18 Aralik 2017 Pazartesi

Müddesir Süresi 43-51. Ayetler Tefsiri

02-12-2017 08:59 Güncelleme : 06-12-2017 16:55

Müddesir Süresi 43-51. Ayetler Tefsiri

musallin , nefis ve diğer insanların örtüleri içinde pasiflikten kurtuluştur. O kötülük ve fahşadan alıkoyan bir irade verir. O Allah’a bağlılıktır. Onun huzurunda olunduğunun idrakinde olma şuuru verir. Ona karşı sorumluluk içinde kınayıcının kınamasından korkmaz.Onun kendisini böyle hissetmesi ile onun üzerindeki pis kokan elbiseler arkasını dönen gece misali kaybolup gider. Artık o silik bir şahsiyet değildir. Nefsin hevai arzuları ya da insanların sel olmuş sapkınlıkları onu sürüklemez. Musallin destek olmak ise destek olma ile destek olunulacağını bilir. Çünkü Rabb destek olana destek olur..

Sizi sekara ne sürükledi.

Bereketli insanların sözleri ilginç bir uslupta gelmektedir.

Zira bu uslup sekarda olanların istenmeyen bir durum içinde olduklarını gösterir.

Onları sürükleyen bir şey vardır.

Bu durumda onlar insanın, istemeyeceği bir haldedirler. Çünkü hiçbir insan o sekarda olmayı istemez. O halde onlar kendi iradeleri ile değil bir şeylerin sürüklemesi ile oraya sokulmuş olmaktadırlar.

Ama bu, onların orda olmalarının haksız olduğu anlamına gelmez. Zira onlar baştan iradelerini vermiş ve böylece iradelerini verdikleri o şey onları sürüklemiştir.

Onların iradelerini verdikleri o şey onların iradelerini kendi iradesi yönünde olumsuz olarak kullandırmıştır.

Peki ne idi onları sürükleyen. Onları sürükleyen onların iradelerini kendisine verdikleri demiştik ya, işte peşinde koştukları o şeydir aslında bunlar. Bunlar en tepede şeytan olmak üzere, aşık oldukları, sevdikleri ,hoşlarına gidenler, daima andıkları, meyilleri, hayatın yoğunluğu içinde kendilerini kaptırdıkları, peşinden koştuklarıdır. Yaşam tarzlarını kendisine göre belirledikleri herşeydir. O öyle bir şeydir ki onu sürüklerken tüm değer ve düşüncelerini törpülemiş, kendi değer ve düşünceleri ile yargılarını da ona zerketmiştir.

İşte bu sürüklenmeler aşağıdaki durumlardan olmayı, destek olmaktan köstek olmayı ya da pasif olmayı, açı doyurmaktan ona bir tekmede sen vur ya da Allah versin diyerek ondan uzaklaşmayı,faydalı işlerden boş işlere dalmayı, borçlu olduğu bilincinden kimseye karşı sorumlu olmadığı tavırları ile kendisinde ortaya çıkan hastalıklardır.

O halde nedir)musallinden olmamak.

Dediler ki: Musallinden değildik.

Zira musallin , nefis ve diğer insanların örtüleri içinde pasiflikten kurtuluştur. O kötülük ve fahşadan alıkoyan bir irade verir. O Allah’a bağlılıktır. Onun huzurunda olunduğunun idrakinde olma şuuru verir. Ona karşı sorumluluk içinde kınayıcının kınamasından korkmaz.Onun kendisini böyle hissetmesi ile onun üzerindeki pis kokan elbiseler arkasını dönen gece misali kaybolup gider.

Artık o silik bir şahsiyet değildir. Nefsin hevai arzuları ya da insanların sel olmuş sapkınlıkları onu sürüklemez.

Musallin destek olmak ise destek olma ile destek olunulacağını bilir. Çünkü Rabb destek olana destek olur.. Kelimenin anlamlarında bu var iken böylece birey bu sürüklenmelere karşı destek olarak karşı koyar.

Fakat bu mücrimler musallin olmadıklarından dolayı nefislerinin hevasının peşinde sel olmuş sapkınlıklara kapılıp sekarın içine sürüklenmişlerdir.

İfade de bir diğer ilginç durum musallin olarak çoğul ekinin gelmesidir.

Beraber olunacak olanlar bu destekçilerdir..

Destek olunacak o şeyler, iyilik ve güzellik adına herşeydir.Kötülük ve fuhuşa giden yolu engellemede bir tuğla koymadır. Açı doyurmada hassas olma ve insanları buna hassas kılma çabasıdır.Kötülük ve boş işlerin sorumluluğu unutturduğunun bilincini insanlara vermek onların bunlar içinde dalmasına karşı çaba sarfetmektir. Hesap vereceğinin bilinci içinde ve yine hesap verme bilincini insanlara deklare etmek adına bu şuuru için destek olmadır.

Şuhalde her nerede olursam olayım rahmet ve bereketin destekçisi olarak orada bulunmalıyım. Marufu emir kötülüğü nehy üzere mücadele etmeliyim.İşte musallinden olmayanlar destek olmayanlardır. Destek olanlardır ama kötülük ve fuhşu, şirki ve günahı, azgınlığı ve isyanı,zina ve hırsızlığı, boş söz ve dünyalıkları arzulamaya destek olmuşlardır.

 

Miskini yedirmezdik.

Miskin aç olan bir insandır.Onun insan olması dolayısı ile yeme hakkı vardır. Şu halde burada sözkonusu edilen suçlular aç olan o insana hakkını vermemişlerdir. Bu itibar ile onu açlığa mahkum edenler de aslında kendileridir.

Suçlular hakkı olana hakkını vermedikleri gibi insan hakkı olan yemeği ondan esirgemeleri ile insanın ya da insanlığın değerini dahi bilemezler. Onlar için miskin değersiz ve asalaktan başka bir şey değildir. Ya da ancak kendilerine hizmet için varolan kölelerdir. Buna göre onun boynuna demir, sırtına semer ayaklarına pranga geçirilmelidir.

Böylece onlar  aslında kendilerini ve insanları tanımlıyorlardı.

Zira onlar musallinden olmayanlar olarak iradelerini teslim etmişlerdi. İradesini teslim eden ise insan olabilir mi ? Hayır. Eğer insan olamaz ise onun insan gibi hareket etmesi ya da insanlara insan gibi davranması söz konusu olabilir mi? Hayır.

Şu halde onlar insanlık üzerinde zararlı birer haşere, asalak, hırsız ve gaspçı, mütecaviz, katil ve eşkiya olmaktan başka bir şey değildirler.

Dalanlar ile birlikte dalardık.

İradelerini kullanmayan bu insanlar insan olmaktan çıktıkları anda artık onlar hedeflerinden kopmuşlardır. Zira insanın hedefine kilitlenmesi ancak onun insani özellikleri ile mümkündür. Bu özellikleri ya da araçları olmayan bu hedeflere ulaşamaz.

Bu insanlar bu hedeften koptukları anda artık onlar derinlere doğru dalışa geçmişlerdir. Bu derinlerde olanların ayakları sağlam basmaz.

Yaptıkları her çırpınış onları daha da batıracaktır.

Onların peşine düştükleri o şeyler onları bürümüş ve havasız bırakacak derecede sıkmıştır.

Nerede boş ve gereksiz hevanın ve arzularının hoşuna giden varsa onların peşinden gitmişler, eğlence onları çekmiş, iktidar sahibi olmak, büyük işler sahibi olmak onları oyalamıştır. Sadece refah düzeyi yüksek olan değil, daha aşağıda olanlarda hayatı bir ekmek kavgası olarak görmüş , ev , araba, çok mal peşinde koşmuşlardır.

Hep bir sürüklenme içinde bir şeylere yetişme veya yetiştirme içinde, sel suyunun sürüklediği kütükler misali, sorumluluktan, özden tümü ile koparıp soluk soluğa bir koşturmaca içinde olanlar hepsi birlik olup birbirlerini sürüklemişlerdir. Üstelik bunu meşru ve çekici göstermek için topçu, popçu, yıldız, köşe yazarları, magazin ,internet, televizyon vs. gibi insan ve teknolojik araçları kullanarak bu dalışa daha çok insanı çağırmaktadırlar.

Bu çağrı apaçık bir şekilde suça çağrıdır.

Din gününü yalanlardık.

Suçlular kendilerini zengin görürler. Onlar Allah’a karşı borçlu olmadıklarını kendilerine verilenlerin kendilerinin en doğal hakkı olduğunu zannederek bunlardan dolayı borçlanmadıklarını zannederler.

Oysa din günü borçtan dolayı sorgu günüdür.

Onlar borçlandıkları halde bunu borç olarak görmezler. Allah’a karşı borçlu olmadıklarını şu halde ilah manasından olan Allah’a düşkün ya da muhtaç olmadıklarını söyleyerek onun ilahlığını da reddetmektedirler.

Borç gününü yalanlamak şu halde ilahı yalanlamak demektir.

Zira hiç kimseye hiçbir şekilde hesap vermeyeceği şeklinde bir düşünce ya da her şey kendisininmiş gibi bir davranış apaçık bir şekilde onların kendilerini hevalarını ilah olarak görmeleri anlamına gelir. Bu ise apaçık bir azgınlıktır. Bu zengininden , fakirine, gencinden, yaşlısına kadar her insan için sözkonusu olabilir. Yaşam tarzıma dokunamazsın, bu benim özelim, vicdanımdan başka hesap verecek kimse yok demekte aynı düşüncedir.

Zira insanın şunun cevabını vermesi gerekir,Hesap gününe iman eden olarak bu hesabı nasıl ödeyeceğimin çabası içinde miyim? Borç ise her nefes alman ve yaşaman ile büyük bir şekilde katlanırken,bu borç namaz ,oruç, hac zekat ile kapanacak kadar küçük bir borç mu?

Yoksa bir ömrü adasan dahi ödemeyeceğin kadar mı büyük? O halde bu ödemeyeceğin için ömrünü adaki elimden gelen bu ve beni bağışla demek için yüzün bulunsun.

Şayet bunu yapmaz isen her an borçlu bir şekilde gidersin.Çünkü ölümün nerede ve ne zaman geleceğini sen bilemezsin. Ama bildiğin, ona apaçık bir hedef olduğundur.

Yakin bize geldi.

Onlar her insan tarafından kesin olarak kabul edilen yakinin kendilerine de geleceğini biliyorlardı. Bu hususta onların hiçbiri ebedi olacağını iddia edemezdi.

Ama buna rağmen sanki ebedi yaşayacaklarmış gibi davranışta bulunup, Boş şeylere dalan ve sorumluluk sahibi olmayan  bu insanlar kıskıvrak yakalanmışlardır. Kendilerine zerre kadar fayda sağlayamazlar. Fayda için ne imkanları ne de zamanları vardır. Yaptıkları o azgınlıklar şimdi onlar için pişmanlık nedenidir.

Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.

Onlar belki de kendilerine şefaat edecek bir şeylerin olduğunu zannediyorlar. Kendilerine verilen mallar ve oğullar ile imkanların, dünyada onların şeçilmiş olduklarından dolayı olup borç gününde bunlar ile borçlarını ödeyeceklerini zannediyorlar.

Ya da adamlarının veya üstün ve değerli gördükleri insanların kendilerine şefaat edeceklerini zannediyorlar.

Bunlar kendilerini tüm insanlıktan ayrı tutup yüceltmiş iken üstelik haşa Allah’a karşıda gelmiş iken şimdi onlara kim şefaat edebilir.

Allah’a rağmen onları kim kurtaracaktır. Eğer böyle biri var ya da böyle birine inanılıyorsa o ya kendinin rahmandan başka bir ilah olarak görmekte ya da o apaçık bir şekilde rahmanın yerine konulmaktadır.

Herkim destek olmaz, açı doyurmaz, boş şeylere dalar ve borçlu olduğu kaygısı içinde olmaz ise o yalnız kalmıştır. O halde

 

Bunlara ne oluyor ki hatırlatmaya arkalarını dönüyorlar.

 Onların bu halde olmalarının bir nedeni olamaz. Kendilerine hatırlatma gelmese o zaman hatırlatmanın olmaması onlara bir haller olmasını açıklayabilir.

Fakat onlara yabancı olmadıkları, hatta onları içine alan  geceleri arkasına döndürüp kovalayan, ay gibi parlayıp, sabahları kendilerine seferber (subhi iza esfer) ettiren o hatırlatmaya arkalarını dönmelerinin nedeni ne olabilir. Üstelik bu hatırlatma kendi içlerindeki “ay” gibi açık iken.

Sanki onlar Aslandan firar eden kıpkızıl  seferber olan yaban eşekleri gibi,

Hatırlatmaya arkalarını dönüyorlar . sadece arkalarını dönmeyip vücutlarını kıpkızıl bir ateş sararak kaçma seferberliği içine girmektedirler.

.Aslan  kelimesi ile nezere kelimesinin birleşik hallerinden olarak adeta uyarıcı tasvir edilmektedir.

Onlar ise firar eden yaban eşekleri.

Oysa onların sayıları çok,.Aslan ise tek. Fakat buna rağmen onların gücü yok. Aslanın ise var.

Onlar aslandan sanki onları yakalamışçasına elinden fırlayıp kaçmaktadırlar. Bu yakalama hali onların uyarıya bir an olsun kalplerinin yumuşama hali gibidir. Bu büyük bir korku ve panik halidir.

Onların sorunu yalnızca korkudur. O halde onlar korkaklardırlar. Oysa korktukları bu şey korkulacak olan değildir. Ama onlar bunu kendileri için korkulacak bir kabus haline getirmişlerdir.

o halde aslında müddesirler bunlar olmaktadır. Zira bunlar elbiselerine bürünüp, dişleri birbirine vurup konuşmaktan aciz, tüm vucutlarını titreme almış ve üşüdüklerini zannedip örtün bizi, örtün bizi diyen yabaniler ve uyarılara rağmen inatçı olan eşeklerdir. (yabani eşek)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA