18 Aralik 2017 Pazartesi

Müzzemmil Süresi 20.Ayetin Tefsiri

21-10-2017 08:55 Güncelleme : 15-11-2017 11:42

Müzzemmil Süresi 20.Ayetin Tefsiri

 

Hiç kuşkun olmasın,  Rabbin senin durumunu biliyor.  Gecenin üçte ikisinden daha azını,  yarısını,  üçte birini ayakta geçiriyorsun.  Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle.  

Allah,  geceyi de gündüzü de ölçüye bağlamıştır.  Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti.  

O halde Kur'an'dan,  kolay geleni okuyun.  

Sizden hastalar olacağını bildi.  

Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini,  

diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi.  

O halde Kur'an'dan,  kolay geleni okuyun! Salatı ayakta tutuın! Zekâtı verin.  Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin!

Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin,  Allah katında hayrını daha çok,  ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız.  

Allah'tan af dileyin.  Hiç kuşkusuz,  Allah çok affedici,  çok esirgeyicidir.

 

Gece karanlığında kalkanın durumunu Terbiye edici bilir.  Onu diğerleri gibi tutmaz. Bu hali ile o farklı bir konumdadır.  Onun bu durumunu Rabbin bilmesi ve bunu bildiğinin üzerinde durması manidardır. Bu onun ve onunla beraber olan grubun seçkin ve değerlilerden olduklarını ifade eder.

Bu hali ile bunu ifa edenler bu ağır sözü taşımada daha sıkı bir Rabbani eğitimden geçenlerdir. Karşılaşılan durumlara karşı uyanık ve onlara karşı eğitimli kişilerdir. Bu hal onların gecelerini takdir dahilinde ayakta geçirmelerindendir.

Ama dikkat edilirse yine de bunlar belirlenen bir sürede değil sürelerden birini ayakta geçiyorlarlar.  Bu süreler ise onlar açısından değişken sürelerdir.

o halde bir topluluktan ta bahsedilmektedir.

Bu topluluk ise öncü olacak olan bireylerdir. Şu halde öncü olacak olan bireylerde yapmaları gerekenin ne olduğu ve onların bu konuma nasıl gelecekleri izah edilmektedir. Bu halde onlar için bu şekilde okuyuş devam etmektedir.

Gecenin ve gündüzün takdirini ancak Allah bilir. Onların sürelerini ve onların içinde olacak olanları da.  Bunları takdir eden odur.. Buna göre Onların geceyi ve gündüzü takdir etmeleri sözkonusu olamaz. Zira hiç umulmadık unsurlar ile karşılaşılabilir.  Bu durumda bireyin takdirleri(programları) ciddi bir şekilde sekteye ya da ertelemeye uğrayabilir. Bu halde ona baştan bu izahat yapılmadığı halde şimdi böyle yapılması, başlangıçta bireyin kendisini bir takdir , disiplin ya da program edinmesi alışkanlığı kazandırarak onun bunu uygulama çalışması içinde olmasıdır.

Bu hali ile örtülerden hayatı tümü ile Kur’anla programlanmış bireye doğru bir teşvik varken birey yine kendisinin takdir edici olmadığını bilerek hayatı üzerinde Rabbin etkisini programından bazı sapmaların olabileceğini de bilecektir. Yani onun programından örtüler nedeni ile değil olması gereken meşgaleleri nedeni ile sapması halinde dahi takdir edicinin Rabb olduğunu bilecektir. Şu hali ile o takdir yapmaktan vazgeçecek değil, yaptığı takdir etrafında gerekli esneklikler ile ifa etmeye çalışacaktır.  Rabb tarafından yapılan bu takdirler aslında onun takdirini daha da olgunlaştırmak içindir. Bu minvalde o bazen gece hiç kalkamayabilir.

Ama bu durumlarda dahi Kur’an okumasından vazgeçilecek değildir. Yine takdire uygun olarak kolay olan okuma yapılacaktır.

Kur’an’dan kolay olanın okunması onun her zaman ve şartta okunmasını ifa ederken onun okunmamasının hiçbir mazeretinin olmadığını da ifa eder.

O söz gerçektende ağır bir sözdür ama bu o sözün değerindendir.  Yoksa uygulamasının ağırlığından değil. Zira Rabb ona yine kolay olanı verirken o kolay olan üzere okumasını salık veriyor. Meşgaleleri içinde ondan büsbütün kopmamasını salık verirken onu okuma odaklı ama kolay olanı emrederek dengeyi gösteriyor.

Bu hallerde dahi yapılması gereken yine o takdirden başka bir takdiri ifadır. Ama amaç olarak  yine Allah’a yönelmektir. Bu yöneliş yine Kur’anda olan okuma ile tayin edilecek iken takdirin aynı amaç odaklı (Allah’a dönüş) olarak farklı şekillerde ifa edilmesi salık verilmektedir. (Ama takdirin müdahale edilebilirlik sınırları dışında olduğu zaman). Çünkü bu ölçülerin gece ve gündüzün takdiri ile meşgale ve uğraşların kişiyi savurup ayağını kaydırmaması için önemli bir dayanak olarak gereklidir.Bunun içindir ki Kur’andan kolayınıza geleni okuyun ifadesi iki defa vurgulanıyor.Ama bu vurgu, sağlam bir sarılma dört elle sarılma üzere bir okuma olarak sözkonusu ediliyor.Çünkü hastalık, rızık peşinde koşma, savaş ortamı ya da hayat mücadelesi insanı ciddi manada yıpratıveren ve insana güvenli bir liman isteğini arzulatılan sınanmalardır.

Bu hal öncü konumda olabilecek bireyler için sözkonusu iken, bunlar dışında kalanlar içinde onlara bunlar gibi olmaya teşvik onların kendi şartlarındaki konuma göre yapılmaktadır.

Bir takım insanlarda vardır ki bunlar hasta olabilirler.  Yeryüzünde Allah’ın fazlını arama içinde olabilirken diğer bir kısmı savaş içinde olabilir.

Bu kimseler bu hal içinde olmalarından dolayı bu gece kalkışı ile Kur’an okuyamayabilirler.  Ama bu durum okuyamayacak halde olanlar için sözkonusudur.  Yoksa bu durumda olmalarına rağmen okuyabilecek olanlara değil.  Yani onlara bu işlerinizi bırakın değil bu işler içinde Kur’an okumaya devam etmeleri salık verilirken içinde bulundukları halden dolayı öncü olacak gibi takdirde(programlama) bulunamayabilirler.

Bu hali ile onların bu meşgaleleri ile olan ilişkilerini ve gece kalkışı dengeleri o sözü yüklenme ve taşıyabilme güçleri ile orantılanmaktadır.

Ama dikkat edilirse burada bu hastalık derecesine göre ve onun dışında diğerlerinin güç sahibi olup Allah yolunda ya da Allah’ın fazlını aramak üzere bir meşgalede bulunmaları salık verilmektedir.  Böylece başka bir takdirden bahsedilirken kişiyi zelil kılacak unsurlar peşindeki meşgaleleri mazeret olarak kabul edilmemektedir.  Eğlence ya da atıllık anlamında tatil v. s gibi.

Sözkonusu edilen kişiler gece kalkışı ile kur’an okuyamıyorlarsa bu durumda bunun yerine yapmaları gereken takdir(program),  onların dimdik ayakta durmak üzere bir ruhu ikame etmeleri  zekatı vermeleri ve Allah’a güzel bir borç vermeleridir. Onlar için gece kalkışı yerine verecekleri bir nevi fidyeleri budur. Ama bu fidye aslın yerini tutamaz.

Salat, zekat veya güzel borcu öncü grupta ifa edecektir)

Salatı ikame;Salat, kötülük ve fuhşu alıkoyan özelliği ile gece gibi sıkıntılı anlarda bir destek olarak ifa edilen,  Rabb ile rabıta halinde olunması itibari ile de bireyde etkiler husule getirir.  Zira Şuayp(a. s)’a kavminin senin Salatın mı mallarımız üzerinde dilediğimiz gibi harcamamızı ve atalarımızın ibadet ettiklerinden vazgeçmemizi emrediyor derken Salatın nefsin hevai duygularını frenleyip düzenleyici ve yine toplumun edindikleri ilahlar ile onlar odaklı inançlara karşı devrimci bir ruhu temsil etmesi açısından manidardır. Bu hali ile Salat bir destek, yenilenme, enerjik bir ilerleyiş ve güçtür.

 

Zekat ise bireyin üzerinde bulunan ağır yüklerden arınması bu şekilde lutfun çoğalmasını ifade eder.  Onun üzerinde olabilecek bu ağır yük o nimetlerin etkisi içinde onlara olabilecek bağlılıktır. Zira Allah’ın lutfundan ararken o lutfa kayıtlı olmaktan kurtulmak için onu vermesi gerekir.  Böylece o arınacak iken diğer taraftan o lutuflarda kendisine arttırılır.  Böylece hak sahiplerine de haklarını verecek iyi bir emanetçi olabilir.

Zekat bu noktada salt mal ile değil,  zaman enerji ve diğer unsurlar ile de olabilir. Yani zekat vermek salt borcu olmayan ya da zenginlere mahsus bir eylem değildir. Zekat lutfa bağlılıktan arınma ise bu nokta da kendisine bağlı olarak görülen her ne var ise ona bağlılıktan arınma için ifa edilmesi gerekir. Dikkat edilirse gerek Salat gerekse zekat bağlanılmaması gerekenlerle dengeli bir ilişki içine girip bağlanılacak(İlah) olana bağlılığı arttırıcı bir unsur olmaktadır.

Güzel bir borç verme.

Allah alemlerden mustağni iken ve onun hiçbir şeye ihtiyacı yokken borç verme nedir?

Bu bir hedef belirlemedir. Allah bunu kendisinin ihtiyacı olan bir borç değil kendisini kulun yaptığından dolayı borçlu kabul etmesindendir. . Zira bu nokta da onun böyle bir borç almaya ihtiyacı yoktur. Ama kulun böyle bir borç vermeye ihtiyacı vardır.

Söz konusu bu borç en güzel şekilde olacak bir borçtur. Bu, Yani bu borç sadece bir borç değil en güzeli olandan bir borç olmaktadır. O halde kulun Allah’a vereceği borç ise hem verilenin Allah olması itibari ile ayrıcalıklı hem de kulun çabası ile ortaya çıkmasını gerektirir. Şu halde örtüden sıyrılan bireyin Rabbe doğru giden yolda rabbe borç vermesi onun katedeceği mesafenin uzaklığını ama Rabbe olan yakınlığını ifade eder.

Bu borç bireyin imkanları içinde sahip olduğunun en değerlisidir.  o halde en değerli olanın borç verilmesini diğer bir deyişle artık bireyin verecek bir şeyinin kalmaması anlamından bahsediyoruz.  Buna göre kasdedilen unsur takat kesilinceye kadar bu borcu oluşturma gayretidir.

Borcu oluştururken ise Allah’ın bu borcu ödeme gibi bir yükümlülüğü içinde olmadığını da bilmek gerekir.  Zira bu borcu birey Allah’ın iradesini ipotek altına almak için değil ona vermek zorunda olmasından dolayı vermelidir.

Onun verdiği ancak kendisi içindir.  Şu halde o her ne hayır yaparsa ancak onu bulacaktır. Yapmadığı bir şeyin karşılığı ise onun için yoktur. Bu hal aslında bireyin kendisi dışında yapılanlardan istifade edemeyeceğini gösterir. Onun kendi ayaklarının üzerine durup kendisinin diğer insanlara, cemaatine ,  topluluğuna ya da ırkına  bağlı olmaksızın bir şeyler üretmesin gerekliliğini ortaya koyar. Gövdesi üzerine dimdik duran bir ağaç gibi tek başına kendi meyvelerini vermesini ifade eder.  O Atasının,  kavminin,   çocuğunun ya da bir başkasının hayrından dolayı bir karşılık alacak değildir. Ona ait olan hayır onundur. Buna göre o çalışmalıdır.  Ama onun bu çalışması hayır için olmalıdır.  O hayatını hayra vakfetmelidir.

Hayr tercih yönünden en iyisidir.  o halde hayatın hayra vakfıda en iyi olanıdır.

Diğer taraftan hayrın karşılığı yapılandan daha büyük olarak verilecektir.  Diğer bir deyişle hayır berekettir.  Onun karşılığı Allahın yanındadır. Hem de bu karşılık daha büyük olarak vardır. Buna göre hayrı daha hayırlı olarak tercih eden daha da hayırlı olan bir karşılığı Allah yanında alacaktır.

Hayrın bu manada küçüğü ya da büyüğü yoktur.  Zira onun kat kat olarak karşılığı vardır. O gün dünya ve içindekiler verilse dahi kabul edilmeyecek iken yalnızca hayrın kabulu küçük olarak görülen hayrın dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğunu ifade eder.

Bu borcun başkasına değil de Allah’a verilmesi ise onun bu borcu arttırarak vermesi ve yine onun borcu alıcı olmasındandır.  Zira ondan başkası bu borcu alamaz.  Ondan başkasının aldıkları kişiye geri dönmez.  Zira ondan başkası o borcu kendine kullanıp onu harcar.  Şu hali ile Allahtan başkası bunu çalar ya da emanete ihanet eder. Bunu hem art niyetli olarak yapar hem de ihtiyacı olmasından dolayı. Oysa Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi o bunu büyük bir karşılık olarak verir. o halde hayatı tümü ile ona adamak en hayırlı tercihtir.

Bir yandan hayat hayra adanırken diğer yandan Allahtan bir takım unsurların örtmesi istenecektir.

Örtmenin Allahtan istenmesi yapılmış ve yapılacak olan ayıp ve kokuşmuş olan işlerin gömülmesidir.

Bunun Allahtan istenmesi bu tür işlerin sonucundan kurtaracak olanın o olmasındadır.  Şu halde papaz, rahip, İmam şeyh veya bir başkası ya da başkaları aracılığı ile değil yalnız ondan,  doğrudan ondan bu tür ayıp ve kokuşmuş işlerin örtülmesini istemek gerekir. Zira son onundur. Yapılanın karşılığını veren odur ve o direk kulu muhatap alarak aradaki tüm örtüleri de kaldırmıştır.

Sure gerçekten çok anlamlı bir şekilde bitiyor.

Birey değerlidir.  Örtüler içine sığmayacak kadar değerlidir. Örtüler içine sarılacak olan birey değil ancak kötü ve kokuşmuş olan işlerdir.  Fakat bireyde örtüler içinde kalırsa o da kötü ve kokuşmuş bir cesed halini alır.

Şu halde onun yapması gereken kötü ve kokuşmuş işlerini belirleyerek  onların kötü koku ve iğreçliğinden kurtulmasıdır.  Bunlardan ise ancak örtücü olan Allah’tan isteyerek kurtulur.

O Rahimdir.  Hayır ve nimet sahibidir.  Acıyandır. Kendisini bu tür örtülerden kurtarmaya çalışıp, kötü ve kokuşmuş olanların sonuçlarından kurtarmak için çaba sarfeden ancak kendisine bağlı olup ona ihtiyacı olduğu idraki içinde Salat edip, zekat veren ve onun için hayatını hayra vakfederek güzel borç verene acır. O’na hayır ve nimetlerini kat kat ihsan eder de ona en büyük mükafatlarını yağdırır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA