18 Ocak 2018 Perşembe

SORUMLU BİR VARLIK OLARAK İNSAN

08-09-2017 03:35 Güncelleme : 08-09-2017 03:35

SORUMLU BİR VARLIK OLARAK İNSAN

İnsanın kendisini, yaratması nasıl mümkün değilse onun başıboş bırakılması da mümkün değildir. Şu halde onun yaratılması daha baştan kendi başına bırakılmadığını ortaya koyar. Bu manada her doğan insan , insanın kardeşi, çocuğu ya da akrabasının çocukları veya arkadaşlarının çocukları ona kendi başlarına bırakılmadıklarını izhar eden bir ayet olarak ta ortaya çıkar.

İnsan kendisine terk edileceğini mi hesab eder.  Kendisi dökülen meniden bir nutfe değil mi? Sonra bir alaka oldu ve onu yarattı ve onu düzenledi.  Ondan erkek ve dişi olmak üzere iki eş yarattı.  Bunları yaratan ölülere hayat vermeye güç yetiremez mi? Kıyamet 36-40.

İnsan sorumluluk yüklenmiş bir varlıktır.  Bu sorumluluk onu hesab eden bir varlık olmaya yöneltir.  Bu hesap ediş doğru ya da yanlış olsun muhakkak ki insan da işler.  Çünkü o yaratılışını bir şeye,  olumlu ya da olumsuz,  bağlamak ister.  Bu bağlanma ile hayatında çeşitli hesaplar peşinde koşar.

Ama asıl olan hesabın doğru yapılmasıdır.  Ölçüp biçerken tartı ve ölçüde adaleti gözetmektir. Yaratana, nefsine, varlığa ve diğer insanlara karşı.

Fakat çoğu zamanda o bu hesabında hata yapar. Ama bu hatalarda nihayetinde onun için doğru hesaba yönlendirici bir işaret olarak vardır.

İnsan yaratılış özelliği itibari ile hata yapar. Bundan dolayı o kınanmaz. Zira bundan kaçışı yoktur. Fakat onun kınanacağı işi uyarıldığı halde hatasında ısrar etmesidir.

İnsanın hesabını ancak sorumluluk bilinci ile yaparsa doğru yapar. Bunda da bazen hata yapabilir ama bu bilinç ile o bu hatasından döner.

Sorumluluk bilinci içinde hesap yapmayan büyük bir aldanma içine girmiştir. O bu hali ile kendi başına terk edilip dilediğini hesapsızca yapma hakkına sahip olamaz. Ona Rabb kendi hesabına göre belli bir hesaba kadar dilediğini yapma insiyatifi tanır ama bunu da yine onun hesabını düzeltmesi için tanır.

İnsanların başlarına gelen ancak kendi hesapları neticesinde olanlardan başkası değildir. Hatta öyle ki Rabb onların yaptıklarını affetmese yeryüzünde bırakın insanları, tek bir canlı dahi kalmaz idi. Fakat affeden Rabb onların yanlış hesaplarının üzerini çizerken( bir kısmını örter iken) o yanlış  hesaptan dönmeleri içinde yaptıklarının bir kısmını tattırmaktadır.

En büyük azaptan önce,  onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler. Secde 21.

İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu,  ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler. Rum 41.

Onlar,  başka değil,  sırf «Rabbimiz Allah'tır» dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir.  Eğer Allah,  bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi,  mutlak surette,  içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar,  kiliseler,  havralar ve mescidler yıkılır giderdi.  Allah,  kendisine yardım edenlere muhakkak surette yardım eder.  Hiç şüphesiz Allah,  güçlüdür,  galiptir. Hacc 40.

Şu halde insan yanlış hesap yaptığında yaptığı bu hesap ona dönecektir. Dönüşün şiddeti onun hesaptan dönme iradesine bağlıdır. Son kertede eğer hesaptan dönmeyecekse onun için azgınlaşan ve fesad çıkaran  ad ve semud ile firavn’ın sonundan başka bir şey yoktur.

İnsan ancak kendi yaptığından sorumlu olup o yaptıkları ile başkasına zarar veremez. Çünkü bu masumiyet ilkesine aykırıdır. Rabbin yasası kişinin ancak yaptığına düçar olmasıdır. O bu yaptığından dolayı başkasına zarar veremez ya da bir başkası diğerinin yanlış hesabının kurbanı olamaz.  Onun hesabının hatalı olması halinde bunun sonucundan diğer insanlar gibi varlık alemi de etkilenmez. Onun yaptığından ondan başkasına bir zarar gelmesi onlara zulum iken,  Rahman kullarına karşı (insan, cin veya gökler yer ve ikisi arasında olanlar olsun) asla zulmedici değildir.

Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici değilim. Kaf 29.

Bu durumda  işi ifa etmediği halde bir aracılıkta bulunana da aracılıkta bulunduğu o işten dolayıda bir pay vardır.

 Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur.  Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur.  Allah her şeyin karşılığını vericidir. Nisa 85

Zira o aracı, aracı olduğu o işi yapanın işinden dolayı değil o işe aracılık ettiğinden dolayı bir pay almıştır.

İnsan ancak kazandığının rehinidir. (Müddesir 38)

Onun boynuna asılan onun kazandığıdır. Çünkü onun sahip olduğu budur.

O gün kimsenin kimseye faydası olmaz.  O gün yetki sadece Allah'ındır. İnfitar 19.

Bu hali ile o sahip olduğundan sorumlu olarak onun hesabını görecektir.  

Onun yapmadığı işten dolayı bir şefaat yoktur. Şefaat tümü ile Allahındır. O dilerse ancak olur

Bu halde  insan kendi başına terk edilmiş olduğunu nasıl hesap eder. Zaten bu onun yaratılışında da yoktur. İnsan meniden bir nutfe iken Allah onu alakaya geçirdi   yaratılışa devam etti düzenledi erkek ve dişi olarak iki eş kıldı.  Onu annesinin karnında korunan bir yere koydu. Onu orada besledi. büyüttü. şekillendirdi. Ona kendi ruhundan üfledi de en güzel şekilde yarattı.  Eğer o meniden nutfe olarak kendi başına terk edilse idi bu süreçler vucuda gelebilir miydi. Şu halde onun yaratılış süreci böyle bir terki baştan reddeder. O, her ne kadar Yaratanını inkar edip ona eşler koşarak ondan kendini uzak tutmaya çalışsada; Rahman , yine ona onu yaratmasındaki ilgiyi gösterir. İnsana bu yaptığının kendisine zarar verdiğini gösterecek kuvvetli(sultan) delillerini gösterir de ikinci bir hayat bulmasını ister.

İnsanın hayat bulması onun Allahın yaratmış olduğunu idrak etmesi ile mümkündür. yaratıldığını idrak etmesi bilmesinden daha yüce bir mertebedir. Çünkü idrak ile o kendisinin terk edilmediğini bilecektir. Zaten başına gelenler kendisini yaratanın Allah olduğunu bilmemesinden yada bildiği halde bunu idrak etmemesindendir. Bu durumda o kendisini kalbi, zihni, sözlü ve ameli olarak kabre koyan birer ölü kılar. O zamanda o çürümüş kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman mı diriltileceğiz gibi sözler sarfeder. Bu, onun içinde bulunduğu ölüm kokuşmuşluğundandır.

Oysa insan üzerindeki ölü toprağını ancak Rabbin yaratıcı olduğunu idrak ederek atar ve hayat bulur. . İşte bu durum onun kendi durumunun farkına varması ve yeniden hayat bulmasıdır. Rabbi yaratıcı olarak idrak bu manada salt bedensel veya ruhsal yeteneklerini onun verdiğini bilmek değil kalbi, zihni, sözlü ve ameli de onunla alakalandırmaktır. Bu alaka hayatı ona hesap vereceği bilinci ile düzenlemesi gerektiği ilhamını vermelidir. Onunla alakalanan nefsi ve varlık alemi ile de alakalanmıştır. Aynı rahimle alakalanan nutfe gibi. Bu durumda onun hayatı  üretken bir hale gelir. (erkek ve dişinin yaratılması neslin üretiminin simgesidirde. )

Alemlere Rahmet olan Peygamberi Alemlere rahmet kılan onun Rabbi ile kurduğu alakanın çok sıkı olmasından başka bir şey değildi. İlk inen sürede de alakadan yaratan rabb ibaresi anlamlıdır

Rabbin insan için tayin ettiği hayat budur. onun istediği hayat üretken bir hayat ise şu halde o Rabbten ayrı bir hayat ile hayatına düzen veremez ve bu hayat  üretken bir hayatta olmaz. . Rabble alakandırılmayan bir hayat ancak kısır bir hayat olarak ortaya çıkar.  Kendisi ile insanlar ile ve diğer varlıklar ile de alakasını kesmiştir.

Onunla alakasını kesmiş olan toplumlara,  insanlara baktığımızda hayatlarında büyük bir boşluğun olduğunu görürüz. İnsanların tutunacakları , dertlerini paylaşacakları (Ben şikayetimi ancak Allaha söylerim. yusuf 86),  hayatlarını yönlendirecekleri (Rabbinizden gelecek olan bağışlanma için yarışın. Genişliği gökler ve yerin genişliği gibi olan cennet için yarışın. Bunlar Allaha ve Resulune iman etmiş kimseler için hazırlanmıstır. İşte bu Allah’ın fazlıdır. onu dilediğine verir. Allah çok büyük fazl sahibidir. Hadid 21) güvende olacakları (Yerde ve nefislerinizde hiçbir musibet yok ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazmış olmayalım. Şüphesiz bu Allaha göre kolaydır. Elden çıkıp giden üzülmeyesiniz. Size verilen ile de şımarmayasınız. Allah övünen ve kendini beğeneni sevmez. Hadid 22-23) bir hayatları yoktur. Hatta şu anki batı toplumunun en büyük sorunu yalnızlıktır. Bunun içindir ki insanlar kendilerine anlamsız kıldıkları bu hayattan uzaklaşmak için kendilerini adeta bir ölüm hali olan uyuşturucu unsurlara yönelmektedirler.  

İnsan başıboş bırakılan bir varlık değilse onun hayatının dolu dolu geçmesi gerekir. Bu, onun hayatında boş işlerin değil boş sözlerin dahi yeri olmaması anlamına gelir. O her eylem ve sözünü bu alaka üzere yapacaksa hayatının bir kısmını değil tümünü düzenlemiş olur.

İnsanın Rabbine karşı olan sorumluluğu öz benliğinde vardır ve o bundan başka bir şey için de yaratılmamıştır.

Hani Rabbin,  Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin),  şahid olduk" demişlerdi.  (Bu, ) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir. Araf 172

Ben,  cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.  Ben,  onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum.  Şüphesiz rızık veren,  güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır Zariyat 56-58.

İnsanın kendisini, yaratması nasıl mümkün değilse onun başıboş bırakılması da mümkün değildir. Şu halde onun yaratılması  daha baştan  kendi başına bırakılmadığını ortaya koyar. Bu manada her doğan insan , insanın kardeşi, çocuğu ya da akrabasının çocukları veya arkadaşlarının çocukları ona kendi başlarına bırakılmadıklarını izhar eden bir ayet olarak ta ortaya çıkar.  

onun yaratılması kendi başına olmadığını gösterdiği gibi diğer taraftan onun kendi başına terk edilmediği yine onun yaratılışının özünde de vardır. Buna göre o “ben sorumsuzum” diyemez. Çünkü bu onun özüne aykırıdır.

Onun sorumlu olduğu özünde varken Bu öz çeşitli zamanlarda ortaya çıkar. O zamanlarda insan sorumluluğunu anlar ve kendisine bir kez daha şahit olur. Bu şehadet onun belinden zürriyetinin alındığı zamankinden farklı değildir.

İnsana bir zarar dokunduğunda,  yan yatarken,  otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise,  sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider.  İşte,  ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. Yunus 12

O,  sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle sukunet bulasınız diye kendinizden  eşini var etti.  Onu örtüp-bürüyünce,  o da bir yük yüklendi de bununla gezindi.  Nitekim ağırlaşınca,  ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize sağlıklı (bir çocuk) verirsen,  andolsun şükredenlerden olacağız.

Fakat (Allah) onlara sağlıklı bir çocuk verince,  kendilerine verdiği bu çocuk hakkında (sonradan insanlar) Allah'a ortak koştular.  Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir. "Araf 189-190

Böylece insan kendi özünde varolan sorumluluğunu , Rabble alaka kurması gerekliliğini apaçık bir şekilde izhar etmiştir.  

Ama bu karşılıksız olan bir sorumluluk değildir. Diğer bir ifade ile insan bu sorumluluğa borcunu ifa etmek üzere girmektedir. Yoksa ona rahmet edilmeksizin tek taraflı olarak sorumluluk altına girmiş değildir. Onu yaratan onu yarattığı,  ona karşı en büyük kerem sahibi olduğu için ona öğrettiği için insan ona karşı kendisini sorumlu hissetmelidir. Böylece sorumluluk yaratılma ve ikram lutfundan geldiği gibi Rabbin buna muhtaç olmasından da değildir. . Zira onun sorumluluğunu ifa etmesi Rabbin hazinelerine ne bir şey ekler  ne de sorumluluğunu ifa etmemesi Rabbin hazinelerinden bir şey azaltır.  

Musa demişti ki: «Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü nankörlük etseniz bile şüphesiz Allah hiç bir şeye muhtaç değildir.  o övülmüştür . İbrahim 8

O halde insan bu sorumluluğu ancak kendisi için yapmalıdır.

Zaten bu sorumlulukta ona zorla verilmiş değildir. Aksine onun kendisi bu sorumluluğu almıştır.

 Biz emaneti,  göklere,  yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler,  (sorumluluğundan) korktular.  Onu insan yüklendi.   Ahzab 72

İşte Rabbin ondan istediği onun emanete bağlı kalmasıdır. Yoksa ondan kendisine rızık vermesini ya da doyurmasını istemekte değildir. İnsana rızık veren de Allahtan başkası değildir ki.

İnsanın yaratılması, yaradılışının üzerine olan  özü hep sorumluluk üzere iken kendisinin bunu isteyip, Rabbin de ona bunu hatırlatacak nimetler ihsan etmesi onun bu sorumluluğunu kolaylaştırmaktadır.  

Ama kim verir ve sakınırsa en güzeli tasdik ederse, Biz ona kolay olanı kolaylaştıracağız. Fakat kim cimrilik eder ve kendisini sorumsuz görürse ve en güzeli yalanlarsa ona da zor olanı kolaylaştırırız. Leyl 5-10

Şu halde onun sorumluluğu kolaydır. Çünkü o bu sorumluluğu tek başına yardım almaksızın yapacak değildir. Rabb ona ikramlarda bulunduğu gibi onun sorumluluğunu ifa etme iradesini gösterdiğinde ona bu sorumluluğu daha da kolaylaştıracaktır.

Buna göre insan bu sorumluluğu istediğini göstermelidir. . Bu salt sözle değil, vermek ve tasdik etmekle olur.

Vermenin konusu insana verilen her şeydir.  Canı, malı, zamanı, enerjisi, emeği, en sevdikleridir. Zira sorumluluğun ifası tüm bunların üzerindedir. Esasen sorumluluğun ifası ile bunlardan da vazgeçilmiş değildir. Çünkü sorumluluğun ifası ile sonuçta bunlardan çok daha güzeli verilecektir. Bu durumda bunlardan daha güzelini alma için emanet ifa edilmelidir. Bu manada vermek zaten olması gerekendir. Çünkü verilecek olan insanın kendi sahip olduğu değildir. Onun vereceği ona emanet olarak verilendir. Vereceğinin sahibi Malik-il mülk olan Allah’tan başkası değildir. Bu durumda onun vereceği ancak kendisine emanet edilendir. Böylece ondan istenen emanetleri yerlerine vermekten başka bir şey değildir. İnsanın yüklendiği emanette işte bu verme emanetidir.

Sakınacağı ise vermekten kendisini alıkoyan her şeydir. Şu halde onu emanetleri vermekten alıkoyan şeyden kendisini sakınması gerekir. Çünkü bunlar onun emanetine yerlerine ulaştırmasına mani oldukları gibi onu eminlikten hainliğe çevirir.

İşte en güzel olan vermenin  tasdiği verme amelinin ifasıdır.

Sorumluluk sahibi insan Rable alakalanarak sorumluğunu emanetleri yerine vererek ifa eder. Zaten Allah-u teala her zaman onun yanında değil midir.?

Göklerde ve yerde olanları Allah'ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur.  Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O'dur.  Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O,  onlarla beraberdir.  Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir.  Doğrusu Allah,  her şeyi bilendir.  Mücadele 7

Andolsun,  insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız. Kaf16

Rabbin insanın yanında ve ona şah damarından dahi daha yakın olması onun sorumluluğunu ifa etmesi gerektiğini ortaya koymaz mı?. her an ve her yerde ister tek başına kaldığı bir odada, ister kalabalıklar arasında hiç fark etmez. Allah’ın olmadığı hiçbir yer ve zaman yoktur ki.

Kendi nefsinden dahi kendisine yakın olan ile alaka kurmayıp kendisine uzak olanla alaka kurması onun kendisini soyutlaması karanlıklar(zulumat) içine gömmesinden başka nedir ki. Bu durumda onda hep endişe, tatminsizlik, saldırganlık vardı ve  insan acınacak bir hale düşmüş demektir.

İnsanın sorumluluğu üstlenmiş bir varlık olarak Rabbine karşı sorumlu iken ,  insanlara ve varlığa  karşıda sorumludur. Fakat bu sorumlulukları onun nefsine karşı olan sorumluluğunun gereklerindendir. Yani ona dönecek olan sonuç,  tümü ile Rabbine , nefsine,  insanlara ve varlığa  karşı sorumluluğunu ifa edip etmeme ile ilişkilidir.  

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA