak(Salih amel) sorgu gününde geçerli bir niteliğe dolayısı ile başka türlü bir rahmete çevirmelidirler.

İşte bu halde o insanların alemi rahmetle dolar. O insanlar rahmet denizinde yüzer.

İşte borçlu olduğunu bilenler, kendilerine iyilik yapana borçlu(din) olduğu bilinci içinde bu borç için Alemlerin Rabbine hizmet edeceklerini vaat ederler.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA