18 Aralik 2017 Pazartesi

Müzzemmil Süresi 17-19.Ayetlerin Tefsiri

08-10-2017 09:17 Güncelleme : 15-11-2017 11:41

Müzzemmil Süresi 17-19.Ayetlerin Tefsiri

Eğer örterseniz çocukların saçlarını ağartan o günden nasıl korunacaksınız?

Bu yakalama burada ağır bir yakalama ile olacak iken diğer taraftan o ağır bir günde vardır ki orada durum daha da ağırlaşmaktadır.

Kendilerine bu durumu ağırlaştıran o kullardır.

Bu kullar örtenlerdir.  Bunlar örtülerine bürünüp o şekilde kalarak kendilerine gelen şahit elçiye itibar etmeyip o sözü yalanlayanlardır.  Onlar bu sözü kendi dünyalarında kabirlere atmış ve üzerini toprakla örtmüşlerdir.

Zira bu söze itibar etmeyenler elçiye isyan edenler,  nefislerinin ve başkalarının sözlerine itibar edip onları kendileri için şahit olarak görürler.  Bu halde onlar hayatlarını kaçak bir isyancı olarak yaşarlar. Onlar için hayatın bir anlamı yoktur. Kalbleri sukun bulmuş değildir. Her tür nimet kendilerine verilse dahi bunlar ile tatmin olmakta değillerdir. Hep bir huzursuzluk ve yorgunluk üzerlerine çökmüştür. İşte o gün böyle olunduğu gündür.

Yaşamlarını o  ağır ve vakarlı sözü,  kabına ya da topraklara sığmayan sözü,  gömmeye çalışanların ancak saçları ağaracak ta kendi hayatlarını bu beyhude çalışma içinde ziyana sokacaklardır.

Elçi de “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinde kendisinin ihtiyarladığını söylemişti.  Ama onun ihtiyarlığı o sözü gömme üzerine değil,  onu omuzlarında hayatına ve insanlara ulaştırmadandır.  Bu ihtiyarlık,  acziyet ve ağırlık içinde değil, etkinlik ve değer anlamındadır ki böylece o kevsere ve övülmüş bir makama nail olabilecektir.

 Ahret anlamında  o günde de aynı durum sözkonusu olacaktır.  O günde yine kendisine bu söz beyan olunduğu halde onu hayatında mezarlığa atanlar onlarda o gün yaptıkları bu işin ağırlığından dolayı acziyet içinde olacaklardır.  Zira onların bu durumu daha önceki durumlarından farklı değildir. Dünyada hangi hal üzere ise o günde aynı hal üzere olacaklardır. Buna göre dünyada bu söz ile acziyet örtüsünü atmayan o gün orada da aynı şekilde acziyet içinde kalacaktır.

Esasen bu söz acziyet içinde olanı evirir. Onu ayağa kaldırır. Onu hem bedenen hemde bedence olmasa bile eylemce ihtiyarlık içinde olana hayat verir. Onun hayat bulması ancak kendisine Rabbten gelen emir(ruh) ile olur. O bu ruhu bedenine tüm azalarına sokmaz ise bu azaların tümü acziyet(ihtiyar) içinde olacaktır.

Buna göre gelen bu söz bedene sirayet ederek,  hayat veren ,  dökülmüş ve ağarmış saçları gürleştirip onları simsiyah yapan bir potansiyele haizdir.

 

 

Gök onunla yarılmıştır ve Onun vaadi yerine getirilmiştir.

 

Yüce Allah o günü yaşanan bir an olarak anmaktadır. O gün gelecekte bir gün olacak değildir. o gün bugündür. Bu andır. Onun istediği kulların o günü kendi nefislerine şimdi ifa etmeleridir.

Şu direksiz olarak duran,  kendisinde rızıklar,  nimetler takdir edilen (O odur ki size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten bir rızık indiriyor.  O'na yönelenden başkası öğüt alamaz.  Mümin 13) göğün  yarılması  sanki insanın kendi kabuğunu yarması için verilmiş bir mesajdır.

O günün dehşetine insandan daha dayanıklı ve büyük olan yer ve dağlar dayanamazken şimdi insanın anası gibi rızık indirilen gökler  dahi dayanamaz.  Bu durumda  örtülere bürünenlerin bu günkü acıklı hali gerçekten dehşet vericidir.

Şu halde insan artık kabuğuna sığamaz.  İçi kaynar ve kendisini saran örtüleri yırtar kabukları yarar o günün dehşeti onu sarmış ve o bugünün ağırlığını hissederek geceleyin daldığı derin uykudan dehşetle uyanır.

Artık o bu uyanışla gökyüzünde güneşe, aya, yıldızlara bakıp Rabbini düşünecek ve bu sözü özü kılacaktır.

Rabbin vaadi her zaman yerine gelmiştir.

O yalanlayıcılara yapılan tehdit, çocukların saçlarını ağartan o gün , yerin ve dağların sarsılıp dağlar kum yığınları haline gelmesi ve nihayet göğün yarılması.  Artık her şey sönüp gidiyor.

Örtülere bürünen de şu halde yukarıdan gök kabuğunu ayağının altından yer kabuğunu kırmalıdır.  Şu dünya örtülerini açmalı, dünya hayatı kabuklarını da kırmalıdır.

O bu sözü yüklendiğinde  ona verilen vaad yerine gelecektir.  Yer sarsılsa da dağlar kum haline gelse de gökler yarılsa da o vaad mutlaka ve mutlaka yerine gelmiştir.  O vaad Olmuş ve bitmiştir.

Muhakkak ki bu bir hatırlatmadır. Her kim dilerse,  Rabbine doğru giden bir yol edinir.

Bu bir hatırlatmadır.  Hatırlatma insanın yaratılışına konup muhatap olduğunda onun doğruluğuna önyargısız bir şekilde kani olduğu gerçeklerdir.

Bu noktada ona yapılan bu zikir onun fıtratının andığı,  varlığın andığı gerçeklerdir. Onun gece kalkışından,  gündüz meşgalesine kadar, dağların ve yerin sarsılıp dağların kum yığını haline gelmesine ve göğün yarılmasına kadar her şey olması gereken ve olacak olandır. Şu halde Rabb olmayana değil olması gerekene ya da olacak olanı hatırlatmaktadır. Diğer bir deyişle onu unutturmamaktadır.

 

Bunların üzeri örtülemez ya da bunlar değiştirilemez. Çünkü bunlar gerçekliğin sarsılmaz dağlarıdır.

Hal böyle iken bunlar tüm herkesin ortak sahipliğindedir.  Kimse ya da kimselerin tekelinde değildir. O halde birey ya da cemaatın elinde ancak onların yorumlayıp anlamlarını bildiği yalnızca onların onun üzerinde söz söyleme yetkisi olan da değildir. Zira o herkesin fıtratında ve muhatap olduğu yaratılmışlarda varolan bir hakikat olduğundan herkese aittir.

Bu hatırlatmadan dileyen istifade eder.  Onun istifade etmesi ya da etmemesi Rabb için bir minnet olmadığı gibi onun yolu içinde bir artısı yoktur. Onun yol edinmesi ne Rabbin hazinelerine bir şey katar, ne de onun Rabbe doğru yol edinmemesi Rabbin hazinelerinden bir şey eksiltir. O Rabb alemlerden müstağnidir. Şu halde yol edinen ya da edinmeyen ancak kendisi için bunu yapmıştır. Bunun sonuçları ondan başkasına dönmeyecektir.

Rabbin ona bu hakikatlari izharı onun yol edinmesine mecbur kılar.

İnsan başından beri bir yolculuk içindedir.  Bu yolculuk içinde o kendine yolcu olarak bir yol edinmelidir. Zira her insan muhakkak ki dünya yolcusu olarak bu yolun sonunun olduğunu bilir. (ölüm)

Ama buna rağmen onun bu algılayışı onun yaşamına yön verir.  Bazıları yolun sonunun olduğunu bildiği halde o sona uygun hareket etmez. Onların yolun sonunu bildikleri halde hala verilen nimetler içinde şımarmaya ve dünya hayatına aşırı bir tutkunluk içinde bulunurda onu büyük bir iş ya da etkisi altına girilecek bir unsur olarak kabul eder.

Oysa bu yolların zikirle hiçbir ilgisi yoktur.  Rabbe doğru yol olmayan bu ve bunun gibi yolların hiçbiri zikre dayanmaz. Hatta onunla çatışır. Şu halde o yollar bozuk ve sapkın yollardır. Fıtrata aykırıdır. Her kim o yolu edinmiş ise bu durumda o,  yerin ve dağları sarsıldığı deprem bölgeleri ile dağların kum haline dönüştüğü yerlere gitmiştir. Onun gittiği bu yerde göklerde yarılmış başının üzerinde azap tehlikesi olduğu halde bu endişe ve korku içinde ihtiyarlamış ve saçları ağarmıştır.  

Oysa ondan istenen bu değildir.  Aksine ondan istenen bundan kurtulmasıdır.  Bundan kurtulması için Rabb bunu zikr olarak nitelemiştir.

O halde yapılması gereken aslında kendisinden başka seçenek olmayandır.

Örtülere bürünenlerin bu örtüleri sıyırmaları emredilirken bu örtülerden neden sıyrılmaları gerektiği de ortaya çıkmaktadır.

O kendisine giydirilen ya da giydiği gömleği veya üzerine aldığı örtüyü bir an önce sıyırmalı ve uyku ile zamanını heba etmemelidir.  Çünkü önünde çıkması gereken  bir yol vardır. Onu bu yoldan alıkoyanlardan sıyrılmalı onlara karşı uyanık olmalıdır. Şu halde o Rabbe doğru hemen yola koyulmalıdır.

Bu yolun rabbani olması hesabı ile yola koyulanın eğitileceği bir gerçektir. .  Bu yol hayatın içine girdiği yoldur.  Şu halde onun terbiyesi hayatının ıslahı anlamına gelir.  Islah ise bu hatırlatmaya göre olacaktır. O hatırlatma ise vakarlı söz olan Kur’andır. Bu halde Rabbe doğru yol edinen Kur’an’ı hayatının yoldaşı ve kılavuzu edinecektir.

Tezkira bilet anlamına gelir.Bu manadan mülhem olarak Rabbin yoluna çıkmak için bu bileti almak zaruridir. Bu bilet, içinde fıtri hatırlatmaların olduğu ,ademden bu yana değişmeyen hakikatleri ifade eden bir öz iken bu öz sahibi olan ya da olmak isteyenler Rabbe doğru bir bilet almış olurlar. O halde her kim Rabbe doğru yol aldığını söylüyorsa bu özü barındıran o kitaba gönülden bağlı olmak zorundadır. Bu kitap olmaksızın bilet sözkonusu değil ise, bu kitap olmaksızın o yolun yolcusu olduğunu söyleyenler de ancak aldanan ve aldatanlardır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA