18 Aralik 2017 Pazartesi

Müddessir 8-24.Ayetleri Tefsirleri

04-11-2017 06:57 Güncelleme : 07-11-2017 11:00

Müddessir 8-24.Ayetleri Tefsirleri

-Zorluklar o günün zorluğuna karşı kolaylık sağlayıcı olarak vardır. O günün zorluğu içinde şimdiki tüm zorluklar eritilmelidir. Bunlar o zorluk karşısında kolaylık olarak kabul edilmelidir. -O günün varlığı bireye yeni bir hayat üflemeli ve onun doğusu ile batısını değiştirmeli ve Allah’ı tek ilah olarak kabule ve onu vekil olarak ittihaz etmeye vesile olmalıdır. -Uyarıcı karşısındakinin bu halini çok iyi idrak ettiğinden ona acıma duygusu içinde onu bu kokuşmuşluktan kurtarmak için uğraşır. Onun bu hale düşmemesi için aslanlar gibi çarpışmaktadır.

8-Sur’a üflendiğinde, o gün zorlu bir gündür. Nankörler için kolay olmayan bir gündür.

Şimdi hitap uyarıcıya ve yalanlayanlaradır.

Uyarıcının uyarısında sebat etmesinin bir diğer gerekçesi daha ortaya konurken, yalanlayanlarında uyarıcıyı doğrulamaları gerekliliğinin bir diğer gerekçesi ortaya konuyor.

O gün zorlu bir gündür.O günün zorluğu herkes için söz konusudur. Bu günden de kaçış yoktur.

Şu halde bu zorlu günün kolaylaştırılması söz konusu olamaz mı? Zira o güne her iki grupta duçar olacaksa bu durumda o günün zorluğunun hafifletilmesi gerekliliği mesajı verilmektedir..

Bu zorlu gün öncelikle içinde yaşanılan zamandır. Zorluk herhalde olacaktır. Sözün ağırlığı, gündüzün uzun işler, hastalıklar, rızık arama ve Allah yolunda canhıraş çalışma,vs.

Bu zorluklar o günün zorluğuna karşı kolaylık sağlayıcı olarak vardır. O günün zorluğu içinde şimdiki tüm zorluklar eritilmelidir. Bunlar o zorluk karşısında kolaylık olarak kabul edilmelidir.

O günün yeni bir diriliş olduğu şüphesizdir. Bu gün sanki Rabbin ruhundan üflediği gibi Sur’a üflenip çıkılacağı gündür.

O halde o günün varlığı bireye yeni bir hayat üflemeli ve onun doğusu ile batısını değiştirmeli ve Allah’ı tek ilah olarak kabule ve onu vekil olarak ittihaz etmeye vesile olmalıdır.

Yalanlayanlar ise uyarıcının, kendilerine üflediği o söz ile hayat bulmalıdır.

O günün üzeri örtülemez ya da ertelenemez. O günden asla kaçış yoktur.

Buna rağmen o günü toprağa gömmeye çalışıp üzerini örtmeye çalışanlar o günden kaçacaklarını mı zannediyorlar?

Güneş balçıkla sıvanmaz. O gün onlar için kolay olmayacaktır. Yani onlara kolaylaştırıcı olmadığı gibi onlar için en ufak bir kolaylıkta olmayacaktır. Çünkü örtenler için kolaylık namına her şey bugün çekilip alınmıştır. Ortada yalnızca ve yalnızca zorluk kalmıştır.

Bu hali ile Rabb kullarını uyarmaktadı.

Tek olarak yarattığımı bana bırak.

 

Nankörler  çoğul geldiği halde şimdi tekil olarak geliyor.Adeta onu nasıl tek olarak yarattı isem şimdide bana öyle gelecek. Ya da “onu yaratırken yalnızca kendim ilgilendi isem şimdi de onunla özel olarak ben ilgileneceğim.” denmektedir.Bu ifade dehşet vericidir.

Zira muhatap yaratıcıdır. Ama bu muhatabiyyet içinde  hiçbir kolaylığı taşımayan bir muhatabiyyettir.

O şimdi yalnız ve başıboş bırakılacağını mı zannediyor? Örtü ile örttüğünün  o güne kadar çürüyeceğini mi zannediyor ya da kendisinin çürüyüp gideceğini ve her şeyin yanında kar kalacağını mı?

Hayır hayır.

Rabb onu özenerek yarattı. Onu hiç kimsenin eline bırakmadan göz bebeği olarak yalnızca kendisi ilgilendi ve ona değer verdi.

Onu örneksiz yarattı. Onu şekil verip düzenledi ve varlık sahasına çıkardı.O’na rahmetten başka bir şey vermedi.

Şimdi Yaratan onu tek başına mı bırakacak.

Onunla ilgilenecektir.

Ona uyarıcı göndererek onunla ilgisini sürdürdüğü halde onun  uyarıcıya karşı tavrından dolayı da ilgisini kesecek değildir.

O aslında tek başınadır. Rabbin karşısındaki durumu yaratıldığı an gibidir. Ne ailesi, ne meclisi, ne adamları, ne cemaati, ne de verilenler. Hiçbiri Yaratıcının karşısında onunla birlikte olacak değildir. O tek başınadır.

Onun hesabını görmek onu yaratana aittir.

Bu gerçekten acınacak bir haldir.İşte uyarıcı bu durumu görürde karşısındakine acır. Bunun içindir ki uyarıcı karşısındakinin bu halini çok iyi idrak ettiğinden ona acıma duygusu içinde onu bu kokuşmuşluktan kurtarmak için uğraşır. Onun bu hale düşmemesi için aslanlar gibi çarpışmaktadır. Allah Resulunun onların bu halini bilmesinden dolayı kendini çok hırpalayıp  yine Rabb tarafından sen istediğini hidayete erdiremezsin ayetlerine muhatap olması anlamlıdır.

Şu halde uyarıcı kendi durumunu onlardan üstün görürken onları birer zavallı olarak görmektedir.

Onun için malı akıttıkça akıttım.

 

Onu tek olarak yarattığı gibi ona malı da akıtmıştı. Kendisine mal akıtılan, ne o malı yaratmış idi ne de o malı kendisi üretmişti. O mal ona verilmişti.

Onun uğruna hayatını şekillendirip manalar yüklediği , kimlikler tanımlayıp üzerine aldığı o mal…

Bu halde o, kendisine verilen ile yaklaşıp onu odağa koyarak bunu vereni unutması onun akıtılan bu mal içinde boğulmak üzere olduğunu ifade eder. Oysa onun bunu verene sarılarak bu akıntıdan kurtulması gerekirdi.

 

Seyredeceği oğullar.

 

Gözünün önünde olan oğulları. benin kelime anlamlarından olan gögüs kemiği burada aslında gögüs kemiğinin koruduğu iç organlara da atfen bu kişiyi koruyanlar olarak bir güç ya da bir orduyu ifade eder.Şu halde o güç sahibi olarak saldırganlıkta ve savunmada gerek kendisini gerekse malını koruyacağını zannetmektedir.

Diğer taraftan kendi sulbünden olanlar olarak onlara karşı da içten bir sevgi ve güzellik bulur.

Bunları da o kazanmamış ya da yaratmış değildir. Bunlarda yine Rabb tarafından ona verilmiştir.

 

İmkanlar açtıkça açtım.

 

Mal ve evlatları koruma ya da arttırma da olsun ya da bunlar dışında daha nice imkanlar olsun bunlar da ona verildi.

Bir değil iki değil üç defa bereketlendirildi.

 

Sonra arttırmam için tamah eder.

 

Aslında o da bunları verenin ve bunları arttırıcının o olduğunu bilir.

Bu halde o, hiçbir şeyin sahibi olmadığını ama yalnız olduğunu bilir. Çünkü hiç birşey ona ait değildir. Kendisi dahi. Zira kendisi de yaratılmıştır. Malları da verilmiştir, oğulları da verilmiştir, imkanlarda açılmıştır. Onun yaptığı hiçbir şey yoktur.

Ama buna rağmen hala ister. Ona bunları verip arttırdığı halde yaptığı iş yalnızca bunları vereni yalanlamak ve bu verilenleri verenin yerine koymak olmuştur.

Onun istediği bunları veren değil verilenlerdir. Oysa verilenler daha çok istenmek için değil, vereni istemek için verilmiştir.

 

Hayır. muhakkak ki o bizim ayetlerimize karşı inatçıdır.

 

Neden onun malı arttırılsın. Onun böyle bir şeyi şu halde istemesi daha baştan bilinçsizliğini ifade eder. Diğer bir deyişle o ne istediğini ya da isteyeceğini bilmemektedir.

Üzerine alıp, yalnızca esiri olduğunu, kendisine zorluk çıkaracak olanı, istemesi onun için zorluktan başka nedir ki? Bu apaçık bir şekilde kendisine zorluk çıkarmak isteyeni istemektir.Bilinçsizlik, aptallık ve cehalettir.

Fakat Rabb hayır diyerek aslında ona kolaylığı göstermiş olmaktadır.

Rabbin hayır demesi onun mülkünün azalması ya da onun Rabbe karşı galebe çalabileceğinden de değildir. Zira Rabbin  mülkü ne azalır ne de o Rabbe galebe çalabilir.

Rabb burada arttırmanın, bereketin ne ile olacağını izhar ederken verilen nimetler ile ayetleri arasında kulların bağ kurmasını istemektedir.

Mallar, oğullar imkanlar ayrı; Allahın ayetleri ayrı.Ticaret ayrı;din ayrı v.s gibi değil.

Allah, ayetlerini bireyin tüm hayatına nufüz ettirmesini isterken bireyin gücünü ve sevdiklerini de ayetlerine göre tanzim etmesini salık vermektedir. Bunların artış ve bereketinin ayetlere inatçı kesilerek olamayacağını izhar etmektedir. Böyle günlük hayat ile ayetleri arasında kulların bağ kurmasını salık verirken, ayetlerinin pratikten uzak vicdani bir olgu olmadığından da bahsetmektedir.

Allah’ın ayetleri kendisine gelen kişi, öncelikle Allahın olan ayetleri kendisine gelecek olan olmalıdır. Bunun anlamı Allahın ayetleri yerine birisi ya da birilerinden akletmeden devşirilmiş, Bir grup ya da cemaatin uyarıcılığını yapıp onlara çağırarak ayetleri bu cemaate yaklaştırıcı olarak görmek ya da çarpık ve zorlama yorumlara ayetleri mesnet edip te esasen bu çarpıklıklara çağırmak Allah’ın ayetleri kendisine gelmiş olan kimse sıfatını o kişiye vermez.

O halde biz Allah’ın ayetleri kendisine gelen Allah’tan indiği gibi hak olarak kendisine ayetler gelmiş olanlardan bahsetmekteyiz.

Bu ayetler kendisine geldiği halde onun bu ayetlere karşı tavrı inat ise kırılma noktası burasıdır.

Bu noktada onun inatçılığı onun artışını istediği o şeylerin önünde bir engeldir.

Zira onun kendisine karşı inat ettiği o ayetler, onun artmasını istediklerinin kurallarını ihtiva eder.

Böylece baştan arttırılmasını istediklerini, ayetlere inatçı kesilerek kısılmasını istemektedir..

Nasıl olurda hem Rabb ten ister hem de onun delilleri olan ayetleri yalanlar. Üstelik bu ayetler Rabbi yüceltmeye zorladığı halde o inatçı kesilir.

Bu halde o Rabbi yalanlayarak onu kendi tanımladığı şekilde takdir edecektir. Yani ondan artmasını istediklerini arttırmasını isteyecek ama Rabbi, arttırmasını istediklerinin  arkasına atacak. Onu kendince bunlardan daha küçük görecektir. Nefsini, grubunu, cemaatini, çıkarlarını, makamlarını ve konumunu daha aziz görecek iken Rabbi haşa bunları tatmin eden bir hizmetkar olarak kabul etmektedir.

Bu düşüncenin kendisi  kendi içinde bir çelişkiyi barındırmaktadır.

Haşa bu Rabbi, Rabb olarak kabul etmemektir. Onu takdir edememektir. Ona karşı apaçık bir hakaret ve haksızlıktır.

Bu kişi  kuralları kendisinin mi koyacağını zannediyor? Dilediğini dilediği gibi takdir etme yetkisinin, verilmiş olanlar ile birlikte kendisine mi verildiği zannediyor?

Herkim ayetler kendisine geldiği halde gelen bu ayetlere karşı inatçı kesilirse artık onun için zorluk başlar. Bundan sonra onun için bereketsizlik, azalma ve kuraklık vardır. Güçten düşme, fırsatların kaçırılması ya da fırsatsızlığın olması vardır. Onun için döşeme değil, artık onun gözü önünden toplanıp götürülme vardır.

Her ne kadar nankör gibi görülenler varlık içinde gözüküyorlarsa bilmek gerekir ki onlara ya ayetler indiği gibi gelmemiş ya da geldiği halde inatçı kesilmiş ise o muhakkak ki bereketten artıştan yoksun kalmaktadır. Dışarıdan böyle gözükmüyor gibi de olsa da işin içyüzü böyledir.

İşte kelle (hayır) ifadesi kula böyle olmaya “hayır” diyerek haykırması içindir de. Rabbi yücelten, elbisesini temizleyen ve sabreden için bunun gibi olmaya “hayır”dır.

 

Onu meşakkate bürüyeceğim.

 

Ona kolaylık için gelen ayetlere karşı inatçı kesilen bu kimse arttırılmasını istediği halde arttırma bir yana şimdi onun için meşakkat verilmektedir.

Onun için arttırılacak olan meşakkatten başkası değildir.

Arttırılmasını istedikleri de şimdi onun için bir meşakkat olacaktır. Öyle ki onun bunlar ile kendisine bir elbise biçip tanımlaması ve böylece onlardan müteşekkil bir dünya içine kendisini sokması itibari ile bunlar artık onu saran ya da içinde yaşadığı meşakkat dünyası olacaktır.

fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı. Nahl 112

 

O düşündü ve takdir etti.

 

Onun düşüncesi şimdi uyarıcı hakkında değil. Onun düşüncesi uyarıcının sözleri hakkındadır. Bunun için o geçmişi taradı, hale baktı ilişkiler kurdu ve bunun akabinde kendisine ait olan bir takdirde bulundu.Onun bulunduğu bu takdir yine onun düşünmesi neticesinde , kurduğu ilişkiler, nihayetinde yaptığı bir eylemdi.

Dikkat edilirse o bu düşünceyi ifa ve takdir esnasında taraflı bir bakış ile meseleye yaklaştı. Çünkü o arttırılmasını istediklerinin kavramları, düşünce, metod ve yöntemleri ve ilişki biçimi ile düşünmede ve takdirde bulundu.Bu hali ile o

 

Kahrolası nasıl takdir etti. Sonra yine kahrolası nasıl takdir etti.

 

Bu düşünme düşünme değil, şu halde düşüncesizliktir. Zira insana ait olan düşünme biçimi ile değil, insan altı unsurlar etkisinde kalınarak yapılan bir düşünmedir.

Şu halde o kendisini aşağılayarak kahretmiştir.

Onun takdiri de sakattır.

Onun takdiri hak bir takdir de olamaz.Buna göre onun düşüncesi ve takdiri batıldır.

Bu tür düşünce ve takdirlerin tümü Allah tarafından lanetlenmiştir.

Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.Sonra arkasını döndü ve kibirlendi.

Düşünme kılıfında gördüğünü gizledi yüzünü  öte tarafa çevirdi de başka bir şeyi araştırdı.Onun baktığı bir tanımlama idi. Ama bu tanımlama hak olarak değil, batıl olarak bir tanımlama idi. Hem de öyle bir tanımlama yapmalı idi ki, hakkı tümü ile reddetmesin, batılı da tümü ile kabul etmesin.Kendi kıstaslarına göre hak ile batılı karıştırarak batılı galip kılmak istiyordu.

Takdirinin ve bakışlarının onda meydana getirdiği etki bile yüzüne yansımıştı. Yüzündeki o ifade aslında onun takdirinin iğrençliğindendi.

Bunu o da bilmekte idi. Çünkü onun takdiri sırt çevirme ve kibirlenme üzere idi.

O daha baştan bunu hedeflemişti. Buna uygun bir takdirde bulunacaktı. Bunun için aldığı kararda ancak bunların izleri bulunacaktı.

Oysa Rabbe doğru bir yol edinmesi gerektiği halde ona sırtını döndü. Rabbini yüceltmesi gerektiği halde kendisini yüceltti.

Biri  apaçık bir şekilde Rabbi karşısına aldı. Bunun için bilimsel ad altında akademiler kurdu, ilahiyatçılar yetiştirdi, onu iyice inceleyip araştırmak üzere okullar açtı. Çünkü o kaşlarını çattı.Bu çatış onun kin içinde bir çatışı iken diğer taraftan bu onun odaklanması içindi. Bu manadan olarak kin üzere odaklaştı. Bunun için o sözünü her tarafa duyurmak ve iletmek üzere eğitim kurumları açtı, kitle iletişim araçlarını kullandı. Onu gericilik ve yobazlık olarak niteledi. Onu aslından uzaklaştırmak üzere her türlü imkanı kullandı. İşte onun kaşını çatıp söylediği bu söz, daha geniş kitlelere daha büyük iletişim vasıtaları ile başka insanlar ve sihirbaz adı altında yazar, akademisyen ve köşe yazarları ile ulaştırıldı.

Diğeri  bu dinden olduğunu söyleyenler tarafından da oldu. Allah’ın ayetleri kendisine okunduğu halde sen şucusun-bucusun denerek o kişi tard edilirken, Allahın ayetlerinin kendi makam ve iktidarını tehdit olarak gördüğünde o kişinin söylediği ayetleri ona hamlederek kaşlarını çatıp kin üzere o kişiye ateş püskürmekte ve senin söylediklerin insanların beynini yıkama ya da bu aldamaktan başkası değil diyerek savaş açtı..Üstelik bunu yapanlar ise kendilerini din adına yetkin görüp insanları yargılama hakkını kendisinde bulan ayetlere karşı direnen inatçılardır. Bu ve bunun gibilerin sözleri bellidir.

24-Dedi ki: Bu eskilerin okuyup-üflemesinden başkası değildir. Muhakkak ki bu insan sözünden başkası değildir.

Bunların amacı bu sözü aslından koparmaktır. Zira onu aslı gibi kabul ettikleri halde onu dinlememesi için bir neden kalmaz. Zira onlar da  da bilmektedir ki İlahi olan söz her zaman üstündür ve o söze karşı tartışmaya girilemez.

Böylece onun ilahi olduğunu gizlemeye çalışmaktadır. Bunun için yapılacak en şeytani yöntem onun beşeri olduğunu söylemektir. Böylece o tartışmaya açılacaktır. Onun beşeri olduğunu söylerken diğer taraftan sıradan bir beşer sözü değil, kaybolmamış klasik hale gelmiş ve nesilden nesile aktarılarak muhafaza edilmiş bir söz olarak nitelemektedir.

Fakat böyle de olsa onun son kerte de amaçladığı bu sözün tutulmaması gereken bir söz olmasıdır. Bunun içindir ki onu eskilere ait olarak nitelerken yine onun etkileyiciliğinin de bir anlık olarak nitelemeye yönelik olarak sihir (okunup-üflenen, aldatan) olarak nitelemiştir.

Ona göre bu söz zamanın ve mekanın sınırları içinde kalmış ,hiçbir uygulanabilir tarafı olmayan bir sözdür. Çünkü o eskilere aittir.Onun bu zamanın koşulları ve imkanları ile uyumlu olması ya da bunlara rağmen tutulabilmesi mümkün değildir.

.

O tümü ile silinip atılmalı da değildir. Kulağa hoş gelen ifadeler ve öğütler olabilir.

Hem onu kontrol altında tutmak için bunu yaparken ona yaklaşımı belirlemek için bu tanım onun açısından gereklidir de.

O söz eskilerin sözü ise buna rağmen o sözü tutmaya çalışanlar aldanmışlardır. Bunlar ancak düşünmeyen ,  örümcek kafalı, gerici ve yobaz kılıklı insanlar olabilir.

 

 

 

O eskiden sapık düşünceli birilerinden duyulmuş veya onların yolundan giden birilerinin sözleridir

Ya da sapıklık ve zındıklık işidir.

Hem o da bir insan sözüdür. Niye bir insan olarak daha ileri bir zamanda olarak o insanların sözüne uyalım ki. Onlar insansa bizde insanız. üstelik bizim bilgi kaynaklarımız, birikimimiz daha çok ve yine erişim kaynaklarımız daha yaygındır.

Hal bu iken bu söze uymak bilgi ve teknoloji çağının, icaplarına aykırıdır.

Bu sözlerde nihayetinde araştırmalar yapıp eski çağ kültür ve mitlerine bakarak değerlendirmelerde bulunanlarında sözleridir. Üstelik bunlar bilimsel bir kisve altında Mezopotamya da eski mısırda vs. gibi yerlerde insanların sözleri olarak niteleyerek bunu teknolojik araçlarla destekleyerek insanlığa yaymaya çalışmaktadırlar.

Ya da bunlar eskilerde kalmış ve sapkın insanların düşünceleridir. Eski alimler şeyhler, topluluğu var iken bunların düşünceleri ve büyük bir literatürde var iken senin arınmak temizlenmek ve sabretmek Yalnızca Allah’ın adını yüceltmeyi söylemen de nedir? Cemaatin kabulleri ve ayetleri var iken, milliyetin ayetleri ve kabulleri var iken, ırkın veya grubunun ayetleri ve kabulleri var iken ve bunları yüceltip bunlara çağırman gerekirken bunlardan başka herşey eskimiş ve geçerliliğini yitirmiş olarak vardır. Çünkü bizleriz ilahi olan. O halde bizden başka her ne olursa odur insan sözü olan…

Biz yargılamada bulunur biz hükmederiz diyerek bu yetkiyi hem kendilerinde görmüş hem de bazı insanlar onlara bu yetkiyi vermiştir.

Düşman hem dışarıdan açık bir şekilde kaşlarını çatıp nitelemede bulunurken

diğer taraftan sağdan yaklaşıp senden gibi görünerek Allah’ın ayetlerine karşı direnmekte ve bu direnci yaymaya çalışmaktadır. Burada tanımlanan kişi iki yüzü olan iki insan tipini de barındıran mükemmel olarak tasvir edilmiş nankör ve saptırıcı insan tipleridir.

Aslında tanımlanan bir üçüncü kişi daha vardır ki bu da lafzen Allahın ayetlerine inandığını söylediği halde zımnen o ayetlere karşı binlerce mazeret üreterek inat kesilenlerdir.

Ayetlerin kendi, hayatını değiştirmesinden çekinir. Onun hayatında yücelttiği tekbir ettiği bir şeyler var iken onları zelil kılması gerektiğini hatırlatıp onların örtülerinden kurtulmasını isteyen bu ayetlere karşı çeşitli mazeretler ortaya koyar. Biz yapamayız, aç kalırız, işimiz ve düzenimiz bozulur, o başka bu başka diyerek okunan ayetlere karşı kin içinde değil belki ama kabul etmeme anlamında yüzünü ekşitir, Kendince bu mazeretleri ileri sürer ve şefaatçiler kurtarıcılar ihdas eder, ya da ne de olsa az bir süre yanıp zaten çıkacağız ya da ne de olsa affolunacağız  diyerek Allahın ayetleri  hakkında çeşitli takdirlerde bulunarak onu ölçer.

Son kertede bu ayetler onun pratiğinde olmadığından dolayı ancak bir hikaye veya anlatılan bir masal gibi gelir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA