18 Aralik 2017 Pazartesi

Din, Elçi, Mezhep,STK milliyetçiliği

14-10-2017 08:58 Güncelleme : 16-11-2017 13:47

Din, Elçi, Mezhep,STK milliyetçiliği

Elçiler arasında ise büyük elçiler, miraç hadisesi ile seçkin elçiler koydukları gibi, Hristiyanların peygamberi, Yahudilerin peygamberi, bizim peygamberimiz şeklinde de ayırımlara da gidilmiş ve literatürde zebih İsmail mi, ishak mı tartışmaları ile elçiler arasında da başka bir milliyetçilik yarışması ihdas edilmiştir.

Din, Elçi, Mezhep,STK milliyetçiliği

Yüce Rabbin tüm elçileri kendilerine verilen görevi hakkı ile yerine getirenler olarak, Yalnızca Allah’a kulluğa çağıran münadiler babında aynı dine insanları davet etmişlerdir.

Bu nedenle Rabbimiz iman edenlerin bir özelliği olarak “elçiler arasında ayırım yapmayız.” şeklinde bir imanın zorunluluğuna dikkat çekmiştir.

Çünkü bu ümmet tek bir ümmet olarak var iken bu ümmetin Rabbi de tek olarak O’dur.

Fakat buna rağmen bizler arasına fitne tohumları atan , insanlar arasında da bunu sulayarak insanlar arasına dini milliyetçilik koyarak İbrahim ümmetini fırkalara ayırmaya çalışanlar olmuştur.

Elçiler arasında ise büyük elçiler, miraç hadisesi ile seçkin elçiler koydukları gibi, Hristiyanların peygamberi, Yahudilerin peygamberi, bizim peygamberimiz şeklinde de ayırımlara da gidilmiş ve literatürde zebih  İsmail mi, ishak mı tartışmaları ile elçiler arasında da başka bir milliyetçilik yarışması ihdas edilmiştir.

Hatta din olarak, Hristiyanlık dini, Yahudilik dini denilirken, islamın son nebi ile ortaya çıktığını söyleyerek sanki daha önceki elçiler islam elçileri değilmiş gibi bir algıda oluşturmuşlardır.

Bu tür bir ayırım insanlık tarihinde derin yaralar açmış hatta aynı din içinde farklı mezhepler birbirlerine düşman kesilirken birbirlerini tekfir edip, birbirlerine kız alıp vermeyi kesecek ve hatta kanlı çarpışmalara kadar varan mücadelelere gidecek kadar ileri boyutlara varmıştır.

Görüldüğü üzere milliyetçilik, din algılamasından mezhep algılamasına kadar varırken, grup ve cemaat milliyetçiliği hatta stk milliyetçiliğine kadar giderken insanlar samimi arzu ve niyetlerini de fesada uğratmışlardır.

Her alana sirayet ettirilmeye çalışılan bu milliyetçilik bizler de bir cemaatçilik ve grupçuluk bilinci ortaya çıkarırken doğru yolda olan ve hatta fırka-i naciye olarakta kendilerini gören bir grup ortaya çıkmıştır.

Dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. Her parti kendi yanındakiyle sevin(ip övün)mektedir. Rum 38

Bu durumda insanlar varlıklarını bu grup veya cemaatlere adayarak, benim hocam, benim şeyhim, benim imamım, benim alimim, benim kutbum, benim gavsım, benim mürşidim anlayışına bürünerek, bu milliyetçilikle Allahtan, O’nun elçisinden ve kitabından daha da uzaklaşmaktadır.

Bunu biz Samirinin yaptığı buzağının toplum arasında kabul görmüş şu anlayışında görüyoruz.

Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: "Bu, hem sizin hem de Mûsa'nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu." Ta-ha 88

İşte onlara Allah’ın elçisi ile gönderdiği dini ters yüz edip, elçinin dahi tanımayacağı ve hatta onu cahil olarak tanıtacak ve tanıyacak bir şekle bürümüşlerdir.

Bu durum aslında Allah elçisi gelse bu benim dinim değildir diyecek demesine benzemektedir.

Çünkü bu din apaçık bir şekilde başka kavmin alımlı ve süslerinden yüklenmiş,Onların toplumsal kabul ve değerleri ile,hayata bakışlarından değerleri ve uygulamaları çıkarılmış ve bunlar ile onlar yeni bir din ihdas ederek  ……… "Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık." Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu şekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka bir şeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz." Enam 148 sözüne muhatap olan nankör ve zelil kimselerden olacaklardır.

 Aklı ve mantığı kullanmanın önünde hamaset ve gelenek olunca insanlar bu tabular karşısında zindanlar içinde esir düşerken, bu insanların hürriyet ve onurlarından ne kadar bahsedilir?

Bu tür bir anlayış içinde olanlar doğal olarak diğerleri üzerinde hegomanik bir yapı kurarak bunu ümmetçilik ve din adına kullanarak onlar üzerinde baskıcı bir zorba veya efendi konumuna geçeceklerdir.

Milliyetçilik her türlü sirayet eden bir hastalık olarak salt ırkçılık değil, bir çok alanda kendisini gösteren habis bir bulaşıcı hastalık olarak insanların kötülüğe karşı ayakta tutan bağışıklık sistemini çökerten içten bir düşman olarak yıkıcı etkilere sahiptir.

Şu halde bu tür bir milliyetçiliğe karşı en büyük güvenlik alanı, Allah’a ve ahiret gününe iman üzere sebat etmektir.

Bu tür bir iman ile Allah etrafında bir yörüngede olunurken diğer taraftan ancak O’na hesap verilebilirlik içinde sorumluluk alınarak bunun ifası yoluna gidilebilir.

Şu halde bizim üzerinde direnç göstereceğimiz ve tabir caizse milliyetçilik yapacağımız unsur Allah’a ve Ahiret gününe iman olacaktır.

Bu tür bir iman bizi,  dışlayıcı ve fesada uğratıcı milliyetçilikten beri kılacaktır.

Bu tür bir iman bizi tek bir ümmet, iman edenler ümmetine ademden bu yana olan ümmetin ferdi kılarken, tüm elçilerin de arkadaşlarından kılacaktır.

Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar ettiği nebîler, sıddîkler, şehidler, salih kişilerle beraber olacaklardır. Bunlar ne güzel arkadaşlar! Nisa 69

İşte ortak noktamız,

De ki: "Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan şu söze gelin: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbirşeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse şöyle söyle: "Tanık olun, biz müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız." Al-i İmran 64 , budur. Buna zarar veren herşey yıkıcı, milliyetçilik olarak karşımızda durur. Din, elçi, mezhep, cemaat, grup her ne olur ise olsun bunların tümü bu sözün içinde eriyip gitmek zorundadır.

Aksi halde bu söz üzerinde olduğunu kimse söyleyemez.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA