21 Mayis 2018 Pazartesi

Kurban Allah'a Yakın Olma Çabası

01-09-2017 03:12 Güncelleme : 01-09-2017 03:12

Kurban Allah'a Yakın Olma Çabası

O halde kurbanlıklarımızı iyi seçelim; kalbimizin kendisi ile attığı, sevgimizle suladığımız, Derin sevgi ile beslediğimiz, kalbimizde bambaşka yer verdiğimiz, süsleyip, güttüğümüz, sabah ve akşam peşinden koştuğumuz her ne var ise onları kurbanlık olarak sunalım

KURBAN

 

Allah yarattıklarından uzak değildir. Onları yaratan olarak onların kaderlerini de kendi ellerine almıştır. Onların varlığını ve ölümünü takdir eden de ancak odur. Onlara yollarını gösteren de.

Yüce Rabbinin adını tesbih et. Ki o yarattı şekil verdi takdir etti ve yolunu gösterdi. A’la 1-3

Allah onları yaratmış ve onlara isteyerek ya da istemeyerek gelin dediğinde hepsi ona isteyerek gelmişlerdir.Onlar da ondan uzaklaşmamış sanki iradi bir varlık gibi yakınlaşmayı tercih etmişlerdir.

Bu hali ile gerek rabbin onlara yakın olması gerekse onların rabbe isteyerek gelmeleri Allahın varlık aleminden uzak görülmemesi ya da varlığı Allahtan uzak görmemeyi ifade eder. Bunun anlamı, Allah olmaksızın varlığın değerlendirilemeyeceğidir. Onların hepsinin değerleme ve değerlendirilmesi onları yaratan takdir eden ve yollarını gösterip  isteyerek kendisine gelmek  istedikleri Allah ile olmalıdır.

Allah yaratıklarının hiçbirinden uzak olmadığı gibi insana da uzak değildir

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız. Kaf 16

Canın boğaza dayanma zamanı olmasa, Ki siz o sırada bakıp durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. Vakıa 83-85

 Allah insana da yakındır. Her ne kadar o Allahtan kendisini uzak tutmaya çalışsa da , Allahı unutsa da Allah asla ondan uzak değildir.

Hatta insanın yanında onu koruyucular dahi vardır.

Muhakkak ki her nefis  üzerinizde koruyucular vardır.Tarık 4

Allah kullarına yakın olduğunun işaretlerini ona göstermektedir. Şu hali ile insan Allahın kendisine yakın olduğunu bunlarla görebilir.

Buna göre Allah hiçbir zaman ve hiçbir konumda ondan uzak değildir. Gökleri ve yeri; , güneşi ve ayı onun emrine vermesi, onun için yağmurlar yağdırması onun için havayı ıslah edip, onun için yerden rızık çıkarması, ona alacağı nefesi vermesi, kalbinin sürekli çalışması. Bunları ne Allahtan başka birisi yapıyor ve işletiyor ne de bunlar kendi başlarına kurulu bir saat misali işliyor. Bunları yaratan Allah, onları da işleten odur. O, bunlardan bir an elini çekse bunların hiçbiri yerinde durmaz dağılır, yok olurdu. Şu hali ile Allahın gökleri ve yeri yaratıp yönetmesi veya insanı yaratıp ona hayat vermesi, onun insanın yanı başında olduğunu ifade etmez mi ki hatta o ölüm anında dahi onun yanındadır. Öldüğü zaman dahi terk edilmekte değildir.

Zira Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır. Kaf 4

denilmektedir.

 

Bu hali ile onun varlığa ve insana olan yakınlığı salt mekansal bir yakınlık değildir. Onun yakınlığı göklerin ve yerin nuru şeklinde tavsif olunan ve insana kendi ruhundan üflediği şekliyle onlara hayatı ve ölümü veren bir yakınlık anlamındadır. Bu, onun mutlak yakınlığını ifade ederken, onun gibi kimsenin yakın olamayacağını gösterir.

 De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” Ra’d 16

İnsanların bir çoğu da bunu bilir. Kabul eder. Ama onlar bu yakınlığı idrak edememişlerdir. Zira bilmek, ayette dediği gibi (ve me edrake )idrak etmek değildir.

Çünkü yaptıkları işlere bakıldığında Allah sanki yakınlarında yok imiş gibi amelde bulunmaktadırlar. Oysa onun kendilerine yakın olduğunu idrak etseler o yaptıkları kötü işlerden ateşten kaçar gibi kaçarlardı. Çünkü onun yakın olması onlarda bir utanç duygusunu hasıl edecek iken diğer taraftan Allahtan uzaklaştıran bu işlerden de uzaklaşacaklardır.

Buna göre onun yakın olarak bilmek alıkoyucu bir idrak olarak kendini göstermelidir.

Gözlerin onu görmemesi onun yakın olarak idrakine mani değildir.

Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder.” O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.En’am 103

………….” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.”Araf 203

Onu göz görmez. Onu görmeye beden dayanmaz. Böyle görmeye çalışan Musa gibi bayılır.

O halde o ancak kalp gözü ile ve bu gözün nuru olan vahy ile görülür.

Vahy bir nurdur. O nur kalbe sirayet eder ve gözlerdeki perde kalkar.

İnsan, böylece onu yakınında idrak eder. Ona daha da yakınlaşmaya çalışırken ondan uzaklaştırıcı olanlardan da uzaklaşır.

Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler. Sebe 37

İnsanın Allah katında yakın olması onun iktidar ve güç sahibi olmasına bağlı değildir. Refah sınıfına dahil olan , ileri gelen veya soy itibari ile üstün olan  sırf bu nitelikleri ile yakınlardan olamaz. Çünkü bunlar  kendisine yakın olanı belirleme yetkisinin yegane sahibi olan Allah’ın kabul etmediğidir. Şu hali ile bunlar yakınlaştırıcı değildir. Zira bunların, bireyde bir karşılığının olması gerekir. Bu karşılık saf halde bulunan çocuklar ya da mallar ile değil onların ıslah edici bir amele dönüşmesi ile olur. Çocukların sorumluluğunun ifası ya da malların infakı yakınlaştırıcı olabilirken malların çok olması ya da çocukların olması yakınlaştırıcı olmaz. Ama yakınlaşma için  bir vesile kılınabilir. Buna göre çocuklar ya da mallar ile soyun veya diğer unsurların imkan olarak çokluğu, yakınlaştırıcılığı kendi başına yeterli değildir.

İşte sınanmanın başladığı nokta burasıdır. Ona yakınlaşma için her türlü imkan gösterilmişken uzaklaştırıcı olan da gösterilmiştir.

Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”Bakara 35

Başlangıçta şeytani bir eylem yapmayan insan için takdir edilen yer cennet gibi bir yeridi. Yüce Allah ona kendisine yakın olması için güzel bir yer vermiş idi. Orada istediği her şeyi vermişti. Bunlar, ona Allaha daha da yakınlaşması için birer vesileler idi. Böylece o, Allaha yaklaşmanın bir çok vesilelerine bulunduğu ortamda bulunuyordu.

Fakat  bir ağaca yaklaşmaktan menedildi. Onca yakınlaşma unsuruna rağmen uzaklaştırıcı unsur sadece bir ağaçtı. Fakat yakınlaştırıcı unsurlar yakınlaştırıcı değilde, yakınlaşılması gereken olarak algılanınca uzaklaştırıcı unsur artık sayıca da yakınlaştırıcılara rağmen fazla oluyordu.

Ağaç  ise o yakınlaştırıcı unsurları yakınlaşıcı unsurlar olarak görme zafiyetini temsil ediyordu.

Zira sonuçta ağaca yaklaşan insanın, tutunacak dalı kalmayacak ayağı kayıp yere düşecekti.

Bunun üzerine, şeytan o ikisini oradan kaydırdı ve onları bulundukları yerden çıkarttı. Bakara 36

O ağaç, uzaklaştırıcı olanın simgesi idi. Meyve veriyordu. Sapkın inanç, değersizliği ve cahilane meyveleri veren şeytan başlı zakkum ağacı gibi.(saffat 65)

İnsan için onu uzaklaştırıcı her ne var ise bu, onun için uzaklaşılması gereken bir ağaçtır. İnsan  ne o ağacın gölgesinden faydalanmalı ne de onun meyvesi gibi görülen şeytan başlarından yemelidir. Çünkü Onun meyvesi ezilmesi gereken şeytanların(kötülüğün) başıdır.

Diğer taraftan insan ağaca yakın olmaktan menedilmektedir. Ağacın meyvesinden yemekten değil. Bu ifade kötülük meyvesinin yenmesi(ifa edilmesi) değil kötülüğe yakın olmamayı ya da yakınlaştırıcı olanlardan dahi uzak olmayı ifade eder. Yüce Allah kitabında İsra 32.ayetinde zina etmeyin demez. Zinaya yaklaşmayın(uzak durun) der. Bu ifade ona götürecek olan her ne varsa onlardan dahi uzak durun demektir. Çünkü ona giden yol kötü yoldur.

Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. İsra 32

Şu halde insan Allaha nasıl yakın olur.

İnsanı Allaha yaklaştıracak olan onun kurbanıdır. Kurban Allah’a yaklaşmaz. Kurban ile Allaha  yaklaşma olur ise kurban edilenin yaklaşma amaçlı olarak verilmesi gerekir. Şu halde yaklaşma amaçlı olarak verilen, o kişiyi yaklaştırır. Bu yaklaşma ise yaklaşmadan  alıkoyanı kesme ya da Allaha  daha da yakınlaştırma için verme şeklinde ortaya çıkar.

Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı saygınız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele. Hacc 37

Kurbanın işareti olarak (Ve biz, her ümmete ) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. Hacc 34) Hayvan kesme kurban kavramının en belirgin işaretidir. Fakat bu bir işarettir. Bu işaret yakınlaşmak için vesile aramayı işaret eder. Buna göre kurban, kişiyi Allaha yakınlaştıracak olan her şeydir.

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.Maide 35

Bu durumda kişi Allaha yakınlaşma vesilelerini aramalıdır. Onun yakınlaşma vesilesi kendi içinde bulunduğu her şeydir. Ya içinde bulunduğun hali çevirecek(ınkılap) ya onunla mücadeleye devam edecek(cihad) ya da onu terk edecektir(hicret).Bu noktada onun ,eşi anası, babası, sülalesi, işi, mevkisi, mahallesi veya ülkesi ya da en sevdiği şeyi onun için yakınlaşma vesilesi(kurbanı) olabilir.

Ve bedevilerden öyleleri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve Resulün duasına sayar. İyi bilin ki bu, onlar için gerçekten bir yakınlaşmadır. Allah onları rahmetine alacaktır. Şüphesiz Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.Tevbe 99

İbrahim(a.s)’ın hayatında bir çok kurban vardır. O, babasını ,akrabalarını, yurdunu kurban verdiği gibi ateşte yanma pahasına canını da hiç göz kırpmadan kurban verdi.Fakat ona yaşlılığında verilen oğlunu boğazlaması istendiğinde o bunu da yaptı. Allaha en yakın olan kullardan olmak üzere hiçbir şeyi kurban etmekten geri kalmayan bir önderdi.

Onun yanında koşabilecek çağa erişince dedi ki:“Oğlum, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak artık, sen ne düşünürsün?” Dedi ki:“Babacığım, emrolunduğun şeyi yap! İnşa- Allah beni sabredenlerden bulacaksın. Böylece ikisi de teslim olup ve onu alnı üzerine yatırdı. Ve biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik. “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. “Doğrusu bu, apaçık bir imtihan idi.” “Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.” Ve Sonra gelenler arasında ona bıraktık. Saffat 102-108

Kurbanın ne olduğundan ziyade kurbanın kurban eden için taşıdığı anlam önemlidir. Bu noktada kurban edilen şayet bir hayvan ise onun tonlarca etinin olması o kurbanın yerine ulaştığı anlamına gelmez ya da malı, parası, evleri, arabaları olanın bunlardan bir kısmını vermesi de aynı şekilde kurbanın yerine ulaştığı anlamına gelmez. Çünkü kurbanın ne eti ne de onun kanı Allah’a ulaşacak değildir. Allah bunları kulundan kendi ihtiyacı olduğu için istemekte değildir ki ya da diğer kullara sanki haşa Allahın kendisi veremiyormuş gibi onlardan alıp diğer kullarına da verecek değil ki.

Allah ne onların vergisine muhtaçtır. ne de diğer  kulları bunların kurbanlarına (eşi anası, babası, sülalesi, işi, mevkisi, mahalle veya ülkesi ya da en sevdiği şeye) muhtaç eder. Zaten onların kurbanlarının sahibi de Allahtır.

Şu halde burada Rabbin kendisine ulaşacak olan olarak nitelediği unsur takvadır. Buna göre

kurbanın takva ile verilmesi gerekir ki ancak bu şekilde o kurban Takvaya bürünüp Allaha ulaşsın. Buna göre kurban Allaha ancak takvaya dönüşerek ulaşabilir.

İbrahim (a.s)ın kurbanı İsmail değildi. Onun kurbanı İsmaile olan sevgisi idi. İşte bu sevgi kurban potasına girerek takvaya dönüştü ve Allaha doğru yükseldi.

Bu durumda kurbanın değeri bireyin kurbanına önem verdiği değer ile takvaya dönüşüp Allaha doğru yükselirdi. Evinde yiyecek bir kuru ekmeğinden başka bir şeyi olmayan açlıktan karnı sırtına yapışan birinin bu kuru ekmeği Allah için diğer bir muhtaca vermesi onun için büyük bir kurbanlıktır..

Aynı şekilde takvaya dönüşmeyip yalnızca kan akıtmak ya da et yemek için kesilen tonlarca ağırlığındaki hayvanın boğazlanması, Allaha yaklaşma için bir vesile olmaz. O kurban  uzaklaştıran ama nefsin isteklerini tatmine yaklaştıran bir kurban olabilir.

Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, takva sahiplerinin kurbanını kabul eder. Maide 27

Ademin iki oğlundan takva sahibi olanın kurbanı kabul edilmiş idi. Diğerinin değil. Çünkü O’nun kurbanı Allah katında kabul edilecek olan kurban değildi.

 

Yakınlaşma ancak mutlak olarak yakın olan Allaha olmalı ise yakınlaşma vesileleri de onun için aranmalıdır. Ondan başkası adına değil. Zira kurbanlıkların sahibi Allah olduğu gibi insanın sahibi de odur. Buna göre, Onların üzerine Allahın adının anılması gerekir. Zira onun için insan kurbanın üzerine Allah adını anması aslında kurbanda bulunan nişan ile de gösterilmektedir. Zira kurbanın kendisi Allahın yaratmasının ve sahipliğinin bir nişanesi iken o kurbanın kendisi de   ondan başkasını hatırlatmakta değildir.

Buna göre hem onların maliki Allahtır. Hem de onlar varlıkları itibari ile Allahı tesbih ederler.

Artık buna rağmen Allahtan başkasına yaklaşmak için vesile aranıp kurban sunulursa bu durumda kurban olan,  kişinin kendisidir.

Allah ise kendisi için kulunun kurban(zebih) olmasını istemez. Zira İsmail’in kesilmesine izin vermedi. Ona fidye verdi. Şu hali ile o, kulun kendisine kurban ile yakınlaşmasını ister. Ateşe atılanlar mukarrebundurlar(Allah a yaklaştırılanlar).Ama kurban değillerdir.

Fakat Allah’tan başkasına yaklaşmak isteyenler Allah nimetleri üzerine, kendilerinin ve de yakınlaşmak istediklerinin sahibi olmadıkları halde, Allah’tan başkasının adını anarak onlara kurban ederler. Hatta bunun için inşaa ettikleri tapınaklarda gencecik kız ve erkekleri vahşi hayvanlara yem ederler. Bu salt geçmişte yaşanmış olan sapkın bir kurban ayini değil şu anda da varlığını koruyan , yaygın bir ayin olmaktadır.

Zira insanlar şimdi kendilerini tümü ile işlerine adayarak para ve mal elde etmeyi hayatının hedefi haline getirip, ekmek kavgası olarak niteleyerek hayatlarını bu kavgaya odaklamışlardır. Onlar için artık işleri ibadet, işyerleri ise birer mabettir. Emekleri değil, tümü ile kendileri kesilecek birer canlı insandır. Eğlence ve moda düşkünleri içinde aynı durum geçerlidir.

Allaha yaklaşma,  yalnızca kurban bayramlarında ifa olunmaz. Çünkü bu yaklaşma apayrı ve bambaşka olarak en üstün olandır. Diğer tüm yakınlaşmaları nehyeden sınırlayan bir yakınlaşmadır.

Zira sözkonusu olan, üstün Allaha yakınlaşmadır. Bu yakınlaşma daima diri olan Allaha yakınlaşmadır. Bu yakınlaşma zamanın sahibi olana yakınlaşmadır, bu yakınlaşma onun adı ile anılan birinin olmadığına yakınlaşmadır.

Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun? Meryem 65

Yakınlaşma her zaman (zamanın sahibi), her yerde (herşeyin sahibi) devam etmelidir. Bu devamlılık son nefese kadar sürmelidir.

Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et. Hicr 99

Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel. Müzzemmil 8

Herşeyin üzerine zamanın, mekanın ve diğer nimetlerin üzerine Allahın adının anılması gerekir. Bu gereklilik sürekliliğin olması içindir.

Şayet bu, sürekli olmaz ise bu durumda gaflet ya da uzaklaşma söz konusu olur.

Bu halde başkalarına doğru yaklaşma sözkonusu olur ki Allahtan uzaklaşma bu andan itibaren başlamıştır.

Yakınlaşmayı hatırlatan unsurlar ise sayılamayacak kadar çoktur. Çok olduğu gibi donuk ve tekdüze de değildir. Farklı ama, hepsi yakınlaşmayı hatırlatan dipdiri vesilelerdir. Çokluk ve renklilik bu halde insanı başının üstünden ayaklarının altından sağından solundan, önünden arkasından onu aydınlatırken iken buna rağmen uzaklaşma, ancak kısırlık ve renk körlüğüdür.

O böylece nefsini, dünyasını ve ahiretini kurban etmiştir. Artık onun dünyasının güneşi sönmüş,  yıldızları kararıp dökülmüş,  göğü dürülmüş, yeri parça parça olmuştur.

Oysa Allaha yaklaşmak için kurban vermek, nihayetinde insanın kendisi içindir. Zira o bu durumda ancak dünya ve ahiret huzurunu da erebilir.

O halde kurbanlıklarımızı iyi seçelim; kalbimizin kendisi ile attığı, sevgimizle suladığımız, Derin sevgi ile beslediğimiz, kalbimizde bambaşka yer verdiğimiz, süsleyip, güttüğümüz, sabah ve akşam peşinden koştuğumuz her ne var ise onları kurbanlık olarak sunalım.Vesselam..

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA