18 Aralik 2017 Pazartesi

Müddesir 32-41 Ayet Tefsirleri

17-11-2017 20:46 Güncelleme : 22-11-2017 11:54

Müddesir 32-41 Ayet Tefsirleri

Eğer Allah’a güvenmez ise onun için geride kalmak vardır. O insan olmasını ilerletemez. Nefsinin aşağılık ve geri arzularının girdabında sürüklenir,insanların onun üzerindeki sinsice fikirlerine tabi olur.O, artık bir gerici ve yobaz olmaktan başka bir sıfat almaz. Bu, kazancın nefisten daha öncelikli ve önemli olduğunu diğer bir deyişle nefsin konumunu belirleyici olanın o nefsin kazanmış olduğu ifade edilmektedir. Şu halde önem kesbeden nefis değildir. Nefis yalnızca kazanım için bir sermayedir.

 

 

 

Hayır. Ay’a

Hayır. O yalanlayanların, kendilerine nimet verildiği halde ayetlere karşı inatçı kesilenlere, örtenlere ve kalplerinde hastalık olanlaradır.

Onların tüm işlerine ve bu işler ile amaçladıklarınadır.

Bu ifade bunların üzerini bir anda çizmekte ve bunları karanlığa gömmektedir.

Çünkü bunların sözledikleri her söz onları sekara sokacaktır.

Rabb kulları için sekarı istemez.

İşte şimdi o karanlığa rağmen aydınlatıcı bir nur olan Ay’ına dikkat çekmektedir.

Ay, Rabbin karanlıklarda yol gösterici ve aydınlatıcı olarak yarattığı bir ayettir. Nasıl ki karanlıklardan yine Rabbin ışığı ile çıkılıyorsa, yine Rabbin ayetleri de bir ay olarak karanlıklarda yol gösterici olur. Rabbin Ay’a dikkat çekmesi bu mana da anlamlıdır.Bu durumda Rabbin aydınlatıcı ayeti onların başlarının üstünde durmaktadır.Ay böylece bireyin dünya semasında idrakine varılan bir ayet olarak parlamaktadır.

Ama insanların onu sadece geceleyin çıkan bir ışık kaynağı olarak algılamayıp,ona yavan bir güzellik ile yaklaşmamaları kaydıyla..

Böylece Ay’ın gerçek manaları ay-dınlanmaktadır. Onunla benzerlikler ve ilişkiler kurulmaktadır.

Ve arkasını döndüğünde geceye..

Allah’ın ayetlerinden bir diğeri gece. Şimdi geceye ama dönüp gittiği zaman ki haline dikkat çekilmektedir.

Allah’a güvenenden iç karartıcı işler dönüp gider. Onun Allah’a olan güveni bu işler ile bir arada durmaz. O kişiye karşı nimet verilenlerin ,yalanlayanların ya da Allahın ayetlerine karşı sihir deyip organize olanların yaptıkları tüm karanlık işler de dağılacaktır.Onlar Allah’a güvenenin ya da diğer insanların hayatlarını karatmaya çalışsalar da gece karanlığı ile örtmeye çalıştıkları tüm işler ayyuka çıkacağı gibi o işler ile amaçladıkları da arkasını dönüp kaybolacaktır.Onların bu şekilde olmasının kanıtı gecenin arkasını dönmesi ile sabittir.Üstelik bu her zaman olan bir ayet olarak insanlar için her gün hatırlatmada bulunmaktadır.

 

Aydınlanırken Sabaha.

Bu bir süreçtir. Bu süreç Rabbin varlığa yazdığı bir takdiridir. Bu sürece göre gece arkasını dönüp giderken sabahta aydınlanmaya başlayacaktır.

Sabah bir aydınlık olarak ferahlığı ve huzuru anlamlandırır. Diğer taraftan o gecenin akabinde muhakkak ki gelecektir.Geleceği ise çok yakındır..

Şu halde Allah’a güvenenin içi  aydınlık olduğu gibi dünyası da aydınlanmaya başlar. Zira Allah göklerin ve yerin nurudur. Bu nur Onu, iman edeni, tümü ile kaplamıştır. Onda karanlık bir yerde kalmamıştır.

Ay,arkasını dönen gece ve sabahın sefere çıkması.. .

O halde hemen sefere(aydınlığa ) çıkmak gerekir. Bunun için zaman kaybetmemek gerekir. Allah’a güvenin ifası ya da her gece ve sabah ona olan güvenin tazelenmesi gerekir.

 

Muhakkak ki o büyüklerden biridir.

Büyükler çoktur. Bu da onlardan biridir.

 Büyüklerden olan bu biri, uyarıcı, Allah’ın okunan ayetleri, sekar veya biraz önceki tabiat ayetleri olabilir. Aslında hepsi bir ve büyük olan ayetin unsurlarıdır.

İnsan için uyarıcıdır.

Ama bu büyük olan insan içindir.Onun büyüklüğü insana verilen değerdendir.Onun değerli olduğunun müjdesinin verilmesindendir..

Zira bunlar hiçbir zaman onu korkutmak ya da sindirmek için yoktur. peki ne için vardır ?

Sizden öne geçmek ya da geride kalmak isteyen için.

Bu büyük bir uyarıdır. Uyarının büyüklüğü insanların konumu içindir. Zira o bundan gaflette iken yaptığı iş yalnızca pasif bir şekilde elbisesinin altına saklanmak olmuş idi.

Ama şimdi bu büyük olan ile , ay gibi parlayan ,gecelerin karşısında duramayıp arkasını dönüp kaçtığı, sabahın nur huzmelerinin gözlere yansıması ile beşerin uyuması mümkün mü?

Bu büyük uyarı öne geçirmek içindir. Bu ön nefsin arzularının bireyi alıp içinde eriterek onu savurduğu ya da insanların onun hakkında kararlar vererek onun şahsiyetini silmesine rağmen bunlardan sıyrılarak kendisini tabi olan değil tabi olunan kılacağı bir öndür. Öne çıkmak ancak Allah’ı önünde görmekle mümkündür.

Eğer Allah’a güvenmez ise onun için geride kalmak vardır. O insan olmasını ilerletemez. Nefsinin aşağılık ve geri arzularının girdabında sürüklenir,insanların onun üzerindeki sinsice fikirlerine tabi olur.O, artık bir gerici ve yobaz olmaktan başka bir sıfat almaz.

Onlar her ne kadar bu uyarı ile uyananları bu nitelikle sıfatlandırsalar da aslında onların kendileri bu sıfatı taşımaktadırlar.

Başka isim ve sıfatlar ile kurum ve kuruluşların verdiği nişan veya beraatler o kişi ya da kişilerin öne geçenlerden olduklarını ifade etmez.

 

 

 

Her nefis kazandığının rehinidir.

İfade ilginç gelmektedir. Zira her kazandığı nefsin rehinidir denmiyor da her nefis kazandığının rehinidir. deniyor.

Bu, kazancın nefisten daha öncelikli ve önemli olduğunu diğer bir deyişle nefsin konumunu belirleyici olanın o nefsin kazanmış olduğu ifade edilmektedir.

Şu halde önem kesbeden nefis değildir. Nefis yalnızca kazanım  için bir sermayedir.

Önem kazanan ise o sermaye ile kazanılandır.

Bu kazanç karlı ya da zararlı olabilir.

Bu halde tek olarak yaratılan o insanın tek olmadığını gösterir. Ona verilen nimetler ,imkanlar,gönderilen uyarıcılar, gelen ayetler, doğa ayetleri bunların her biri bu kazanım için birer imkandır.Bu imkanlara sahip olmak kazanım değildir. Bunlar ile nefis rehin alınmaz. Ancak bunlar ile kazanılan nefis rehin alınır.

Nefsin rehin alınması onun bir şey karşılığında verildiği anlamına gelir. Bu şey aslında onun nefsini adadığıdır.Şu halde o nefsini bir  kazanca adamıştır.Ya da onun nefsinden daha değerli gördüğü şeydir.Yani Kazanç olarak nitelenen unsur(olumlu ya da olumsuz olsun) nefisin adandığı diğer bir deyişle nefisten daha da değerli görülendir.

O halde o insanın kendine verileni kullanarak elde ettiği bir sonuç olmaktadır.

O bu sonuçtan dolayı rehindir.

Ne geçmiş ataların iyi olarak yaptıkları ne de onların kötü olarak yaptıkları, ne grup ve cemaatin yaptıkları olsun bunlardan dolayı onun nefsi rehin değildir.Zira o bunları kendi nefsi ile ifa etmemiştir.Ona ait olan ancak onun nefsini adadığıdır.

Ancak bereketli arkadaşlar başka.

Bunların kazandıkları bereketlenmiştir. Zira bunlar bereketli işler yapmışlardır.Nefislerini rehin kıldıkları o kazançları gerçekten de nefislerinden daha  değerlidir.Bu, onların gerçek mana da da kazançlı olduklarını gösterir.

Bu insanlar yalnızca Allah’a güvenerek, onun ayetlerini doğrulayarak, yapılan uyarlarılar ile uyanarak bereketli işlere nefislerini adayanlardır. Bunlar başkasının yaptıklarından dolayı kendilerine bir bereket gelmeyeceğini bilenlerdir. Ayakları üzerinde kendilerine ait işleri ciddiyetle nefislerini adayarak yapanlardır.

Cennetlerde birbirlerine sorarlar.

Bereketli arkadaşların bulunacağı yer cennet değil cennetlerdir.Onların bereketlerine karşılık bir değil çok cennetler vardır..Onlar nefislerini bereketli bahçelere ekmişlerdir.Şimdi onlar bu bahçelerdedirler.Bahçelerin çokluğu amelinde tek tip değil çok yönlü ya da hayatın tüm bahçelerine ektikleri bereketli tohumları ifade etmektedir.

Bereket sahibi olan bu insanlar bereketli bahçelerde birbirlerine sormaktadırlar.

Bu halde aslında yine bir uyarı yapılmaktadır. Gelecekte vuku bulacak olan gayb haberini yüce Allah insanlara bildirerek onları bu gaybi bilgi ile de uyarmaktadır.

Böylece insanlarda sözkonusu edilen bu bereketli insanlardan olma yolunda sorsunlar, nefislerine kendi durumlarını sorsunlar. Uyarıcıya hallerini sorsunlar.

Suç işleyenlerden.

Kimlerdi bu suç işleyenler. Neden onların hallerini soruyorlar ki.Oysa iş bitmiş ve kendileri de cennete oldukları halde onların hallerinden neden soruyorlar?

Bunlar suç işlemişlerdi. Zira kendilerine verilen görevi ihmal etmişlerdi. Rabbin varlığa ve ona koyduğu ayetlerine(kanunlarına)karşı inatçı kesilmişler ve hatta o kanunları küçümseyip onları alay konusu  

etmişlerdir.

İşte suç budur. İnsanların Allah’ın kanunlarına rağmen koyup uymasını istedikleri bu kanunlara uymayanlar suçlu değillerdir. Hele de Allahın kanunlarına  uyma pahasına insanların koydukları kanunları tanımayanlar hiçbir şekilde suçlu değil bereket sahibi insanlardır.

Suçluların   durumunun bereketli insanların karşısında gelmesi onların kazandıklarının ya da nefislerini rehin olarak verdikleri şeyin değersizliğini gösterir. Nefislerini rehin ettikleri o şey  onlar için verimsizdir. Zira onlar  söz konusu kazançtan ötürü suçlu duruma düşmüşlerdir.

Bereketli adamların onların durumunu sorması suçluların durumunda olanlara apaçık bir uyarı iken yine suçluların durumuna düşmemek içinde bir uyarıdır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA