18 Aralik 2017 Pazartesi

Hakk Nedir?(2)

30-09-2017 15:38 Güncelleme : 30-09-2017 15:38

Buna göre onların hakk olarak varlığı ahiret günü hakikatini ortaya koymaktadır. Yani hakk üzere olma Allah’ın tekliğini ve Ahiret gününün varlığını ortaya koyar.

Hakkın zıddı olan fesadın olmaması Tek bir ilahın olmasının kanıtı değil midir?

Hak üzere yaratılan ve varlık içinde olan insanında doğal olarak bu hakk üzere olması gerekir. Onun uyum içinde olması için bu zaruridir. Batılın bu hakk yaratılış içinde bir yeri yoktur.

Batılın bir yeri yok ise her kim batıla saparsa bu, onun bu varlık içinde yer bulmasını zorlaştırır.

Bu durumda yokluğa doğru gitmek kaçınılmazdır.

Allah'ın gökleri ve yeri hak olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir. İbrahim 19

Daha önce geçen kavimlerin başlarına gelen onların hep hakka karşı batıl safında yer alarak batıla tabi olmalarıdır.

Biz, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Küfre sapanlar ise bâtıla yapışarak onunla hakkı kaydırmak için uğraşıyorlar. Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler. Kehf 56

Onlardan evvel Nuh’un kavmi arkalarından  gelenler de tekzib etmişlerdi ve her ümmet kendi Resullerini yakalamak kasdinde bulundu ve hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler de ben onları tuttum alıverdim o vakit nasıl oldu azabım Mümin 5

Bu durumda insanların içinde bulunduğu durum aslında onların hakka karşı takındıkları tavırdan başkası değildir. O halde sorun hakka karşı takınılan olumsuz tavırdan ise bu durumdan kurtuluş ise yine Hakka dönmekle olacaktır.

Hayır, hayır! Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler. Kaf 5

Hak üzere yaratılmış olan gökler ve yerde iman edenler için şüphesiz bir çok delil vardır.

Allah gökleri de yeri de hak olarak yaratmıştır. Kuşkusuz, bunda, iman sahipleri için mutlak deliller vardır. Ankebut 44

Ama basiretlerle bakan ve öğüt alıcı için. Kaf 8

Bu durumda gönlü alınması gereken hoşnutluğu istenmesi gereken de Allah olmaktadır. Bu onun hakkıdır. Bu durumda birisine ya da birilerine hoş görünmek ya da onların hoşnutluğunu Allah’ın hoşnutluğuna rağmen kazanmaya çalışmak haksızlıktır.

Sizin gönlünüzü hoş etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer bunlar inanmış iseler Allah'ın ve resulünün hoşnutluğunu öne almaları daha uygun düşer. Tevbe 62

Kendisinden korkulma hakkına sahip olanda O’dur.

Yeminlerinden dönen ve Peygamberi, ülkesinden çıkarmaya çabalayan ve size karşı ahitlerini ilkin bozan bir toplulukla savaşmaz mısınız, korkar mısınız onlardan? İnanmışsanız kendisinden korkulmaya daha layık olan Allah'tır. Tevbe 13

Yaratılış hak üzere iken bu kalış sürekli olacak anlamına gelmez. Yani hakk üzere olduğundan dolayı onlar ebedi kalacaklar değildir.

Aksine hakk Allah’tan başkası için kullanıldığında onun belirli zaman ve şartlara göre varolduğunu ifade eder.

Gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri hak olarak ve belirlenmiş bir süre için yarattık. Ahkaf 3

Biz gökleri, yeri ve bunların arasındakileri hak olarak yarattık. O saat elbette gelecektir. Hicr 85

Hakk üzere varlık yaratmanın oyun ve eğlence üzerine olmadığını ifade ederken diğer taraftan yaratılmışların, yaratılmış olarak belirlenmiş bir süre için var olduklarını gösterir. Çünkü onlar bir felekte ve bir zamana doğru akmaktadırlar.

“Boş ve eğlence olarak yaratılma olsa idi bu durumda yaratıcı ile yaratılan arasında bir hukuk olmazdı.” Zira aradaki bu hukuk karşılıklı sorumluluktan doğan bir hakk olarak vardır.

Bu manadan olarak boş ve eğlence üzere olan yok olup kaybolmaya mahkumdur. Fakat hakk üzere varolma bu yokoluştan çok öte ahir zamanın varlığının apaçık kanıtı olmaktadır.

Buna göre onların hakk olarak varlığı ahiret günü hakikatini ortaya koymaktadır. Yani hakk üzere olma Allah’ın tekliğini ve Ahiret gününün varlığını ortaya koyar.

Varlığın hak üzere olmasının en önemli iki kanıtı Allah’ın birliği ve Ahiret günüdür.

Yüce Rabb insanlara hakkın ne olduğunu bildirmek üzere bir de elçiler ve bu elçiler ile hakkı göndermiştir.

Elçilerin hakk olması onların Allah tarafından seçilmiş olmalarıdır. Bu durumda hak olan elçi yani Allah’ın kelimelerini taşıyan elçi ancak Allah’ın seçtiğidir.

Bir insan grubunun, topluluğun ya da insanların kendilerince belirledikleri değildir. Bu durum her ne kadar alenen olmasa da zımnen insanlar Allah’ın elçisi yerine hak olmayan , yalancı elçiler koymaktadır. Böylece onları hakkın temsilcisi olarak kabul etmektedirler.

Zira elçilere yapmaları gereken muameleyi onlara yapmaktadırlar. Bu hal hepsi olmamakla beraber bir çok cemaat ya da tarikatta böyledir.

Allah elçileri ile hakikati gönderir. Bu hakikatler hikmetleri içerir. Bu hakikatler insanların ihtiyacı kadardır. Onlara onların taşıyacaklarından fazlası yüklenmez.

Bu tür bir hakkı ortaya koymak ise göklerin ve yerin yaratılışı bilgilerine, insanların yaratılışını ve bilinmeyenlerin de bilinmesine bağlıdır. Zira hak tek bir zaman ve mekanda ya da yaratılmışların bir tanesinde temerküz eden bir küçüklükte değildir. O gayb ve şehadet alemi ile tüm yaratılmışların ve onların yaratıcısı ile tevhidi ilişkilerini bilmenin özüdür.

De ki: "Benim Rabbim, Hakkı ortaya koyar. Gaybları en iyi bilen O'dur." Sebe 48

Bu halde elçinin risaleti göklerin ve yerin üzerine yaratıldığı hak üzere iken, insanların yaratılışlarına da uygun ve onların yaratılış kapasitelerine göre indirilmiştir.

Biz hiçbir benliğe yaratılış kapasitesinin üstünde görev yüklemeyiz. Bizim katımızda, hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara haksızlık edilmez. Müminun 62

Bu hakikatler

Kesin bir bilgidir. Onda şüphe yoktur.

Hak dâima Rabbin katındandır. Artık şüpheye düşenlerden olma sakın! Bakara 147

Gerçektir. Onda zann yoktur

İşte budur, o tartışmasız, o kesin gerçek! Vakıa 95

O kesin doğrudur. Onda yalan ya da uydurma yoktur.

İşte bunlar Allah'ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen, gönderilen elçilerdensin. Bakara 252

O adildir. Onda hevadan eser olmaz.

…Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma…Maide 48

O yeterince ve yerli yerindedir.

İnkâr edenler dediler ki: "Kur'an ona toptan, bir kerede indirilsedi ya!" Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça/ayet ayet okuduk. Onlar sana bir mesel getirdikçe, biz sana hakkı ve en güzel tefsirini getiririz. furkan 32-33

O birleşmesi gerekeni birleştiren Kitap, dengeyi sağlayan bir ölçüdür.

O Allah’dır ki hakka dâir kitab ve mîzan indirdi ve ne bilirsin belki saat yakındır. Şura17

Fakat hakktan hoşlanmayanlar hep elçilere onlarla beraber gelenden dolayı inatçı kesilerek karşı çıkmışlardır.

Aslında onların karşı çıktıkları Göklerin ,yerin ve kendi fıtratlarının üzerine  yaratıldığı öz idi.

Kendisinde şüphe olmayan “Kesin bilgi”ye karşı çıktılar. Kendisinde zann olmayan “gerçeğe” karşı çıktılar. Uydurma ve yalan olmayan “doğrulara” karşı çıktılar. Kendisine heva karışmayan “adil” olana karşı çıktılar. “Yeterli ve yerli yerince” olana karşı çıktılar.

O halde onların üzerinde inat kesildikleri ise “oyun ve eğlence” idi, “kendi benliklerinin reddettik”leri idi. Bu durumda kendi nefislerine ve varlığa karşı mağlup olacakları bir savaş açtılar.

Şüpheler” üzerine inatçı kesildiler.

Zann” üzere inat ettiler.

Onların çoğu Zanndan başka bir şeyin ardınca gitmiyor.

Doğrusu da şu ki Zann, haktan hiçbir şey ifade etmez. Allah, onların yaptıklarını iyice bilmektedir. Yunus 36

Uydurma ve yalan” olan üzere inatçı kesildiler.

Heva heves ve alçak arzular”ın üzerinde inat ettiler.

Boş ve hurafeler” üzere inat ettiler.

Birleştirilmesi gerekeni ayırma ve aşırılık üzere inat ettiler.

Sadece bunlar mı?

Kendilerine “Müslümanım” diyen biz insanların durumu da farklı değildi. Bizler Allah’ın hakkını gözetmedik. Varlığın bizim üzerimizde olan hakkını gözetmedik. Fıtratımızın hakkını gözetmedik. Atalardan kalan ları kritize edip yalan ve hurafeleri ayırmadık bunların tümünü, doğru bilgiye tercih ettik, kesin bir bilgi ile inanmamız gerekenlere karşı şüpheci yaklaşanlar gibi yaklaştık. Ölçülerimizi, hayat tarzımızı hakka göre belirleme yerine, hakkı hevalarımıza göre belirledik.

Arkalarından, yerlerini alan halefler geldi. Bunlar, Kitap'a varis olmuşlardı. Şu basit dünyanın geçici menfaatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı: "Biz zaten bağışlanacağız!" Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan, Allah hakkında, Hakk dışında birşey söylememelerine ilişkin Kitap misakı alınmamış mıydı? O Kitap'ın içindekileri okuyup incelemediler mi? Ahiret yurdu, takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz? Araf 169

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA