20 Temmuz 2018 Cuma

Ciddiyet ve Samimiyet

27-08-2017 05:27 Güncelleme : 27-08-2017 05:27

Ciddiyet ve Samimiyet

Bizlerin durumuna baktığımızda işlerimizin ne olduğu, kimi işveren olarak kabul etmiş olduğumuzu ve hangi el kitabına uyduğumuzu görmüyor muyuz?

Ciddiyet ve samimiyet..

Rabb’in birer çalışanı olarak onun emirlerini tüm insanların yapması zorunludur. Bu iş onların kabiliyetlerine göre taksim edilmiş ve onların yaratılışlarına uygun ve onların kaldırabileceği ağırlıkta bir iştir.

Bu işi yapanlar Rabb tarafından bunun karşılığı olarak ücret alacak ve yine Rabb tarafından bir koruma veya sigortalanacaktır.

İşini her kim düzgün yaparsa onun ücreti buna uygun olarak daha iyi iken o işyerine konmuş kameralardan daha sıkı bir şekilde kalpleri dahi gözetlenmektedir.

Gözetlenen bu insana en güzel ya da en adil karşılıkta buna göre verilecektir.

Fakat bazı insanlar bu işe gelmedikleri halde ya da bu işte çok az bulunup zamanın çoğunda işe uğramadıkları halde sigortalarının tam yatacağını ya da tam ücret alarak rahat bir yaşam sürdüreceklerini zannetmektedirler.

Oysa bu durum onların kendilerini aldatmasından başka bir şey değildir.

Onların kendilerini aldatması dolayısı ile beklediklerine de asla erişemeyecekleridir.

Rabbın işçisi olanların ustabaşısı onun görevlendirdiği elçileridir.

Onlar insanlara neler yapmaları gerektiği noktasında kullanım kılavuzları ve el kitapçıklarını vererek onlara bizatihi nasıl yapacaklarını göstererek işi öğreten insanlar olmuşlardır.Bunun için rakip firmalardan büyük engellemelere maruz kalmış kimi şehadet edilmeye kadar varmıştır.

Ama onların el kitapçıklarında işin tanımı, tarifi ve nasıl yapılacağı noktasında ayrıntılı bilgi varken böylece insanlar artık işlerinde acemi de olmayacaklardır.

Ama buna rağmen insanlar kendilerine başka işler bularak başka işverenlerin emrine girerek sanki onlar bunları sigortalayıp ücret veriyorlarmış gibi çalışmaya başlamışlardır.

Doğal olarakta kendilerine uygun olmayan bu işler altında ezilmiş ve ücretleri de kendilerini tatmin etmemiştir. İnsanca bir yaşam ortamı işyerinde(dünya da) olmadığı gibi aldıkları ücret ile de köle gibi bir yaşam sürdürmek zorunda kalmışlardır.

Onların ileriye dönük bir birikimleri olamadığı gibi yatırım noktasında da hiçbir şey yapmamış ve korunmasız olarak ortada kalmışlardır.

Rabb’in işyeri bu dünya dır.Dünya da herkes ecrinin karşılığını almak üzere çalışmalı ve daha sonrası için yatırım yapmalıdır.

Bu hususta ücretler yapılanın karşılığı olarak katkat verilecektir. Hatalar affolunacak veya bağışlanacaktır. Bunun için emirlere uyarak işverene tam bir sadakat içinde çalışmak ve işten ayrılmamak ya da kaytarmamak gerekir.

Bunu yapan ancak kendi nafakasını kesen olur, ancak kendisi muhtaç bir durumda kalır. Kimse de ona bir rızık veremez ,onun karnını doyuramaz ve ona güzel bir gelecekte veremez.

Bizlerin durumuna baktığımızda işlerimizin ne olduğu, kimi işveren olarak kabul etmiş olduğumuzu ve hangi el kitabına uyduğumuzu görmüyor muyuz?

Kimin işinde çalışıyoruz kimden ne bekliyoruz. Bu durumda zelil bir hayatın içinde muhtaç olmuş köleler haline gelmiş bulunmakta değil miyiz?

İşverenlerimiz nefsimiz olmuş, onun arzularına çağıran şeytanları ustabaşı edinmişiz, el kitapçıklarımız onun sözleri olmuş iken beklentilerimizde ancak dünyadan öte gitmemiştir.

İnsana ancak peşinden koşuşturduğu vardır ayeti açıkça da ortaya koyduğu gibi o neyin peşinden giderse erişeceği şeyde ondan başkası olamaz. Bu, Rabb’in üzerine aldığı ve dönmeyeceği bir vaadi olarak ortada iken buna rağmen aracı kurtarıcılar ya da isimler bu hususta ücreti arttırmaya yönelik hiçbir şey yapamaz.

Hiçkimseye de yapamazlar.

O halde sigortalı bir iş, gelecek vaaden ve huzurlu bir iş ancak Rabb’in işveren olduğu onun talimatlarının bulunduğu kitaba uymakla olur. Bu, hem dünya hemde ahirette yüksek bir ücret için gereklidir.

Aksi halde sürünmeye  mahkumuz ve çukura düşmekten de kurtulamayız.

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA