18 Aralik 2017 Pazartesi

Müddessir 26-32.Ayetleri Tefsirleri

11-11-2017 07:19 Güncelleme : 15-11-2017 09:28

Müddessir 26-32.Ayetleri Tefsirleri

Allah’ın insanlar üzerinde büyük bir hatırası vardır..Bunlar hep onun hatıralarıdır.Bu hatıralar onu insanlar nezdinde daha da hatırlı kılmalıdır.İnsanlar onun hatırını asla kırmamalıdırlar.

Onu sekara yaslayacağım. Sekarın ne olduğunu sen idrak edemezsin.o ne bakiye bırakır ne de salar.İnsan için bir kaderdir.

Allah o kişiyi kendisine bırakmasını söylerken şimdi ona yapılacak olandan bahsetmektedir.

Onun yapacağı bu şey o kişinin yaptığının tam karşılığıdır.

O kişi bu sözleri söylerken her neye dayanıyor (salatı, namazı)ise o dayandığı şey onu kuşatmıştır. Bu kuşatma içinde  kaderini tayin etmiştir.

Fakat Onun Rabbe rağmen dayandığı o şey onun için sekardır. Hem de öyle bir sekar ki onun bundan kurtuluşu yoktur.

Şu halde dayanakların hiçbiri Rabbe karşı o kişi için bir dayanak olamaz. Onların tümü kuşatıcı bir ateşe dönüşür.

Yapılan bu iş o kadar büyüktür ki o ateş ondan ne bir parça bırakır ne de ondan ayrılır.Sürekli bir yanma içindedir.Çünkü bu, onun kaderi olmuştur.

Bu buradaki örnekteki gibi mallar ve oğullar olabilir, kendisine açılan imkanlar olabilir. Bu kişi sırf bunların hatırına olarak Allahın sözünü insan sözü olarak nitelerken onun bir de efsane olduğunu söylemektedir.

Aslında düşünüldüğünde Allah’a ve onun sözüne apaçık bir iftira atarak bunu söyleme ahmaklığına düşmek, o insanın namazının ne olduğu hakkında apaçık bir delil teşkil eder. Onun namazı ateşler içine onu sürüklüyor ise ancak o Allah’a ve onun sözlerine karşı böyle bir densizlikte bulunabilir.

O araştırmak üzere bakmıştı. Şimdi ateşten kurtulmak için sağa solu araştırmaktadır. O kaşlarını çatmıştı. Şimdi ateşin ızdırabının verdiği acı ile yüzünü küçülttü de kaşlarını aşağıya indirdi.O kahrolası takdir etmişti. Şimdi kızgın levhalar üzerine yazdığı kaderini   acılar içinde  oynamaktadır.

 

Onun üzerinde on dokuz vardır.

Biz ateşin arkadaşlarını meleklerden başkası kılmadık. Onların sayılarını da örtenler için fitneden başkası kılmadık.

Kitap verilenler iyice anlasın.

İman edenlerin de imanı artsın.

Kitap verilenler ve iman edenler şüpheye düşmesinler.

Kalplerinde hastalık olanlar ile örtenler Allah bu örnekle neyi istedi desinler.

Bu böyledir.

Allah dilediğini saptırır. Dilediğini hidayete erdirir.

Ve senin Rabbinin askerlerini ondan başkası bilmez.

Bu insanlar için hatırlatmadan başkası değildir.

Yüce Rabb şimdi ateşe yönelik ayrıntılara yer vermektedir.Bununla ateşe daha da dikkat çekerken diğer taraftan son kertede sapkınlık ya da doğru yol için ayırıcı bir nitelik kılmaktadır.

Ateşin üzerinde ondokuz var ve bu ondokuz ise meleklerin adedi. Ayrıca O ateşin arkadaşları da melekler.

Buradan biz ateşin arkadaşı olarak kimin olduğunu hatta onları sayılarını dahi biliyoruz.

Fakat melekler ve onların sayılarını bilmek insanlarda farklı bir etki oluşturuyor. Bu etki aslında o insanların içinde bulunduğu durumu ortaya çıkarıyor.Diğer bir deyişle insanlar arkadaşlıklarını yaptıkları ateşin ne olduğunu  böylece biliyorlar. Mal ve evlat ateşi ile ,dünya ve onun içindekilerin ateşin mi bekçiliğini yapıyorlar? Ya da Allah’ın ateşi etrafında Musa gibi bir araya geliyorlar.

Böylece ateşin arkadaşları ve sayısının bilinmesi insanların kendilerini bilmeleri manasında da önem arzetmektedir.

Bu noktada bu bilgi gereksiz değildir.

Fakat özellikle onluk sayma sistemine göre ondokuz sayısının verilmesi de anlamlıdır. Zira bu noktada da yine kişilerin kendilerini rakama dökecek kadar belirlemeleri sözkonusu olacaktır.

 

Örtenler için bu bir fitnedir. Onlar bu fitnenin içinde yanacaklarıdır. Çünkü onlar baştan onu örtünün içine atmışlardır. Oysa o örtüyü tutuşturmuş ve buradan yangın o örtü sahiplerini sarmıştır.Şu halde onlar için bu apaçık bir şekilde ateş olmaktadır.

Kendilerine kitap verilenlerin buna bakışları ise ona olan bağlılıklarını arttırır.Bu bağlılık onun kesinliğini onlarda daha da arttırır. Çünkü onlar Allah’ın uslubunun bu olduğunu onun alışılmış şekilde bir söz dizimi değil, imtihanı bu sözleri ile sözlerinin uslup ve sıralaması ile de yaptığını bilirler.Zaten onlar kendilerine kitap verilenlerdir. Bunlar salt kitap ehli olanlar değil, kitabi bir kabiliyetleri olan ve bunu kullananlardır.Yani önyargılı olarak hareket etmeyen selim bir düşünüş içinde olanlardır.

İman edenler için ise bu imanı arttırıcı bir unsurdur. Kendilerinin her şeyi bilemeyip, sınırlarının olduğunu bilirler. Bu noktada bilinmezlikler içinde Allah’a olan güvenleri daha da artar.

Neden ondokuzi yirmi değil, çimen neden yeşil kırmızı değil gibi bir takım sorulara girmez. Bunlar onun cevaplamayacağı ya da cevabı için peşine düşmemesi gereken meselelerdir.Bu noktada onun yapacağı iş güvenmektir. Şöyle olsa idi daha iyi olurdu diyemez. Bunların en güzel halinin böyle olması gerekliliğini inanır.

Çünkü bu haller onun Allah’a olan güvenini daha da arttırmaktadır. Onların varlık nedeni de budur. Buna göre iman edenler bu tür açıklayamayacağı ya da açıklanamayan hususları da iman arttırıcı bir unsur olarak görür ve Allah’a olan güvenleri daha da artar.

Kitap verilenler ve iman edenler ise artık şüpheye düşmezler.Bu halde onların yakinlikleri ve imanları daha da artmış şüphenin ineceği bir boşluk ta kalmamıştır.

Fakat kalplerinde hastalık bulunanlar ve örtenler ise daha farklı yaklaşırlar. Fakat her şeyden önce dikkat çekici olan şudur ki onlar bu örneğin Allah’tan olduğunu ağızları ile söylemektedirler. “Allah bu misalle neyi kastetti”.diyorlar. Ondan olduğunu söyledikleri halde o örneğe yaklaşımları sanki o örneği verenin Allah olmadığı şeklindedir.Bu hali ile onlar daha baştan apaçık bir çelişki içine düşmüşlerdir.

Zaten kalplerinde hastalık var ve örten iseler bunlardan da başka ne beklenir. Bunlar da ancak durumlarına göre davranırlar.

Kalplerinde hastalık olanlar o misale kalpleri ile yaklaşamazlar. Çünkü onların kalpleri hastadır. Bu hastalık ise o misal karşısında onları cahil kılmaktadır.

Örtenler ise bunlar daha baştan kalplerini örtmüşlerdir. Bu hali ile onlarda o misal ile neyin anlatılmak istendiğini bilmez. Şu hali ile kitap verilen ve iman edenlerin bu misal den anlam çıkarmaları onların bu misale kalpleri ile yaklaşmalarındandır. Olması gerekende budur.Çünkü bu misali veren Allah’tır. Allah’ın misallerine kalpleri ile yaklaşmayan o misalleri anlamaz. Anladığını zannetse bile anlamamıştır.

Böylece Allah bu misalleri kimin kalpten yaklaştığını ortaya çıkararak onu doğru yola iletir. Kimin ise kalbi hastalıklı ve örtüler içinde ise onu delalete sokar. Şu halde son kertede bireyin hidayet ve delalette olması onun misallere yaklaşım tarzı ile belirlenmektedir.

Şimdi bağlantılı diğer bir konuya geçilmektedir. Rabbin  askerlerinin bilinmesi meselesi.

Birey her ne kadar yalnız olsa da aslında onun yalnız olmadığı izhar ediliyor. Zira güvendiği Rabbinin orduları onunladır. Bu ordular ile onun güvenliği sağlanacak iken bu ordular aynı zamanda acı ve ölüm de saçabilirler.

 

Onların bu esrarengizliği Rabbe iman edenin Rabbe olan güvenini daha da arttırır ve  kendisini daha da güvende hisseder. Diğer taraftan ona karşı cephe alanların uğraşlarının da boş olduğunu ifade eder.Zira onların bu askerlerin ne olduğundan ya da onların enselerinde soluduklarından dahi haberleri yoktur.

Nihayetinde bunların hepsi bir hatırlatmadır. Bu hatırlatma insanlar içindir.Zira insan unutur veya yanılır.Bu hallerinden kendisini kurtarması için ona bir hatırlatmadır.Ama bu hatırlatma onun bazen hatırlaması için değil hiç unutmaması içindir.

Bunun insanlar için olması buna insanların ihtiyaçlarının olmasındandır. Yoksa diğer canlıların değil. Ya da  Allahın insanların böylece kendisine iman etmeye ihtiyacı olmasından da değil.

Böylece Allah’ın insanlar üzerinde büyük bir hatırası vardır..Bunlar hep onun hatıralarıdır.Bu hatıralar onu insanlar nezdinde daha da hatırlı kılmalıdır.İnsanlar onun hatırını asla kırmamalıdırlar.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA