24 Eylul 2018 Pazartesi

Müddesir Süresi 52-56. Ayetler Tefsiri

09-12-2017 07:59 Güncelleme : 09-12-2017 14:41

Müddesir Süresi 52-56. Ayetler Tefsiri

O doğru yolun biletidir. Sekardan kurtulmanın biletidir. Bu yola kaçak girilemez. Bileti olmayan sekardan kurtulamaz. O halde bu bileti almak zorunludur. Bu bilet hediye olarak verilmek istenmektedir. Buna rağmen onu almamak için direnmek ona karşı arkayı dönmek neden? Şaşırmış halde ortada duran, boğazına kadar bataklığa dalmış insanları içine alarak taşımak üzere gelen Nuh’un gemisine insan neden binmek istemez.

Onlardan her biri istiyor ki kendi önlerinde açılmış sahifeler verilsin.

Bir taraftan da onlar kıskanıyorlar.Ona verildi de bize niye verilmiyor diye..

Oysa bu onların pazarlık edebileceği bir şey değildir. Onlara bu hatırlatma kendilerinin ihtiyacı olduğu için geldi. Şu halde kendi ihtiyaçları olarak gelene karşı bir takım şartlar ileri sürmek ancak onların kendilerine zarar verir.

Diğer taraftan   onlar hatırlatmanın içeriğine hiç girmiyorlar. Zira içeriğe dair herhangi güçlü bir delilleri de yok. Söyledikleri ve attıkları tüm iftiralar onun içeriğini gizlemeye yönelik.

Bir taraftan onlar hazır isteyerek hem pazarlık ediyorken diğer taraftan insan olmaya aykırı bir istekte de bulunuyorlar.

Çünkü önlerinde açılmış sahifeler istemeleri, onların hatırlamaya karşı donuk olmalarını ifade eder. Yani onlar onun üzerinde düşünüp hatırlamaları gerekirken ,bu şekilde zihinlerini, kalplerini yormaları ve böylece takdir etmeleri gerekirken onlar sanki bu hatırlatma hap olup ağızlarına düşmesini istemektedirler.Yani kendileri edilgen bir varlık kılmak istemektedirler.

Oysa hatırlatma onların önlerindedir.

Ayrıca bana da verilse demeleride doğru değildir .Zira  hatırlatma herkese verilmiştir.O hatırlatma her bir “beşer için bir uyarıdır”.

 

Hayır. onlar Ahiretten korkmuyorlar.

 

Önlerine açılmış sahifelerde verilse onlar yine de yüz çevirirler. Çünkü mesele bunun verilmesi değil,onların algılaması meselesidir.Algılarda bir değişiklik olmadığında onların önüne sahifelerde açılsa onlar yüzlerini öteki tarafa çevireceklerdir.

Onların algılamalarını etkileyecek olan temel unsur onların korkmasıdır. Bu korkma pısırıklık anlamında değil,cesaret anlamındadır.Bu manada onların korkmaması onların cesur olduğu anlamına gelmez. Aksine onların korkmamaları cehaletlerindendir.

Eğer ki bilseler korkarlardı.

Onların korkmaları gereken bu şey “gelecek” idi.

Şu andan itibaren “gelecek” olandır. Onlar gelecekten korkmadıklarından ya da geleceği kabul etmediklerinden dolayı korkmuyorlar. Günü birlik yaşayan, amaç ve hedefi olmayan neden kaygı duyar ki?

Gelecek var ise de kendilerini bundan dolayı güvende hissediyorlar. Artık kime veya neye dayanıyorlarsa.

Oysa gelecekten korkmak bu tür davranışlarda bulunan insanda bir korku meydana getirir. Ondan korkan sekara sürüklenmez, destek olanlardan olur,yoksulu yedirir, dalanlarla birlikte dalmaz.

Buna göre gelecek korkusu “halde” yaşanır. Bu korku yaşamda düzeltici bir korkudur. Buna göre gelecek korkusunun varolduğunu söyleyip te bu korkunun “halde” yaşanmaması o kişi de korkunun olmadığını gösterir.

Gelecek korkusu denen şey nedir?

Gelecek muhakkak ki gelecektir. Bunda şüphe yoktur. Bu yakindir. Ama aslolan o gelecekte ne halde olunacağıdır.Ya da hangi hal üzere kalınacağı. Zira o gün zorlu bir gündür.Kafirler için kolay değildir.

Yine sarp yokuşa sardırılma halinde olmaktır.

Bu hale şu andan itibaren düşmekte olmaktan korkmaktır. Sekara düşenlerden olmaktan ve pişmanlık içinde yapmadıklarından dolayı kendini kınar hale gelmekten beri durmaktır.

Hayır. Muhakkak ki o bir bilettir.

Bu bir hatırlatmadır. Bundan öte hiçbir manası yoktur. Her kim var diyorsa buna hayırdır. Ya da onun rivayet edilmiş eskilerin sözüdür, sihirdir, ya da bir beşer sözüdür, bir şiirdir sözlerine de hayır. Bu ve bunun gibi hiçbir tanımlama onu tanımlayamaz. Onu tarif edemez.Çünkü o böyle değildir.

O yalnızca bir hatırlatmadır.

O   İradeleri ipotek altına alıp onlar adına tercihte bulunmaz.Yolu

Ya da onlara hatırlatmaktan geri durmaz.

O onların iradelerine çok yaklaşır ama iradeleri olmaz. O onlara büsbütün kayıtsız kalıp iradelerinden de uzaklaşmaz.

O doğru yolun biletidir. Sekardan kurtulmanın biletidir. Bu yola kaçak girilemez. Bileti olmayan sekardan kurtulamaz. O halde bu bileti almak zorunludur. Bu bilet hediye olarak verilmek istenmektedir. Buna rağmen onu almamak için direnmek ona karşı arkayı dönmek neden? Şaşırmış halde ortada duran, boğazına kadar bataklığa dalmış insanları içine alarak taşımak üzere gelen Nuh’un gemisine insan neden binmek istemez. Ama olsun

Zira

Kim dilerse öğüt alır.

İrade işte bu noktada devreye girer. Onun içindir ki  tercih hakkı verilmiştir.

Bu, iradeye saygıdır. Ona  değer vermedir.

Bu nokta da hiç kimseye zorlama yoktur. Ne Öğüt almak istemesinden dolayı ne de yüz çevirmesinden dolayı.

Çünkü bunun sonuçları o irade sahibine dönecektir. Ama  o tercihini yaparken bu tercihin sonuçlarından dolayı sorumsuz değildir. Bunun içindir ki O tercihini yaparken sonrasından (ahiretten) korkarak yapmalıdır.O her ne yaptı ise onu bulacak ise tercihlerinden dolayı kimseyi sorumlu tutamaz.Bunlardan dolayı kimseyi suçlayamaz. Çünkü o bu tercihlerinin sonucu olarak inşaa ettiğine erişecektir.Onun inşaa ettiğinden başkası ona yoktur.

 

Fakat Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. O’dur saygı duyulacak, O’dur örtecek olan.

Bu tercih ona doğru bir iradeyi ifade ederken öğüt alma anlamına gelmez. Zira bunun için Allah’ın dilemesi gerekir. Allah’ın dileği bu noktada sonucu belirleyendir. Kişinin yapması gereken öğüt alma tercihini ortaya koymasıdır. Ama bu öğüt alacağı anlamına gelmez.

Şu halde tercihin bu yönde olması Allahtan öğüt alıcılardan olmayı istemektir.

Her zamanki gibi ilk ve son Allah’ındır.

Allah ibaresinin düşkün olunan anlamıyla olan bağını kurduğumuzda, Allah dilerse kişiyi kendine iradi bir düşkünlük içine sokar anlamına da gelir. Bu hali ile onların azgınlığı ya da yüz çevirmesi onun bu iradeyi ortaya koymayıp Allah’ında onlar için böyle bir dileğinin olmamasındandır. Bu halde onların öğüt almaması da onun dilemesi ile olmaktadır.

Onun dileği tüm dileklerin üstündedir. İnsanın dileğinin  ise olacak diye bir şartı yoktur. Zira insanın her istediği olamaz.

İnsanın öğüt alma kararını Allah’a bırakması gerekirken onun tercihini her halükarda Allah’a doğru kullanması gerekir. Onun yapabileceği iş budur.

Onun tercihinin Allah’tan yana olması Allahın nitelikleri ile ilişkilidir. Zira Allah gibisi yoktur. Onun gibisi başta yoksa şu halde tercihini ona doğru kullanması zaruridir.

Zaten başkasının onlara öğütü aldırması da mümkün değildir.

Allah saygı duyulacak olan ve örtecek olandır.

O’nun bu niteliği onun var olduğunun bilincinde olmaktır. Bu bilmek değil, idrak seviyesinde olmalıdır. Diğer bir deyişle onun var olduğunun idraki, onun her an ve zamanda yanında olduğunu ve işleri onun belirlediği gibi yapma anlamına gelir. Saygı duymaktan amaç bu mana da onu yanında olduğunu kuvvetle sayarak onu menedici ya da emredici olarak idrak etmek anlamına gelir.

Diğer taraftan onu bu şekilde görmek her şeyin onu saymak üzere şekillendirilmesi gerektiğini ifade ederken irade sahibi olarak olumsuz tercihlerin sonuçlarından da kaçınmayı gerektirir.

Fakat bu sonuçlara insan müdahale edemez. Sonuç yine Allahın elindedir. Şu hali ile sonuçların olumsuz etkilerinden kendisinin kurtulması içinde ona muhtaciyeti vardır.

Tercihin ona doğru kullanılması halinde sonuç her ne olur ise meydana gelecek unsurdan dolayı kendisine saygı duyulması gereken Allah iken, yine tercihin olumsuz olması halinde başa gelecek olan o işten dolayı da bu sonucu örtmesi istenecek olan da odur.

Zira bunu ancak o örter. Bu durumda hiçbir sonuç ona saygı duymayı ya da ondan örtmesini istemeye mani olmamalıdır.

Bu Allah’ı tanıtıcıdır. Buna göre ona saygı ondan başka tüm her şeyin onun saygısı içinde eritilmesi gerekliliğini ortaya koyar. Onlara saygı mutlak olarak saygı ehli olan Allah’a saygının önüne geçemez.

 Hiç kimse ama hiç kimse olumsuz tercihin sonuçlarını örtemez.. Fakat olumsuz tercihin vukuu insan için mutlaktır. Çünkü mağfiret ehlinin olması insanın hata eder olmasının gereğidir de.

Buna göre ondan başkası olumsuz tercih sonucunu örtemez ise kendisinden örtmesi istenecek odur. Salt bu değil örtmesini istediklerinin ortaya çıkmaması içinde örtmesi istenmelidir ki böyle örtülecek olanlara karşı bilinci gelişsin onlara karşı hassasiyet artsın.

Bu durumda insanın konumu da ortaya çıkmaktadır.

Buna göre, insan azgın ve örtülere bürünen değil  Allah’ı sayan ve kendi olumsuz tercihlerine karşı hassas ve Allah’tan bunları örtmesini dileyecek ama böylece öğüt almasını dilediklerinden olmasının kuvvetli irade beyanını sergileyecek derecede de Allah’a düşkün olmalıdır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA