18 Aralik 2017 Pazartesi

Alimleri ve Din adamlarını Rabbler edinmek

21-10-2017 08:11 Güncelleme : 15-11-2017 11:51

 Alimleri ve Din adamlarını Rabbler edinmek

Hatta bazısı “dini biz öğretiriz”, “din bizden sorulur”, “bizden öğreneceksiniz”, “O işi bize bırakın”, “delili sen ne yapacaksın.” diyecek kadar ileri gitmekte ve “bizim verdiklerimizi siz yapın.” diyerek insanlar üzerinde yükümlülük belirleyen olarak kendilerini kabul etmekte ve onlar adına karar verici olarak ta kendilerini görmektedirler. Hatta o yapmışsa bir hikmeti vardır ya da sen ilminle onu kavrayamazsın ve yukarıdakileri de söyleyerek tüm düşünce ve akletmenin önüne çelik duvarlar örüpte sonra biz sünnete aykırı davranırsak bize uymayın demek en büyük aldatmadan başkası değil midir?

Ey İman edenler,………Alimlerini(ehbar) ve Ürpertilerinden çokça ibadet edenleri(rahiplerini) Allah’ın altında Rabbler edindiler. Meryemin oğlu mesihi de. Fakat tek ilahtan başkasına yönelmemeleri kendilerine emredilmişti. Ondan başka ilah yoktur. Müşriklerin koştuğu ortaklardan temizdir. Tevbe 31

Bu ayetlerin ehli kitap hakkında söylendiğini söyleyenler vardır. Onlara göre bu ayet kendilerine hitap etmez..

Oysa ayeti 28.ayetten itibaren aldığımızda ki baştaki ey iman edenler ayetini zikrettim, bu ayetin sadece bilgi için verilmeyeceği de açık iken iman ettiğini söyleyenlere de mesajlar verdiğini anlamak gerekir.

Zira Kuran bir bilgi kitabı değil, öğüt, zikir kitabı ise bu yönü ile de bu ayete yaklaşmak gerekir. Buna göre “aynı durum sizin de başınıza gelebilir” mesajı açıktır.

Zaten kelimelerin anlamlarına baktığımızda ehbarın Yahudi alimlerinin, Ruhbanların Hristiyanlardan  çokça ibadet edenler olduğunu ilk bakışta görürüz. Ama bu muşahhaslıktan mana boyutlu pencere açtığımızda bunları Müslümanlar arasında bulunan bir çok kişiye hamletmekte tam isabet olur.

Hibr hoşgörülen beğenilen eser manasındadır. Yara izi kaldı ifadesi de bu kavramla ifade edilir. Ehbar ise alim adamlar manasındadır. Bu şekilde olmasının nedeni “ilim ve örneklikleri ile insanların gönüllerinde derin izler bırakmalarıdır.”(İsfahani)

Ruhban ise korku ve ürpermek manasında olarak, korkudan dolayı çokça ibadet eden kişiler manasına gelir ki bu manada bu insanlarda diğer insanların hayatlarında belli bir yer edinmişlerdir.

Bu ayetlerde sözkonusu edilen kimseler ilah edinilen kimseler değillerdir. Bunların rabb olarak edinilmesi, bunları terbiye edici olarak görülmesi manasını ifade eder.

Şu halde burada ehbar ve ruhbanı aynı kategoride alırken meryemin oğlunun daha sonra zikri bizimde bir ayırım yapmamızı gerekli kılar.

Rabbler edinilen bu iki grup esasen gerçekten de alim ve abid niteliğine haiz olan insanlar olabilir. Bunlar da hayatları boyunca tek rabb olarak Allah’ı ilah edinmeyi emretmiş olabilirler. Meryem oğlu mesih şüphesiz bunun mücadelesini vermişken diğerleri de musa’nın ve isa’nın izinden gidenler olarak bu mücadeleyi vermiş olabilirler.

Fakat insanlar bu insanları (alimlerini ve abidlerini) dinlerinde yasa koyucu olarak kabul edip, onların her söylediğini sanki Rabbin sözü imiş gibi kabul edip, kendileri için sorgulanamaz ve peşinden mutlak surette gidilmesi gereken olarak dinin bir ruknu olarak gördüklerinden onların haramı helal, helali haram yapmasını (bilerek ya da bilmeyerek) kabul ederek onları kendi terbiye edicileri olarak gördüler.

Bunu da Allah’a yaklaşmak adına onları Allah’ın seviyesine koyarak gördüklerinden onlara karşı sevgi, muhabbet ve mezhebi duygular ile yaklaşarak onların aşılamaz birer kimse olarak görüp onlar hakkında methiyeler ve hikayeler uydurup bilgi ve ilim derinliklerini okyanus misali örneklendirerek dinin sahipleri olarak gördüler.

Bu insanlar salih kimseler olabilirler, bir takım görüşleri doğru olabilir ama yanlışları da olacaktır. Belki bu insanlar, kendi görüşlerini kati olarak kabul etme noktasında uyarılarda bulunup eleştirilebilir olduklarını da söylemişlerdir. Gerçek manada Allah’a giden yola çağıranlar bu tür bir uyarıda muhakkak ki bulunurken, bu tür uyarıda bulunmayanlara ise kesinlikle şüphe ile yaklaşmak gerekir.

Çünkü bu ikinci tür insanlar kendilerini hata etmez, mükemmel ve kibirli olarak görenlerden başkası olamaz. Kendilerine ,  cemaatlerine çağırır, insanları kendilerinin tebaası haine getirirler. Bu yakın geçmişte kendilerini bu şekilde gören ve insanlar tarafından da Alim görülerek büyük tuzaklar kurup insanları kendisine köle yapan uluslararası büyük terör grubuna şahit olduk.

Yine aynı şekilde şu anda bu yolda büyük turizm şirketleri, vakıf ve hastaneler ile holdingleri kuran cemaat ve onların liderleri bizleri uyanık kılmalı, onlardan bizleri sömüren var ise dikkatli olmalı ve onlara karşı uyanık olmalıyız. Çünkü bu gibi insanlar kendilerini bilgin veya soy bağı ile(Seyyid, Şerif v.s) üstün görürken diğer insanları cahil görmekte ve cahillerden de  kılmaktadırlar. Bu hali ile kendilerine kutsallık ve ilahi güç atfederek  bilginin de tek sahibi olarak kendilerini görerek söz konusu insanları kendilerine bağlı kullar edinme yoluna gitmektedirler.

Ey iman edenler! Doğrusu hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu insanların mallarını batıl sebeplerle yerler ve Allah yolundan men ederler. Ve o kimselerdir ki, altın ve gümüşü biriktirirler ve onları Allah yolunda sarf etmezler. İşte onları pek elemli bir azap ile müjdele..Tevbe 34

Diğer taraftan Salih olanların  bu konumunu kullanmak isteyenler de vardır ki onlar adına bir takım yalanlar uydurarak veya cahil insanların onları aşırı yüceltmeleri ile aşılamaz ve eleştirilemez  konuma gelmeleri de söz konusu da olabilir.

Elçilerle gönderilen hiçbir dinde din adamı sınıfına cevaz verilmez. Tahrif olmuş dinlerde bu tür bir kesim iyi niyetli, ya da insanların mallarını haksız yere yemek ve onlardan güçlü bir topluluk meydana getirmek için kötü niyetli olarak ortaya çıkabilir.

Ama bunlar bu dinin kesinlikle kendilerinden anlaşılacağı kimseler olamaz.

Allah’ın bu din için halis din demesi, arı duru ve anlaşılır olmasını ifade ettiği gibi, mufassal kılması, Mübin (apaçık kılması) kılması , bu manada üzerinde durulup tefekkür ,teakkul ve tedebbür edilmesi gereken kavramlardır.

Fakat hala “icma” denen daha sonraki bir takım kimseler  tarafından belirlenmiş bir topluluğun şeriat noktasında Allah’ın altında ama onun gibi şeriat koyma yetkisi verilmiş olanların Allah’a rağmen Rabbler edinilmiş olmaları sözkonusu değil mi? Bunlar kimdir? Kim bunlara bu yetkiyi vermiştir?

Mezhep imamları denen insanlar iyi niyetli olarak çabalar ortaya koydukları halde, onların olmayan görüşler onların mezhebine sokulup, onların dahi yanlış olduğunda terkedin dediği görüşleri veya kendilerinden çelişkili olarak gelen ifadeleri bizler din olarak algılamış hatta Müslüman olmanın şartı olarak telakki etmişiz.

Bu nokta da bazılarımız çıkmış, Hukuku bilmek için hukuk okumak, tıpçı olmak için tıp okumak, Allah’ın kitabı için ilimler devşirmek zorunludur demiş,

Nasıl ki bakanla görüşmek, üst düzey biri ile görüşmek için aracılar zorunlu ise Allah içinde bir aracı zorunludur diyerek Allah ile onları bir tutmuşlar,

Hatta sorgulanmalı ve eleştirilmeli diyen profesör lakaplı adamlar bir yandan da sanki bu sözü söylememiş gibi kendisi ile  ile çelişkiye düşüp, Zamehşerinin eline su dökemezsin, Razi’nin ismi anılırken ceketinin önünü iliklemekle mükellefsin, O müktesebatı senin sülalen meydana getiremez, diyerek onların aşılamaz olup, önlerinde el pençe divan duracak kadar ala olduklarını söyleyerek zımnen de olsa onların aşılamaz olduklarını söylemektedir.

Hatta bazısı “dini biz öğretiriz”, “din bizden sorulur”, “bizden öğreneceksiniz”, “O işi bize bırakın”, “delili sen ne yapacaksın.” diyecek kadar ileri gitmekte ve “bizim verdiklerimizi siz yapın.” diyerek insanlar üzerinde yükümlülük belirleyen olarak kendilerini kabul etmekte ve  onlar adına karar verici olarak ta kendilerini görmektedirler. Hatta o yapmışsa bir hikmeti vardır ya da sen ilminle onu kavrayamazsın ve yukarıdakileri de söyleyerek tüm düşünce ve akletmenin önüne çelik duvarlar örüpte sonra biz sünnete aykırı davranırsak bize uymayın demek en büyük aldatmadan başkası değil midir?

Oysa Allah’ın kitabı  ne bir tıp kitabıdır , ne de bir hukuk kitabı? Ne de başka ilmi bir kitaptır? Allah bir bakan ya da üst düzey yönetici gibi işten boğulan ya da kişileri tanımayan mıdır?

Ona yorgunluk dokunmaz ayeti ona şah damarından daha yakınız ayeti neden vardır? Benden sorarlarsa ben onlara yakınım ayeti niye vardır?

Şunu çok iyi bilmemiz gerekir ki akledenler olarak bizlerin bir iş için nasıl çaba sarf ediyor ve aklımızı kullanıyorsak dünya ve ahiret kurtuluşumuz için olan bu din içinde imkanlarımızı kullanmamız zarurettir. Benimsenmiş bir tercih ve delil üzere olunmadığında ayetlere(delillere) iman edilmiş olunur mu?

Herkesin görüşünden istifade etmek gerekir. İstişare de gereklidir. Ama görüş kimin olursa olsun o görüş tenkid edilebilir. O görüş, sorgusuz asla kabul edilemez.

Efendim, bilmiyorsanız zikir ehline sorun (Nahl 43,Enbiya 7) ayeti niye var? Bu ayettin öncesinde dini bunlara sorun denmez, daha önce vahyedilenlerin erkekler olup olmadığı noktasında sorun”. der.

Ayrıca zikir ehli Allah’ı daima anan ve hatırda çıkarmayanlar iken, acaba bizlerin velev ki yolundan gittiklerimiz bunlar mı? Bunun sorgusunu yapmak için ya da “evet” diyebilmek içinde bizim bir kritere bilgiye sahip olmamız gerekmez mi? Bu kriteri de bizler ancak araştırarak ve yaşayarak elde edebiliriz.

Diğer taraftan kuranı yanlış anlar ve anlamlandırırız o zaman büyük vebal altında kalırız diyorlar? Peki peşinden gidilenler hata yapmaz mı? Bunlarda hata yapar ve bizler de onlara uyarsak Allah’ın dininden olmayanı dindenmiş gibi kabul ederek büyük günah altına girmez miyiz? O kimse iyi niyetli olarak görüş ortaya koyabilir ve bu görüşün yanlışlığını görmeyebilir. Ama bir çaba ortaya koyduğundan sevap alabilir? Ama biz taklit ettiğimizden dolayı sevap alma değil, o yanlışlığı kabulden dolayı vebal altına gireriz.

Ya da görmediğimiz ve bilmediğimiz o kişinin ard niyetli olarak yanlış görüş ortaya koyduğunu o sorgulanamaz diyerek kabul ederek, neye iman etmiş oluruz.?

Kendisini alim gibi gören ve ben sizi doğru yola ileteceğim, şefaat edeceğim kurtaracağım diyen her kim var ise onlara karşı dikkatli olmak kendi kurtuluşumuz için zorunludur.

Gerçekten çaba sarfedenler olsalar dahi, onlarında bir insan olacağı bilinci içinde onlara yaklaşmak ve bu minvalde hata ve unutma potansiyeli taşıdığını bilerek,”her bilenin üzerinde bir bilen vardır.” ayetini şiar edinerek gelişme ve geliştirme içinde tabi olmak değil istişare eder halde olmak gerekir. Bunun içinde çabalamak ve Sorumluluk bilinci içinde amel etmek , Allah için çaba sarfetmek zorunludur.

Hiç kimse kimsenin alim olduğuna karar veremez. Bunun için bir ölçü ya da metre yok iken Yalnızca yüce Rabbin ölçüsü Alimler için, Allahtan en çok bilgi ile korku duyarlar ayeti ile izah etmiştir. Bunu ise ,kalplerde olanı bilen, Allah bilebilir.

Onlar arasındaki dereceyi de ancak o bilebilir. Birini diğerine tercih, alim, hoca, şeyh milliyetçiliği yapmak onları Rabb edinme manasına gelir.

O halde bu unsurları göz önünde bulundurarak daima uyanık olmak gerekmektedir.

Allah’ın kitabını anlamak arapça öğrenmek, insanların sonradan disipline ettikleri ilimleri tahsil etmek ile olmaz.

Bu dini öğrenmek için Allah’a karşı sorumluluk içinde olmak gerekir. Ey iman sahipleri! Eğer Allah'ın himayesine girerseniz size hakla bâtılı/iyiyle kötüyü ayırma gücü verir, kötülüklerinizi örter. Allah, o büyük lütfun sahibidir. Enfal 29

Biz ancak bizim için çaba sarfedenleri doğru yola eriştiririz. Ankebut 69

Ayetleri açıkça kurtuluş yolunun çabalamak ve Allah’a sığınmaktan geçtiğini söylemekte değil midir?

Şu yabancılar Kur’anın mesajını nasıl anlıyorlar. Onu dinler dinlemez onlarda bu kitap şu etkiyi meydana getiriyordu.

Bir zaman cinlerden bir kısmını Kur’anı dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Nihayet ona hazır olduklarında dediler ki: Susun. Bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.Ahkaf 29

Cinlerden bir topluluk dinledi de. Doğrusu biz harikulade bir kur’an dinledik. O doğru yola götürüyor. Artık ona iman ettik. Ve Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız. Rabbimizin şanı yücedir. Onun bir eşi ve oğlu yoktur.Cin 1-3

Şimdi bunların alimleri hocaları, şeyhleri mi vardı. Yoksa hakikatin peşinde koşanlar olarak çaba sarfedenlerden mi idiler?

Gerçekten de bireysel çaba olmaksızın, taklid ve düşünmeksizin, arkasını düşünmeksizin(tedebbür), Özünü anlamaksızın (ul’ul elbab) kurtuluş olmaz.

Bizim, alim denen kişileri tanımlamamız  ancak bu ölçüyü alabilmemiz ile mümkün iken, hangisinin birbirinden üstün olduğunu yüce Rabbin bilmesi ise Rabbin bize daima arama şevkini vermesi açısından da bir lütuf olarak karşımızda durmaktadır.

Ama asla onlara tabii olmak değil, istişari olarak yaklaşmak gerekir. Aksi halde haktan uzaklaşıp ona karşı kaskatı kesilmek elde olmaz.

Bunun içinde bizlerin, alim vs ayırımı yapılmadan söylenen şu ayetleri hazmetmemiz gerekir.

İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikri/Kur'an'ı ve Hak'tan inen için ürpersin de daha önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmiş de kalpleri kaskatı kesilmiş kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu yoldan çıkmıştır. Hadid 26

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA